1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ERKUT ÖNER İLE 'HÜCRE' GÜNLERİ
ERKUT ÖNER İLE HÜCRE GÜNLERİ

ERKUT ÖNER İLE 'HÜCRE' GÜNLERİ

“Baskıcı anlayışı değiştirme gücümüz yok” “12 Eylül Türkiye’sini yaşayan, o baskıları gören arkadaşlarımız, Kıbrıs’ta yöneticilik yaptılar, Başbakan bile olduk. Ama bence hiçbir etkimiz olmadı. Olmadı çünkü bir yerlere bağı

A+A-


 

 

 

“Baskıcı anlayışı değiştirme gücümüz yok”


“12 Eylül Türkiye’sini yaşayan, o baskıları gören arkadaşlarımız, Kıbrıs’ta yöneticilik yaptılar, Başbakan bile olduk. Ama bence hiçbir etkimiz olmadı. Olmadı çünkü bir yerlere bağımlı yaşıyoruz ve değiştirme gücümüz yok”


“Hastal kışlasına girişte, araç durdu, öndeki polis camı araladı ve kapıdaki görevliye ‘suçlu getirdim’ dedi. Hücrede kaldık, dayak yedik ama kesinlikle moralimizi bozmamıştık… Bu söze çok bozulduk. İşkence bize o kadar koymadı, ‘suçlu’ denmesi koydu.”


“Bu sürecin iki önemli etkisi oldu bende… Birincisi, polis gördüğüm zaman ürperiyorum. Bir de Türkiye’ye hiç gitmek istemiyorum. Mecbur olmadıkça gitmek istemem.”

 




-----------------------------------
Türkiye’deki 12 Eylül 1980 darbesi ve o dönemin Kıbrıslı Türk mağdurlarından, tutuklanan, işkence gören öğrencilerle konuşmaya devam ediyoruz.
Bu haftaki konuğumuz, Erkut VEDAT (Dr. Erkut Öner)…
Şu bilgiyi de vermek istiyorum, bu süreçte ilk tutuklanan ve en uzun süre tutuklu kalarak, en ağır süre işkence gördüğü konuşulan isim Salih Hasan (Özüşen) – röportajlar boyunca arkadaşlarının Salih dayı diye andığı- röportaj talebimize, “O günleri anımsamak dahi istemiyorum, hiçbir şekilde konuşmak istemiyorum” diye yanıt verdi. Saygıyla, anlayışla karşıladık. Bu notu, sık sık bu yönde sorularla karşılaştığım için yazmak istedim.
-----------------------------------



·        Cenk Mutluyakalı. Siz 12 Eylül 1980 Türkiye’sinde öğrenciydiniz.

·        Dr. Erkut Öner: Evet öğrenciydim. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde son sınıfı okuyordum. Sınavlara giriyordum, son sınavları vermeye çalışıyordum.

 

·        C.M: Yurt kapanmıştı ve sanıyordum, siz de evde kalıyordunuz?

·        Dr. Erkut Öner: Merter’de bir bodrum katında kalıyorduk.

 

·        C.M:  Kimlerle kalıyordunuz?

 

·        Dr. Erkut Öner: Benim evde birlikte kaldığım arkadaşlarım Salih Dayı, Yılmaz, Mustafa Yeşilada, Hasan Özay vardı, şu anda cerrahlık yapıyor İstanbul’da.

 

·        C.M: Çok gergin senelerdi, nasıl anımsarsınız?

·        Dr. Erkut Öner: Acayip gergindi; ben hala nasıl mezun olduğumuzu düşünüyorum… Sıkıyönetim vardı ve her an darbe beklentisi taşıyorduk.

·        C.M: Tutuklanma günlerinize geleceğim, ancak, tüm bu süreçlerden günümüze nasıl dersler çıkardınız, hayatınızı nasıl etkiledi?

·        Dr. Erkut Öner: Muhakkak ki çok büyük etkisi oldu üzerimizde… Faşizmin ne olduğunu anlıyor insan. Baskıcı anlayışlara tanıklık ediyor. Eğer demokrasi yoksa, insanların baskı altına alınarak, nerelere ulaşıldığını gördük.

 

·        C.M: O baskıcı anlayışın yansımalarını daha sonra Kıbrıs’ta hissettiniz mi?

·        Dr. Erkut Öner: Tabii ki hissettik, o baskıcı yönetim, insan kayırmacılığı, partizanlığı ben çok hissettim.

 

·        C.M: O süreçte aktif rol alan, çatışan insanlar – baskıcı Türkiye’de yer alan insanlar daha sonra bu ülkede yöneticilik yaptılar, ama buradaki yönetimi değiştirmeye ne kadar etkileri oldu ?

·        Dr. Erkut Öner: Evet Başbakan bile olduk, ama bana göre hiçbir etkisi de olmadı pek çok anlayışı değiştirmek için… Çünkü bir yerlere bağımlı yaşıyoruz. Şu anda bunu değiştirme gücümüz de yok.






“NE DEMEK LAN HALKIN SESİ FALAN!”


·        C.M: Gelelim 12 Eylül 1980’e ne hatırlarsınız, ilk aklınıza ne gelir?

·        Dr. Erkut Öner: İlk aklıma gelen, 12 Eylül sabahı… Hasan Özay diye bir arkadaşımız vardı biz onla birlikte Fatih’te bir klinikte nöbet tutardık. Sabah kalktık bir sessizlik, yani bir tuhaflık vardı,baktım sokakta kimseler yok. Okula gitmek için ara sokaktan caddeye çıktığımda bir baktım ki her taraf asker dolu. Bir asker hemen önümü kesti, nereye gidiyorsun dedi darbe oldu, hemen içeri dedi. İçeriye girdim televizyonu açtım baktım ki Kenan Evren’in o meşhur konuşmaları… Tabii sokağa çıkma yasağı olduğu için o gün akşama kadar yanılmıyorsam orda bekledik. Sokağa çıkma yasağı kalkınca eve gittik…

 

·        C.M: O süreç öyle geçti, ta ki Kıbrıslı öğrencilere yönelik tutuklama başlayıncaya kadar…

·        Dr. Erkut Öner: Evet, yani Kıbrıslı öğrencilerin tutuklanmaları yanılmıyorsam Mart ayı gibi başlamıştı. Aileme telefon açtım, geri döneyim diye… Sen neden korkuyorsun, diye karşı çıkmışlardı ve “okulunu bitir, öyle gel” demişlerdi. Ben de kaldım orda. Fakat ev arkadaşımız Salih (Özüşen) tutuklanınca, biz de ev değiştik.

·        C.M: Nerde kalıyordunuz peki?

·        Dr. Erkut Öner: Ben teyzemin oğlu vardı orda, evli, onlarda kalıyordum. Ama sabah kalkıyordum okula gidiyordum, okuldan çıktıktan sonra ders çalışmak için Sarper arkadaşın evine gidiyordum. Akşama kadar orda kalıyordum, yatacak vakit ise teyzemin oğlunun evine gidiyordum.

 

·        C.M: Sizin tutuklanmanız nasıl oldu?

·        Dr. Erkut Öner: O dönemde benim 2 dersim kalmıştı, biri cildiye, diğeri de kulak burun boğaz… Yine arkadaşımla buluşacak, ders çalışacaktık. Sarper’in evine gittim, kapıyı çaldım cevap veren olmadı… Bahçeye geçtim, arka camdan bakarken, ensemde bir soğukluk hissetim. Polis, “Ellerini kaldır” diyerek seslendi, hemen kimliğimi istedi, kimliksiz asla dolaşmıyoruz tabii… “Burada ne arıyorsun” falan diye sordu… “Ders çalışmaya geldim, Sarper arkadaş kalıyor burada.” dedim. Beni aldılar ve yolun üst kısmında bekleyen minibüse götürdüler… Orada Salih arkadaşı gördüm. Ama o aynı evde kaldığım Salih öyle kötü görünüyordu ki, bildiğim Salih değildi; nasıl anlatayım, bitkindi, halsizdi, çok yorgun görünüyordu. Konuşamadık tabi, selam bile vermedik, yaka paça atmışlardı bizi çünkü… Belli ki Sarper’i arıyorlardı. Benim nerde kaldığımı sordular, “teyzemin oğlunun evinde kalıyorum” dedim. “Nerde orası” diye sordular. Bahçelievler’e çok yakındı, Haznedar dediğimiz bir yerdi. “Bizi oraya götür” dediler. Artık ne söylerlerse yapmak zorundaydık, aksi halde başımıza neler geleceğini biliyorduk. Gittiğimiz zaman oraya apartmanın 3’ündü katında idi teyzemin oğlu, beni aşağıda bırakıp onlar yukarıya çıktılar, kapıyı çaldılar… Teyzem ve küçük kız kardeşim de o sıralar Kıbrıs’tan ziyarete gelmiştiler. Kapıyı açtılar, polisler hemen onlara beni sordular. “Erkut burada mı kalıyor” diye. Teyzem hemen atıldı dedi ki onlara, “Yok o burada kalmıyor, babası onu alıp Kıbrıs’a götürdü.” “Tamam” dediler. İndirler aşağıya. “Kimdir lan” dediler “o yaşlı kadın…” “Teyzemdir” dedim; “Senin burada kalmadığını söylüyor” dediler.  Ben de “korkmuştur kadın herhalde.” dedim. Neyse epeyi dolaştık, ondan sonra Bakırköy’e Sarper’in çalıştığı yere gittik, arabayı park ettiler.

 

·        C. M: Siz mi yönlendirdiniz onları?

·        Dr. Erkut Öner: Yok, önceden biliyorlardı anladığım… Gittik, onlar yukarı kliniğe çıktılar, “daha dönmedi” dediler… Sanırım Sarper’i bulamadılar… O’nu ararken, beni tutmuşlardı. Sarper’i niye arıyorlardı, bir ihbar üzerine mi, onu da bilmiyorum. Bu sırada Sarper kliniğe geldi. Yaka paça onu da aldılar. Tekrar Sarper’in evine gittik, eşi Remziye de eve gelmişti. Tabii kapıyı çalıp eve girdiğimizde beni bir sürpriz bekliyordu. Bir baktım ki kız kardeşim de oradaydı. Evler yakındı zaten, biz Bakırköy’e gidip  Sarper’i alıncaya kadar o da bana haber vermeye geldi… “Polis seni arıyor, saklan” diyecekti bana. Onu da alırlar diye düşündüm ve çok korktum. Onu almadılar, sadece burada ne aradığını sordular, o da cesaretle “kardeşimi arıyordum” dedi. Bir anda Sarper’in evini talan etmeye başladılar. Orda bir Halkın Sesi gazetesi buldular ve feveran etmeye başladılar: “Ne demek lan halkın sesi, halkın şeyi bilmem ne”…  Dedik ki, bakın kurucusu Dr. Fazıl Küçük, O’nun gazetesi…  Ve ikna oldular. Derken oradan Sarper ile birlikte tutuklandık; Salih de zaten vardı, 1. Şubeye gittik… Gözlerimiz bağlı bizi oraya götürdüler.






“ACIYA DAYANAMADIM, BAYGINLIK NUMARASI YAPTIM”

·        C.M: Tutuklandınız, 1’inci şubedesiniz ve oradaki prosedürü de artık iyice öğrendik.

·        Dr. Erkut Öner: Evet ben falakada buldum kendimi… Genelde falaka ile işkence ederlerdi bize, daha ileri aşamada elektrik falan olurdu. Falakayı yaptıktan sonra suyun üzerinde yürütülüyorduk ama bizim bir hafta kadar ayaklarımız şişmişti.

 

·        C.M: Ne kadar kalmıştınız orada?

·        Dr. Erkut Öner: 1’inci şubede 7 gün kaldım,  13 gün de Hastal’da.

 

·        C.M: 7 gün de falaka oldu mu?

·        Dr. Erkut: Ben ilk gittiğim gün falakaya yattım, orda hem soru soruyorlar, gözleriniz bağlı tabii, hem de ayaklarınızın altına vuruyorlar. Orda sorulan sorular klasik ama bana bir de artı olarak teyzem niye yalan söyledi diye pat küt vuruyorlardı.

 

·        C.M: Size de sanırım örgüt başkanı soruluyordu!..

·        Dr. Erkut Öner: Evet aynı soruları bize de soruyorlardı, bilmiyorduk cevapları ama bilsem de asla söylemezdim, kesinlikle… Bir defasında o acıya dayanamadım, bir baygınlık numarası yaptım… Onlar da telaş yaptılar, hemen kaldırdılar beni… Hücrede 7 gün kaldım, orada aklımda kalan, küçük bir hücre ve biz 10 kişiyiz… Mustafa diye emekli bir öğretmen, oğlunu arıyorlarmış esas, onu bulamayınca babasını aldılar. O gün emekli maaşını almış ve daha evine gitmeden tutuklamışlar kendisini. Maaşı cebinde hücreye getirdiler adamı. Arada bir tuvalet izni verdiklerinde dışarıda Göksel’i, Vamık’ı hepsini görüyorduk ama konuşamıyorduk, seslenemiyorduk birbirimize, orda paran varsa ekmek, yoğurt, helva alabilirdik… Neyse bu emekli öğretmen çok üzülür, çok ağlardı, ama en çok üzüldüğü de kirasını ödeyemediği, eşinin çocuklarının çok zor durumda kaldığını anlatır ve dert yanardı… Ben çıkmadan birkaç gün önce tüm parasını bana verdi ve dedi ki, çıkar çıkmaz falan numarayı ara ve bu parayı ver dedi… O telefon numarasını yazma imkanım yoktu ancak ezberledim. 1’inci şubeden sonra Hastal Kışlası’na gittik, Mustafa amcanın parası bende kaldı…

·        C.M: Bu süreçte sizi en fazla acı veren ne oldu?

·        Dr. Erkut Öner: Hastal kışlasına girişte, araç durdu, öndeki polis camı araladı ve kapıdaki görevliye “suçlu getirdim” dedi. O an o kadar moralim bozuldu ki anlatamam. 7 gün hücrede kaldık, dayak yedik ama kesinlikle moralimizi bozmamıştık… Ama bu söz bizi bitirdi, çok moralimizi bozdu. Baktım ki Salih de Ünal da Vamık da hepimiz aynı duyguyu yaşamışız. Biz suçlu değildik çünkü… İşkence bize o kadar koymadı, “suçlu” denmesi koydu.

·        C.M: Mustafa amcanın parası ne oldu?

·        Dr. Erkut: Geleceğim oraya… Ben 13 gün Hastal’da kalmıştım. Hastal’da işkence yoktu, Hastal’da Atatürk eğitimi, dersi vardı, her gün sabah 8’den 5’e kadar Atatürkçülük eğitimi veriliyordu, kitap da vermişlerdi konu ile ilgili. Yani dışarıya çıktığımızda içimiz dışımız Atatürk olmuştu. Ben iyi hatırlıyorum, büyük bir koğuştu, beni koğuş sorumlusu yapmışlardı. Doktordur, okumuştur falan diye. Tabii sorumluluk da ne, işte yemek geldiydi, hamama gidilecek falan. Başka Hastal’da günlerimiz böyle geçti ama vurgulamak istediğim bir şey hiç bir arkadaş moralini bozmadı…

 

·        C.M: Aileniz gelip sizi göremiyordu.

·        Dr. Erkut Öner: Hayır kesinlikle gelip göremiyorlardı bizi.

 

·        C. M: Aile için daha zor bir durumdu bu sanırım.

·        Dr. Erkut Öner: Kesinlikle, hele de Kıbrıs’taki aile için çok zor bir durumdu bu. Ondan sonra 13 günden sonra yargılandık, Salih ve Ünal arkadaş tutuklandı, bizler serbest kaldık. Serbest kalan arkadaşlarla otobüse girip doğru Merter’e. Söylemeyi unuttuğum Hastal’a girer girmez saçlarımızı sıfıra vurmuşlardı. Ve Merter’e ilk girdiğimizde bizi ilk gören berber olmuştu. Hatta Kemal da bir espri yaptı. “Aha berber de gördü bu halimizi, şaşıracak şimdi, kimde kesildi bu saçlar” diye. Çünkü hepimizin berberi de o berberdi. Merter’e gittik Remzi Mehmet vardı sanırım Telefon Dairesi Müdürü, Mağusa’da. O bizi gördü, bize bira getirdi ama bizim bira içecek halimiz yoktu. Hepimiz yatağa girdik, uyuduk, ertesi gün ilk işim Mustafa Dayı’nın verdiği numarayı aramak koldu.

 

·        C.M: Unutmadınız yani o numarayı.

·        Dr. Erkut Öner: Hayır unutmadım aradım, böyle böyle bir durum var gelin dedim; geldiler parayı teslim ettim ve ben de rahatladım.  

 

·        C.M: Ondan sonra okulu bitirdiniz, Kıbrıs’a öyle geldiniz…

·        Dr. Erkut: 2 dersim vardı Cildiye ve Kulak Burun Boğaz, hemen cildiye sınavına girdim geçtim, hatta iyi not aldım. Ondan sonra Kulak,Burun Boğaz sınavına girdim; bir şekil onu da geçtik. Sonra Kıbrıs’a döndüm. Hani en başta sormuştunuz, bu sürecin üzerinizdeki etkisi ne oldu diye. İki etkisi oldu, bir, polis görünce ürperiyorum. Bir de Türkiye’ye hiç gitmek istemiyorum. Mecbur olmadıkça gitmek istemem.

·        C. M: Şimdi 12 Eylül darbesi yargılanıyor, siz de mağdur olarak, müdahil olacak mısınız?

·        Dr. Erkut Öner: Evet, olmayı düşünüyorum… Bu yönde CTP üç avukat başkanlığında bir komite kurduk, gidip görüşmek isterim, arkadaşlarla da konuştum. En azından bu uğurda pisi pisine giden, demokrasi şehidi arkadaşlarımıza saygımızdan bunu yapmamız gerekiyor diye düşünüyorum. Yani bir Sadık bir Muharrem, bir Elmas, onlara olan saygımız varsa, müdahil olmalıyız.
Sormadın ama bir şey daha söylemek istiyorum ben; Mustafa Dayı, ben ihtisas yaparken, geldi, beni buldu, nasıl buldu, orda ihtisas yaptığımı nasıl bildi, bilemiyorum… Nasıl hatırladı, o hücrenin içerisi çok karanlıktı, birbirimizi göremiyorduk ama o yine de geldi… “Sen misin” dedi ve teşekkür etti, gitti…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1484 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler