1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ‘Enough is Enough’ ‘Sign or Resign’
‘Enough is Enough’ ‘Sign or Resign’

‘Enough is Enough’ ‘Sign or Resign’

Kıbrıslı Anılar Geçen Pazar günü yapılan sayımda kaçacağımı söylemiştim ama beceremedik! Diğer sayımlara göre daha düzenli ve güvenli gibi hissederken bir soru hayatımı mahvetti. “Milliyetiniz nedir” sorusunun şıkları şu

A+A-

                                         

 

 

 

Kıbrıslı Anılar

 

 

                   

Geçen Pazar günü yapılan sayımda kaçacağımı söylemiştim ama beceremedik! Diğer sayımlara göre daha düzenli ve güvenli gibi hissederken bir soru hayatımı mahvetti. “Milliyetiniz nedir” sorusunun şıkları şunlardı: Türk, Rum, Maronit, İngiliz, ve Diğer..”Kıbrıslıtürk” kimliği yoktu. “Diğer” şıkkını işaretlesem altında binbir soru vardı. Bizi sayan genç, “Türk”ü işaretledi.

Çok ağırıma gitti, bir sayımla “Türk” olmuştum. Kıbrıslıtürk kimliğime kağıt üzerinde son verilmişti. Bu kimlik için yıllar süren uğraşları, TC.DİE sorusu silmiş süpürmüştü.

                                                                       ****

Bu psikoloji, yazının başlığındaki HAD’ın sloganlarını aklıma geldi. “Artık Yeter!”, “İmzalayın veya İstifa Edin!”......  

            Hands Across the Divide (Sınırı Aşan Eller) On Yaşında

Şu Kıbrıs’ı birleştirmek için, aydınlar, kadınlar, sendikalar, sivil insanlar, sivil örgütler o kadar emek harcadı ki...Saymakla, anlatmakla bitmez. Hepsi tarih oldu. Bugünkü çabaların da tarih olacağı gibi...

 

Conflict Resolution Grubu’ndan Hands Across the Divide’a

1990-1997 yılları, iki toplumlu “Uzalaşmazlıkların Çözümü Grubu”nun çalışmaları ile geçti. 1997 yılınd AB’nin Lüksenburg’da yer alan zirvesinde, Türkiye’nin hoşuna gitmeyen bir karar alınınca, Denktaş rejimi, iki toplumlu grupların, yeşil hattaki Lidra Palas otelindeki toplantılarına izin vermeyi durdurdu.

Bu karar hoşuma gitmese de, hayatımı yeniden düzenlememe olanak tanıdı.

Artık iş, ev ve sosyal faaliyet alanlarımı gözden geçirme ve esas mesleğime daha fazla zaman ayırma kararı aldım.

1988 yılında, 20 yıl süren uğraş sonucunda  50 eczacıyı 1milyon TL katkı yapmaya ikna edip Güç ecza deposunu kurmuştuk. Şirket yönetimi, ithalat, vs işleri bana kalmıştı.

Şikayetçi değildim. Bir idealimi gerçekleştirmem bana yetiyordu. Bazı dönemler her hafta, ilaç firmaları ve ecza depoları ile görüşmek için İstanbul’a gitmek durumunda kalıyordum. Şirketi kurarken arkadaşlarıma “bu depo ilk günden kuzey Kıbrıs’ın en büyük ecza deposu olacak” diye söz vermiştim. Bunu kanıtladım. Yıllar içinde depo büyüdükçe yeni bina kiralamaya son vermek için arsa aldık ve modern bir bina yaptık.

Tabii bu süre içinde ben kendi eczanemi ihmal ettim ve 2 kez kapatmak durumunda kaldım. Çünkü, depo yanısıra iki toplumlu çalışmalar ve 1986’da üye olduğumuz Eczacılık Federasyonu (FIP) uluslararası toplantılarına da katılıyordum.

Güç’ün binasının açılış seromonisi bittikten sonra odama çekildim ( hala o oodaya Fatma hanımın odası denir) ve kendimle konuştum. “Fatma senin görevin artık bitmiştir. İşler yapıldı, depo mükemmel durumda, artık hissedarların bana ihtiyacı yok ve dedikoduların, şikayetlerin başlama zamanıdır. Zirvede iken bırak” dedim ve bıraktım..Küçük oğlum koleji bitirmişti. Amerika’da okuması için gelirimizi yükseltmeliydik. Kapattığım şehir içindeki eczanemi, yeni yerleşim bölgesi Kermiya’ya taşıma kararı aldım ve 1998 Mart’ta yeni eczaneme geçtim. Artık önceliğim eczanemin başında durup mesleğimde yoğunlaşmaktı.

                                                                  ****                                  

İki toplumlu grupların toplanması imkansızlaşmıştı. Tam da uygun zamanı yakalamıştım. Bir gün baktım LSE’de profesör olan ve HYD kurucusu Mary Kaldor eczaneme geldi. Haziran ayında İngiltere AB dönem başkanı olacaktı. “People’s Europe” diye Londra LSE’de  bir dizi toplantılar düzenlemişlerdi. David Honey, Murat Belge Yannis Lauris ve benim “Kıbrıs paneline” katılmamı istiyordu. “İmkansız ben eczanemi bırakıp gelemem” dedim. O kadar çok ısrar etti ki, bu çok beğenip saygı duyduğum insana sonunda “evet” dedim.

Dönüşümde “bir daha olmayacak bu” sözümü ve kararımı bir süre uyguladım.

Bilgisayarıma düşen barış konulu toplantı davetlerine yanıt vermedim.

Çok sürmedi, 1999’da her zaman barış ve feminizm mücadelesini birlikte sürdürdüğümüz yakın arkadaşım gazeteci Sevgül Uludağ başıma yeni işler açtı! “Fatma abla, Cypriot Women’s isimli bir kadın grubu kurduk. Tam sana göre; toplanma yok internette yazışıp faaliyet yapacağız” İki toplumlu kadınlar grubu ilgi alanlarına göre de alt gruplar kurmuş. Ben EU grubuna girdim.

Sevgül ve Kate Ekonomidu’nun temasta oldukları Cynthia Cockburn ( çatışmalı, bölünmüş ülkelerin kadınlarıyla iş yapmış feminist ve barışçı İngiliz akademisyen)

İstediğimiz zaman bize yardımcı olacaktı.

Bir süre internette yazıştık. Kıbrıslı kültürü bu kültüre uygun değildi. Yanlış anlamalar oluyordu. Yazışanlar birbirini görmek tanımak istiyordu. Ayrıca hayat, yeni hareketler dayatmaktaydı. İki toplum arasında kesilen resmi görüşmelerin yeniden başlaması olasılığı belirmişti. 5 Aralık 2001’de Kliridis, bizim tarafa Denktaş beyin yemeğine katılacaktı. 29 Aralık’ta da Denktaş bey onun yemeğine. Bizim grup alel acele pankartlar hazırladı. İki bölgede yemek davetleri gecesşinde, başkanların saraylarına yakın bölgede sloganlarla, balonlarla, uçurdukları güvercinlerle onları cesaretlendirmeye çalıştı. HAD ismi Kıbrıs’ta böyle duyuldu.

Ocak 2002’de görüşmeler başladı. Bizler sokak eylemlerine başladık. Mehmet Yaşın arkadaşımdan yaratıcı sloganlar istedim. Yardımcı oldu ve biz o pankartlarla(Türkçe-Rumca-İngilizce) her sabah meydanlarda duruyorduk. “Anlaşın, Çözün, İmzalayın, AB’ye girelim!” “Adayı birleştirin, yoksa biz birleştireceğiz” “Artık Yeter!” “İmzalayın veya İstifa Edin” en çarpıcı sloganlarımızdı.

Buluşup bibirimizi yakından tanımamız şart olmuştu. Mayıs 2002’de Kuzey İrlanda’dan aktivist Marie Mulholland geldi ve iki tarafta ayrı ayrı work-shop düzenledi. Ortak toplantımızı karma köy Pile’de yapmaktan başka çare yoktu.

Haziran 2002’de HAD ve Wienpeace  kadın grupları Viyena’da Bruno Kresky Forum’un davetlisi olarak work-shop yaptı.

Artık örgütümüzün adını ve tüzüğünü hazırlamalı ve tescilini yapmalıydık. Kıbrıs’ın iki kesiminde kayıt yaptırmak sakıncalar içeriyordu. Biz de İngiltere’de katıt olmaya karar verdik. Ön çalışmalar bitince Londra’ya gittik. Ordaki çalışmalar sonucunda HAD’ı register(kayıt) yaptık.

Ülkeye döndük, birkaç saat seyahati göze alıp, hafta sonları Pile toplantılarını sürdürdük. Birbirimizin tarafına, evlerine gitmek için can atıyorduk.

24 Nisan 2003’te apansız kapılar açıldı. Binlerce Rum barikatlardan geçiyordu. Arkadaşlarımız da gelip bize kavuşmuştu.

Bizim yönetim, güneye geçenlerin saat 24.00’de kuzeye geri dönmeleri şartını getirmişti. Hayatımız yine kısıtlamalara takılıyordu.

HAD Lidra Palas geçidinde “Sinderella” demonstrasyonu yaptı. Aynen hikaye kostümlerle canlandırılmıştı. “Biz Sinderella değiliz” pankartları açtık. Yabancı basının çok ilgisini çekti. Çok sürmedi saat kısıtlaması kalktı.

 

HAD bu yıl 10.yılını kutluyor. Hala yaşıyor; radikal, yaratıcı, barışçı, feminist iki toplumlu kadın grubu.. Kuruculardan sonra gruba katılmış genç kadınlarla dimdik ayakta. Kaydı yapılmış, yegane iki toplumlu bir örgüt..Hem de kadın örgütü...

 

 

  

 

 

                       

Bu haber toplam 2773 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler