1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Eroğlu ile yeniden ‘suçlu koltuğu’na
Eroğlu ile yeniden ‘suçlu koltuğu’na

Eroğlu ile yeniden ‘suçlu koltuğu’na

Annan Planı dönemine kadar Kıbrıs Türk tarafı Kıbrıs sorununda hep ‘mızıkçılık’ yapan taraf olarak algılanıyordu. Denktaş-UBP iktidarları ve Ankara’nın 2002’ye kadar sürdürdüğü genel siyaset “taksimin kalıcılaşması”na

A+A-

 

Annan Planı dönemine kadar Kıbrıs Türk tarafı Kıbrıs sorununda hep ‘mızıkçılık’ yapan taraf olarak algılanıyordu.

Denktaş-UBP iktidarları ve Ankara’nın 2002’ye kadar sürdürdüğü genel siyaset “taksimin kalıcılaşması”na dönüktü.

Her ne kadar ‘resmi tez’ olarak federasyon dillendirilse de, gerek masa başında sunulan öneriler, gerekse sık sık çizilen zigzaglar, Kıbrıs Türk tarafını hep “suçlu sandalyesi”ne oturtuyordu.

Bu tablo BM raporlarına da yansıyor, uluslararası camiada Türk tarafı “çözüm istemeyen taraf” damgasını yiyordu.

**

Bu tablo 2002 sonundan itibaren değişmeye başladı.

AKP iktidarının daha ilk günden “çözümsüzlük çözüm değildir” siyasetini ilan etmesi yeni bir dönemin işaretiydi.

Bu siyasetin patenti Kıbrıs Türk soluna ve çözüm güçlerine aitti.

Dolaysıyla Kıbrıs’taki çözüm taraftarlarının yolu ile Ankara’daki otoritenin yolu tarihte ilk kez çakışıyordu!..

Annan Planı’nın müzakere edilmesi, referanduma sunulması ve Kuzey’den “evet” oyu çıkmasında bu ittifakın belirleyici rolü oldu.

“Derin devlet”in itiraz ve engellemelerine rağmen!..

**

Yüzde 65’lik “evet”in dünya kamuoyunda yarattığı olumlu etki o kadar büyüktü ki, 40 yıllık imaj tersine döndü, Kıbrıslı Türklerin meydana ve sandığa yansıyan barışçı mesajı dalga dalga yayıldı.

Bu dalgalar diplomasiye de yansıdı.

BM raporları, alınan AB kararları, geleneksel siyasetlerin Kıbrıslı Türkler lehine değişmesi gibi pozitif gelişmeler yaşandı.

Referandum sonrası yaşanan iktidar değişikliği ve müzakere masasında CTP-Talat yönetimince ortaya konulan kararlı siyaset sayesinde başka önemli gelişmeler de oldu.

Güney’de Papadopulos’un seçimi kaybetmesi ve AKEL’in ilk kez ‘Başkan’ seçtirebilmesi bunlardan biriydi.

Ve tarihin bu bölümünün bir başka önemli özelliği de Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde yaşanan bahar havası oldu.

**

2009 sonrası bu hava dağılmaya başladı.

Önce UBP’nin hükümeti devralması, bir sene sonra da Eroğlu’nun seçilmesi kafalarda soru işaretleri yarattı.

“Talat’ın bıraktığı yerden devam” diyerek Eroğlu bir süre vaziyeti idare ettiyse de, müzakere masasından gelen haberler iyiye dalalet değildi.

Nitekim son bir hafta içinde gelen mesajlar “gidilecek köyün minareleri”ni iyice belli etmiş durumda...

Önce Hristofyas “Eroğlu herşeyden cayıyor” dedi.

Ardından Downer “Federasyon modeli ölebilir” dedi.

Ve nihayette Eroğlu “Genel Sekreter New York toplantısında çözüm olmayacağını anlayacak” dedi.

**

Fazla söze gerek yok bence...

2002 öncesine dönmek üzereyiz!..

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 970 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler