1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Ermu’da insanlar ortak bir yaşam biçimini paylaşıyordu...'
Ermu’da insanlar ortak bir yaşam biçimini paylaşıyordu...

'Ermu’da insanlar ortak bir yaşam biçimini paylaşıyordu...'

Ermu Sokağı’nı inceleyip haritalandıran, bu sokaktan hatıralar toplayan Anita Bakşi anlatıyor... Ermu Sokağı’nı inceleyip haritalandıran, bu sokaktan hatıralar toplayan Anita Bakşi’yle röportajımızın devamı şöyle: ANİTA BAKŞİ:

A+A-

 

 

Ermu Sokağı’nı inceleyip haritalandıran, bu sokaktan hatıralar toplayan Anita Bakşi anlatıyor...

 

 

 

Ermu Sokağı’nı inceleyip haritalandıran, bu sokaktan hatıralar toplayan Anita Bakşi’yle röportajımızın devamı şöyle:

ANİTA BAKŞİ: Doktora yapan bu arkadaşım bana bu ticari katalogları verince, “Tamam” diye düşündüm. Sonra Kıbrıs Cumhuriyeti devlet arşivlerinde başka yıllara ait ticari kataloglar da buldum. Ayrıca CYPRUS MAIL adlı İngilizce gazetenin eski sayılarını da buldum arşivde, 1946-1951 yılları arası sayılarını buldum... Bu gazetelerde de insanlar ilanlar veriyordu, sattıkları mallarla ilgili... “Bu, tüm malzemeyi toparlamakta çok iyi bir yöntem” diye düşündüm.

Yalnızca bunlarla bir harita oluşturabileceğimi düşünüyordum... Biraz bilgi vardı elimde bu yönde...

Sonra şöyle düşünmeye başladım: “Peki ya dükkan sahipleri? Bu ilanları, reklamları vermiş olan dükkanların sahipleri?”

Böylece Lefkoşa Surlariçi’nde yürüyerek yaşlı insanlar aramaya çıktım. Dükkan sahibi yaşlı adamlara gidiyordum ve “Evet, şimdi burada dükkanınız var ama eskiden acaba Ermu’da da dükkanınız var mıydı?” dedim... Böylece pek çok insan buldum... 20 kadar yaşlı insanla konuştum, bazıları Ermu’dandı, bazıları Arasta’dandı, bazıları bu bölgede yaşıyordu... Bazıları da bu bölgeyi çok iyi biliyordu. Onları bulduğum için gerçekten şanslıydım...

 

SORU: Adamızı ikiye bölen bu sınır çizgisiyle ilgili şöyle bir şey de vardır: Eğer bir şekilde bu sınır çizgisiyle geçmişte bağlantınız olmuşsa, o çizgiden ayrılamıyorsunuz... Çok uzağa gidemiyorsunuz... Ya sınıra yakın bir yerlerde yaşamayı seçiyorsunuz ya da sınıra yakın lokantaları seçiyorsunuz mesela yemeğe gideceğinizde bir yere... Dönüp dolaşıp o ulaşılamayan “Ara Bölge”ye varıyorsunuz... Ben Çağlayan’da yaşadığım için hep böyle bir duygum var, Mağusa Kapısı’na yakındır Çağlayan... Barikatlar açılınca, hep sınıra yakın lokantalara gidiyordum, sonra bu hareketimi farkettim... Mesela Ayasofya’nın (Selimiye) tam arkasında bulunan bir lokantaya gidiyorum, orada çok mutlu oluyorum... Sınır çizgisi bölücü bir hat olmuyor o zaman, birleştirici bir hat oluyor gibi geliyor insana... Ona yakın duruyorsunuz... Belki de Ermu’da dükkanları olan insanlar, bu yüzden çok fazla uzağa gitmemişlerdir, Ermu’ya bir şekilde yakın olmak için Surlariçi’nde kaldılar...

ANİTA BAKŞİ: Evet çünkü pek çok Kıbrıslı mesela, Surlariçi’nden kaçıp suriçi dışında dükkan açtılar ama haklısın, bu insanlar Surlariçi’nde kaldı...

 

SORU: Anıları var çünkü Ermu’da ve uzaklaşamıyorlar oradan... Bazı psikolojik faktörler vardır ki sizi bu sınıra yakın olmaya itiyor, çok uzaklaşamıyorsunuz sınır çizgisinden... Özellikle Lefkoşa’da böyledir – başka yerlerde böyle bir şey olduğunu pek sanmam. Çünkü bölünmüşlüğün en fazla hissedildiği yer Kıbrıs’ta, Lefkoşa’dır. Hem bölünmüşlüğü, hem de iki yarının bir bütünün parçası olduğunu, bütünlüğü de hissedersiniz burada... Başka yerde yok böyle bir şey...

ANİTA BAKŞİ: Evet... Lefkoşa eski bir şehir, işbirliği için de potansiyeli vardır... Adada başka herhangi bir yerde böyle görsel bir bağlantı bulamazsınız, bir tek Lefkoşa’da vardır bu, sizin söylediğiniz gibi...

Lefkoşa gerçekten önemlidir, Ermu ve tüm Ara Bölge de önemlidir. Ben araştırmam esnasında insanların ortak bir yaşam biçimini paylaşmış olduklarını gördüm bu bölgede... Dükkan sahiplerinin paylaştıkları bir yaşam biçimi vardı Ermu’da. Öğle paydosu için saat 13.00’te zil çalardı her gün, saat 16.00’da dükkanlar açılırdı. İnsanların paça çorbası içmek için gittikleri yerdi Ermu... Kebap yemek, lokma yemek için gittikleri yerdi Ermu... Ve bir de sokak satıcıları vardı – bir sokak satıcısı “Saleeep!” diye bağırıyordu Ermu’da, “Sıcak Salep!” Tüm bunlar paylaşılmış hatıralardı, melez bir yaşam diyebilir miyiz buna bilemiyorum ama ortak bir yaşam biçimiydi...

 

SORU: Ermu’da yalnızca Kıbrıslıtürkler’le Kıbrıslırumlar yoktu, aynı zamanda Kıbrıslıermeniler de vardı...

ANİTA BAKŞİ: Evet, çok önemli bir parçasıydılar Ermu’nun...

 

SORU: Bu konudaki bellek tümüyle silinmeye çalışılmıştır, unutturulmaya çalışılmıştır...

ANİTA BAKŞİ: Kesinlikle... Başka insanlar da vardı, mesela Beyrut’tan bir Arap olduğunu hatırlıyor insanlar, börek dükkanı vardı Ermu’da... Başka yerlerden başka insanlar da vardı...

 

SORU: Bunları yaparken, hiç ayak basmadığın, hiç görmediğin halde, Ermu’daki yaşamı nasıl düşlüyordun? Ermu Sokağı 1958 öncesinde ne tür bir yerdi? Tüm bunları araştırınca, ne gördün?

ANİTA BAKŞİ: Yavaş yavaş tablo ortaya çıkmaya başlamıştı... 1950’lerden fotoğraf arşivi de bulmuştum, eski dergilerden fotoğraflar, tüm bunlar da Ermu’nun ne tür bir yer olduğunu görmeme yardımcı oldu.

Ancak dükkan sahiplerinden Ermu Sokağı’ndaki hatıralarını dinlemeye başlayınca, o zaman oradaki şakacı havayı solumaya başladım... Belli karakterlerle ilgili pek çok öykü anlattılar bana, yaptıkları şakaları anlattılar. Karabülük Kahvesi vardı Ermu’da, bana bu kahveyle ilgili bir fıkra anlattılar. Gene sigara satıcısı bir kişiyle ilgili anekdotlar anlattılar, bu sigara satıcısının yürüyüşü, konuşması, kahkaha konusuydu... Her iki taraftan da insanlar bana aynı öyküleri anlatınca, o zaman Ermu’daki yaşamı gözümde canlandırıyordum... Gündelik alışkanlıklarını, gündelik yaşamlarını, gördükleri insanları anlatıyorlardı... Siesta saatini anlatıyorlardı, dükkanların önündeki sandalyelere yayılmış insanları anlatıyorlardı, lokantaları, tavernaları anlatıyorlardı... Sosyal alanları anlatıyorlardı... Çok zengin bir çevresi vardı Ermu’nun... Ermu, bir dere yatağıydı eskiden, bu yüzden şehrin başka yerlerinden farklı bir yapısı vardı, dükkanlar arasındaki mesafeden tutun da, yolun şekline kadar farklıydı... Dar dükkanlar vardı ama bu dükkanların iki kapıları olurdu, bir girişleri Ermu’da, diğer kapıları da Temistokleus Sokağı’ndaydı... Pek çok dükkanın çok büyük kapıları vardı, bu kapılar açık bırakılırdı mesela... Böylesi bir çerçevesi vardı Ermu’nun...

Ermu’da yürüyüp de çok canlı bir yaşam olduğunu görebiliyordum, sesleri duyabiliyordum, insanların neler konuştuğunu işitebiliyordum bana anlatılanlardan...

 

 

SORU: 1958’de Ermu’da neler olmuştu?

ANİTA BAKŞİ: 1955’te bazı olaylar başlamıştı – ancak o günlerde çatışmalar daha çok Uzunyol’daydı (Ledra Street). 1958’de çatışma Ermu’ya doğru kaydı... Ben bu konuda tarihi bir uzman değilim ancak yaptığım araştırmalardan anladığım kadarıyla 1958’in yaz aylarında Ermu’ya kaymıştı çatışmalar... Haziran ve Temmuz aylarında... Gazetelerde de okudum bunları, o günlerin gazetelerinde... Bunlar çok bilinen yerlerdi... Mesela İrfan Hüseyin’in perakende satış dükkanı, Çıraklı’nın fabrikası, Olimpiakos Futbol Kulübü... Bazı hanlar vardı bu bölgede ki iki toplum da bu hanlarda yaşamı paylaşıyorlardı... Bu hanlar da çatışmalardan etkilenmeye başlamıştı. Mesela şöyle bir şey okudum: Bir hanın önüne aniden bir barikat dikiliyor – oysa bu han, bir geçiş noktasıydı...

 

SORU: Bandabuliya’nın da başına benzer şeyler geldiydi...

ANİTA BAKŞİ: Evet, Bandabuliya da ayrılmaya başladı 1958’den sonra... Kıbrıslırum tüccarlar mallarını satmak üzere Bandabuliya’ya bir daha geri dönemediler... Sonuçta sanıyorum 1963’te Bandabuliya’nın Ermu’ya açılan ikinci girişi kapatılmıştı...

Bir diğer önemli nokta, her iki taraftan ayrılıkçı grupların, ortak ticari yaşama son vermek üzere yaptıklarıydı... Mesela bu dönem “Türk’ten Türk’e kampanyası” başlatılmıştı, bu kampanya çerçevesinde Kıbrıslıtürkler, yalnızca Kıbrıslıtürk dükkan sahiplerinden alış-veriş etmeye “teşvik” ediliyorlardı...Bu tür dış mekanizmalar, insanların birbirleriyle alış-veriş etmelerine sekte vuruyordu... Mesela bazı Kıbrıslıtürk dükkan sahipleri, mallarını Kıbrıslırum tüccarlardan alıyordu, bunu yapmayı sürdürmeyi başardılar. Aman aman birbirlerini çok sevdiklerinden değil illa ki ama gündelik yaşamın sürdürülmesi gerekiyordu çünkü... Ancak bu tür ayrılıkçı hareketler, ticari yaşamı ve ticari işbirliğini zorlaştırıyordu. 1963’te de bu durum daha da zorlaştı, Lefkoşa’da Kıbrıslıtürkler’in belli bir bölgeye toplanmasıyla birlikte... Enklav haline gelmişti Kıbrıslıtürkler’in yaşadığı bölge Lefkoşa’da. Kıbrıslırum yetkililer de ekonomik yaptırımlar uyguluyordu Kıbrıslıtürkler’e, bu da ticari malların bu bölgeye girişini önlüyordu – dediğim gibi ben tarih uzmanı değilim bu konularda ama insanlardan dinlediğim, okuduklarımdan çıkardıklarım bunlardır.

Ancak öykünün umut verici tarafı, 1967’den sonra gerginliklerin azalmasıyla birlikte, 1968’den itibaren ticari ilişkiler yenilenmiş, yeniden canlandırılmıştı. Kanadalı coğrafyacı Richard Patrick, bu dönemi çok detaylı yazdı. Konuştuğum bazı dükkan sahipleri de detaylar anlattı bana...

 

SORU: Ancak Kıbrıslıtürk dükkan sahipleri Ermu’ya geri dönemedi sanırım...

ANİTA BAKŞİ: Dönemediler... 1958’den itibaren Girne Caddesi’ne veya İplik Pazarı’na geçtiler, Ermu’daki dükkanlarına geri dönmemiş olsalar dahi, bazı işbirlikleri devam ediyordu... Müşteri ilişkileri devam ediyordu...

 

SORU: 1974’teki savaş da Ermu’yu tamamen kapattı...

ANİTA BAKŞİ: Evet, bölücü hat, Ermu’yu “geçilmez” kıldı, bu “Ara Bölge”yi sağlamlaştırdı, somutlaştırdı. Ancak 1974’e kadar, siyasi bir çözüm olmasa dahi, sorunlu ilişkilere karşın, Ermu’da hala bir ticari trafik vardı, orada hala işbirliği vardı... Şehrin bu bölgesinde, paylaşılmış olan bu bölgede çeşitli olanaklar vardı... Ben buna “alışverişin eşiği” diyorum. Sorunlar vardı ve bu hattı somutlaştırmaya çalışıyorlardı fakat şehir buna direniyordu... Ancak 1974’ten sonra işbirliği artık kesinlikle mümkün olamayacaktı burada...

 

SORU: Ve ölü bir bölgeye dönüştü Ermu...

ANİTA BAKŞİ: Ne yazık ki bu çok üzücüdür çünkü Ermu şehrin gerçekten inanılmaz derecede zengin ve harika bir bölgesiydi... Bu kaybedildi...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 675 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler