1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ERDOĞAN’IN KIBRIS’I!
ERDOĞAN’IN KIBRIS’I!

ERDOĞAN’IN KIBRIS’I!

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ankara’da yaptığımız görüşme sonrasında birçok farklı basın yayın organına değerlendirmeler yapıp, bu sohbetin detaylarını paylaştım. Erdoğan’ın 2o Temmuz kutlamaları çerçevesinde ada

A+A-

 

         Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ankara’da yaptığımız görüşme sonrasında birçok farklı basın yayın organına değerlendirmeler yapıp, bu sohbetin detaylarını paylaştım.

         Erdoğan’ın 2o Temmuz kutlamaları çerçevesinde adada da tekrarladığı o görüşlerde aslında ne demek istediği yanında, bunları nasıl bir atmosferde söylediği de çok merak edildi.

         Bu merağın arkasında, öylesine söylenmiş blöfler mi bunlar, yoksa kararlı bir siyasetin göstergesi midir sorgulaması yatıyordu genellikle.

         Son derece samimi ve kararlı bir tavrı vardı, Erdoğan’ın. Bizi de şaşırtan açıklamaların tesadüfen, öylesine söylenmiş açıklamalar olmadığını, sonrasında istikrarlı şekilde bunları defalarca tekrarlamasından da teyit etmiş olduk.

         Erdoğan bu toplantıda yazılmamak şartıyla da birçok konuda duygu ve düşüncelerini paylaştı.

         Bunların bazılarını farklı mekan ve demeçlerde kendisi söyledi. Ama “off the record” prensibine sadık kalarak bunlara girmeyeceğim.

         Ancak daha sağlıklı bir değerlendirme için şöyle bir özet yapabiliriz;

         Erdoğan sadece AB’ye değil, BM’ye de rest çekerek, çözümsüzlük koşullarında Kıbrıs’ın Kuzey’inde başat gücün kendisinde olduğunu açıklıkla ortaya koydu.

         Aslında söylediklerinde yeni bir politika yok, ama yeni bir açıklık var.

         Erdoğan, nüfus ve vatandaşlık konusunda hassas olduğunu ve Türkiye’den adaya gelenlere vatandaşlık verilmesi konusunda öncelik taşıdığını ortaya koyuyor, çeşitli söylemlerinde.

         Bunun yanında, kumarhanelerle ilgili ZAMAN Gazetesi’ne verdiği son demeç de sadece Kıbrıs sorunu konusunda değil, iç siyaset ve yapıyla ilgili de bir “tertipleme” hedefi taşıdığına açık bir başka örnek olarak duruyor karşımızda.

         Sadece mafyalaşmayı değil, toplumsal ahlaki değerleri de olumsuz etkileyen kumar anlaşılır şekilde, Erdoğan siyasetiyle örtüşmüyor.

         Sanırım rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Erdoğan bundan sonra sadece ekonomiyi değil iç yapıyı da bir “tertipleme” hedefiyle hareket edecek.

         Muhtemelen kendi siyaseti ekseninde bunu yapacak da!

         Tavrını nüfus akışına devam edip, Türkiye’den gelenlere daha iyi bir yaşam ve vatandaşlık hakkı verilmesi gerekliliği ile ortaya koydu.

Kumarhanelerden duyduğu rahatsızlığı, yeni yatırımlarla Türk sermayesinin adaya gelmeye devam edeceğini de söyledi.

Kültürel değerler konusunda da hassas olduğunu zaten önceden çeşitli defalar söylemişti. O yüzden Türklük değerlerini ortaya koyacak, Müslümanlık özelliğini ön plana çıkaracak bir model tasavvur etmek de yanlış olmaz!

         Alman Der Tagesspiegel gazetesi, Erdoğan siyasetiyle ilgili son derece önemli bir tespitte bulundu, önceki gün;

Bakın Gazete, Başbakan Erdoğan'ın AB'ye meydan okuduğunu yazarken ne diyor;

“Türk Başbakanı Avrupa’yı Ürkütüyor: Erdoğan, Kıbrıslı Rumların AB Dönem Başkanlığında AB İle İlişkileri Dondurmak İstiyor. Ülke Ekonomisi Gelişiyor, Özgüven Artıyor, Baskıyı Artırmak İçin İyi Bir Zamanlama.”

Bunun yanında bu çıkışın duygusal bir çıkış değil, soğukkanlılıkla hesaplanmış bir siyaset olduğuna da özellikle vurgu yapıyor, gazete.

AK Parti Türkiye’de altın bir çağ yaşıyor.

Üçüncü dönemde oylarını artıran, tek başına iktidar modelinin karizmatik liderinin hala bir rakibi yok.

Üstelik AKP ve Erdoğan siyaseten güçlü olmasının yanında, oy aldığı iki kişiden birinin de samimi hayranlığına mazhar.

Sokağa inen, namazlarını cemaatle kılan, insanlarla doğrudan ilişki kuran Başbakan modeli, gündelik yaşamdaki ekonomik istikrarı da yakalayınca bu gücünü pekiştiriyor.

Muhtemelen bu üçüncü dönemin ardından Cumhurbaşkanlığı serüveni başlayacak olan Erdoğan, bir taraftan parti yapısını güçlendirirken, bir taraftan da bölgesel gücünü artırıyor.

İlginçtir, Erdoğan’ın Kıbrıs sorunu ve AB ile ilişkiler konusunda yaptığı bu cüretkar çıkış ne AB çevrelerinden ne de Rum tarafı, Yunanistan ve BM tarafından sert bir karşılık buldu.

AB kurumsal olarak bu reste en azından bugüne kadar, bir restle karşılık vermedi. Yapılan birkaç açıklama, temenni ve hedef göstermekten öteye gidemedi.

Yunanistan Başbakanı Papandreu’nun açıklaması ise, bu çıkış karşısında fazla nazik bir rica olarak kaldı.

AB içinde özellikle Türkiye karşıtlarında bir reaksiyon oluşsa da Rum tarafında “tahrikkardır” demeçleri gelse de son derece açıktır ki, Erdoğan’ın restine şu ana kadar uluslararası camiadan sert bir karşılık gelmedi.

Rum tarafı Erdoğan’ı BM’ye şikayet etti ama henüz BM’den de bir açıklama yapılmadı!

Bütün bunlar Erdoğan’ın konjenktürden kendi açısından iyi yararlandığını ortaya koyuyor.

Biz kendi açımızdan üslubu ve siyaseti ile Erdoğan’a kızabiliriz. Bunda haklı da olabiliriz. Ancak bundan sonra bu coğrafya kendi siyasetini geliştirecek pozisyonda olmadığı sürece, Erdoğan aynen KTHY konusunda dediği gibi “iş başa düştü” diyerek, bu boşluğu dolduracak.

Aynen Türkiye’ye yaptığı gibi, küçük Kıbrıs’a da kendi tarzıyla kendi siyasetini yerleştirecek.

Bundan sonra Erdoğan’ın Türkiye’si, nasıl Erdoğan’ın istediği gibiyse, Erdoğan’ın Kıbrıs’ı da ondan farklı olmayacak.

Velev ki, bizden de bir Erdoğan çıksın ve kendi Kıbrıs’ımıza sahip çıksın.

 

 

 

 

Bu haber toplam 983 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler