1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Erdoğan gitti, kumu kaldı.....
Erdoğan gitti, kumu kaldı.....

Erdoğan gitti, kumu kaldı.....

19-20 Temmuz günlerinde, Kuzey Kıbrıs, kavurucu sıcaklarda, Erdoğan’ın “seline” uğradı. 48 saat konuştu, açılışlar yaptı, övündü, esti çaktı, Kıbrıslırumlar’a ve Kıbrıslıtürk sendikacı ve muhaliflerine gürledi. Biz böyle bir 20 Te

A+A-

 

 

 

19-20 Temmuz günlerinde, Kuzey Kıbrıs, kavurucu sıcaklarda, Erdoğan’ın “seline” uğradı. 48 saat konuştu, açılışlar yaptı, övündü, esti çaktı, Kıbrıslırumlar’a ve Kıbrıslıtürk sendikacı ve muhaliflerine gürledi.

Biz böyle bir 20 Temmuz kutlaması henüz görmemiştik. Gelen TC yetkilileri konuşur giderlerdi. Hatta eskiye oranla daha mütevazi hale dönmüştü 20 Temmuz’u anma..

 

Bu seferki bir başka oldu. Erdoğan sanki de kendi vilayetinde miting, açılış yapar gibi davrandı. Reklamcıları bir hafta önceden gelmiş. Yol kenarlarına, meydanlara  “Dünümüz bir, yarınımız bir” yazılı büyük resimlerini astırdı. Makam arabası, korumaları ve onların kullandığı büyük arabaları, hatta iddialara göre TC’den polis ve istihbaratçılar getirmiş.

Gelmeden önce, bizim yöneticileri, askeri, polisi fena uyarmış.. Aleyhine tek pankart görmek, tek ses duymak istemediği yönünde uyarılar gelmiş. Bizimkiler de Kıbrıslıtürkler’e yakışmayan şiddete başvurmuş.

 

Anımsayacaksınız, 6-7 ay önce Kıbrıs’ta yapılan “varoluş mitingleri”inde açılan pankartlar ve KC bayrakları Erdoğan’ı çok sinirlendirmiş ve yöneticilerimize çıkışmasına neden olmuştu. “KKTC hükümeti bu pankartları nasıl indirmez, bu insanları neden tutuklatmaz” demişti. O zaman Sn. Eroğlu ve başbakanımız, “Kıbrıs’ın yasaları buna uymaz” demişti. Hiç bir hükümet yetkilisi eylemciler aleyhine konuşmamıştı. Hatta Erdoğan’ın Kıbrıslıtürkler’e “besleme”demesini ne sağ ne de sol tasvip etmişti. Peki bu kısa sürede ne oldu da bizim hükümet, Erdoğan’ın isteklerine boyun eğdi? Hani bizim yasalarımız söz ve ifade özgürlüğü tanıyordu?

Kıbrıslıtürk kimliği taşıyan yöneticilerimize yazıklar olsun! Burayı Türkiye yönetecekse, sizin o mevkilerde ne işiniz vardır?

 

Erdoğan, gelmeden önce, Amme Memurları Sendikası’nın binasına asılan pankart, polis tarafından zorla indirilmek istenmiş. Olmayınca, arama emri çıkarılarak binaya girilmiş. Sendikacıları coplamışlar, dövmüşler ve tutuklayıp götürmüşler. Erdoğan’ın geldiği gün Lefkoşa’ya yakın yol kavşağında pankartlarıyla bekleyen ilerici güçlerin üzerine polis şiddeti saldırmış. Dövülenler, tutuklananlar... Erdoğan’ın gelişiyle artan şiddet, kendi memleketindeki tutumları buraya da getirme provasıdır. Niyazi Kızılyürek bu durumu “ideolojik şiddet” olarak yorumladı.

 

Erdoğan, bu ziyareti, yeni hükümetin ilk dış gezisi olarak yorumladı ama gerçek dış ülkelere yaptığı ziyaretlere hiç benzemedi. Öyle olsa, Kıbrıslıtürkler’in ayrı bir kimlik ve farklı kültürleri olduğunun bilinciyle konuşurdu.

Sendikacılara, muhaliflere “bunlar marjinal gruplar, onlara Kıbrıs’ı vermeyiz” dedi.

Burasını ilhak edilmemiş Türkiye’nin bir parçası olarak gördü. Zaten mitinglerde, bayraklarla yapılan tezahürat “Türkiye seninle gurur duyuyor” du. Malzemesi, dinleyicileri, organizasyonu tamamen Türkiye’ye aitti. Açılışını yaptığı yerlerin çoğu Türk sermayesinindi.

                        

Buralılar, Ecevit’ten sonra Erdoğan’ı sevmişti. Annan planını desteklediği için. Şimdi anladık ki, o zaman çırakmış! Burda yaptığı siyasi konuşmalar, AB ve Rumlara verdiği sert mesajları duyan Serdar Denktaş, “ Babamın ruhu sanki de Erdoğan’a geçmiş, o konuşurken babam sandım” demiş.  Kıbrıslırumlar’ın bu sıkışık anında, “Omorfo’yu da Karpaz’ı da vermem, Maraş’ı açmam, tek asker çekmem, buraya yerleşen TC lilere vatandaşlık verin” demek, aynı zamanda “ tek kimlik, 2 kurucu devletten ibaret olan federasyon istiyoruz, 2012’de Birleşik Kıbrıs’ın kurulmasına destek vereceğiz” demek nasıl bir çelişkidir?

 

Belli ki, Erdoğan AB ile ilişkilerde çok sıkışmıştır. Sanki, KC’nin 2012 Temmuz’unda AB dönem başkanı olacağını yeni duymuş gibi tehditler savuruyor. Tam da toplumlararası görüşmelerin sürdüğü anda.

Sn. Erdoğan’ın “Ustalık” döneminde, daha kucaklayıcı ve anlayışlı olacağını zannederken, %50 oy almasının, ekonominin iyi gitmesinin, uluslararası tanınmışlığının verdiği ego taşkınlığı ile karşılaştık.

Unutmayalım ki, her güç, her şaşaa bir gün bitebilir. Türkiye yetkilileri “ekonomik kriz gelebilir” uyarısı yapıyorlar.

İnsanlar ve siyasetçiler, ülkelerine, insanlığa yaptıkları iyilikle anılırlar. Nobel Barış Ödülü almak varken, Kıbrıs’taki çözüm umutlarını budamak neye yarar?

 

Erdoğan’ın bıraktığı kumları temizlemek Kıbrıslıtürkler’e düşer. 70 binlerin “kendi kendini yönetme” iradesi aynen duruyor mu? Siyasi partilerimiz, iç ve dış işlerimizin TC hükümetine ve başbakanı’na bağlanmasını kabul ediyor mu?

Coplanan, tutuklanan sendikacıları yalnız mı bırakılacak?

Burada yapılan mitinglerde pankart açılamıyacak mı?

 

Erdoğan kendi ülkesi için iyi bir başbakan olabilir. Türkiye’de hayat standardını yükseltti. Vatandaşlarına daha iyi hizmet verdi. Askerin yönetime etkisini kırdı, eskiye oranla demokrasi biraz daha ilerledi.

Ama bizim “başbakanımız” gibi davranmasına sözü olmasını beklediklerimiz ne düşünüyor?

 

“Biz farklı bağın gülleriyiz” denilebilecek mi?

Açıkça söyleyin de bilelim!

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 2248 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler