1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ENFEKSİYON HASTALIKLARI
ENFEKSİYON HASTALIKLARI

ENFEKSİYON HASTALIKLARI

Enfeksiyon hastalıklarının ülkede ne kadar arttığının farkında mıyız acaba? Klinik Mikro Biyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Nesil Bayraktar ile konuştum

A+A-

 

Stella Aciman

Kıbrıs’ta yaşadığımız ortamların pisliğinden hepimiz şikâyet ediyoruz ama yine de ‘bari yediğimiz, içtiğimiz şeylerin kutularını-kâğıtlarını sokaklara atmayalım…’ demeyiz. Bana göre, halk olarak artık bir yerlerden başlamamız gerekir diye düşünüyorum. Mesela, herkes kendi kapısının önünü temizlemekle başlasa işe… Pisliğimiz yarı yarıya azalmaz mı sizce? Bu tür atıkların hayatımızı nasıl tehdit ettiğinin farkında mıyız acaba? Peki, enfeksiyon hastalıklarının ülkede ne kadar arttığının farkında mıyız acaba? Ben merak ettim ve bu konuyu, Klinik Mikro Biyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Nesil Bayraktar ile konuştum…

DR. BAYRAKTAR: ÖKÜZ KADAR DEĞERLERİ YOK

Siz sınır tanımayan doktorlardan birisiniz. Dünyanın nerelerinde bulundunuz?

Hindistan, Somali ve Etiyopya ama Etiyopya’da kısa çalıştım. İki gün kaldım. Oraya daha ayrıcalıklı bir iş için, hekimlikten ziyade gıda için gitmiştim. Bir arkadaşım rahatsızlanmıştı, onun yerine gidip döndüm. Bunun dışında deprem sonrası Van’da bulundum. Bursa Uludağ Üniversitesi’ndeyken çadır projesi kapsamında Türkiye’nin birçok yerine gittik birer haftalığına.

En son Hindistan’da neler yaptınız ve genelde neler yapıyorsunuz?

Yaptığımız işler içinde aşılama ve temel Sanitasyon sistemi var.  Bunu en ucuza getireceğiniz sistem yine doğayı kullanmaktı, çünkü Hindistan’da bizim bulunduğumuz bölgede yatırım yapılan bir sistem yok. Her ne kadar şu anda dünyada Çin’den sonra en iyi gelişen yer dense de bu Agra Bölgesi için geçerli değil. Gördüğünüzde içler acısı durumdalar… Basitçe şöyle anlatayım; biz araçla gidiyoruz, muson yağmurlarının başladığı dönemdi, camları kapıları açamıyorduk, araç su içindeydi çünkü. Bir çocuğun suya düştüğünü gördük, herkes bağırıyordu, neden olduğunu önce anlamadık. Dillerini bilen bir arkadaş açıkladı bize. Çocuk düştü ama arabanın altında mı değil mi bilmiyorlar. ‘Niye inip kimse çocuğu almıyor?’ diye sorduk. Biz camları açıp suya atladık, çocuğu çıkarıp bıraktık. Bu durumlar Agra için böyle, ama Yeni Delhi için böyle değil. Orası mükemmel, duş başlıkları 24 ayar altın… Onları satsanız oradaki bütün mahalleyi doyurursunuz. Dinin insanları ne kadar vahim şekle sokabileceğini görüyorsunuz ama insanlar mutlu. Hiç şikâyet yok, sürünen insanlar bile şikâyet etmiyor ki küçük bir azınlıktan bahsetmiyoruz, genelde böyleler. Bir anımı daha paylaşayım. Araçla gidemediğiniz yerler var, oralara fillerle ulaşabiliyorsunuz. Fili kullanan bana ‘nerden geldiniz?’ diye sordu. Kıbrıs deyip zaman kaybetmemek, uzun uzun açıklama yapmamak için ‘Türkiye’ dedim. ‘Biliyorum galiba, sizin nüfus kaç?’ diye sordu. ‘ 80 milyon’ dedim, güldü ve şöyle dedi. ‘Bizde 100 milyon kadar fil var…’   Fil ve öküz kadar değerleri yok! Bir keresinde öküzü boynuzundan ittiğim için fırça bile yedim. Çok üzüldüğümüz şeyleri gördük ve yaşadık orada.

Ne gibi?

Onların ölü yakma seremonileri var ama bazı cesetler yakılmıyor. Mesela yılan sokuyorsa yakılmıyor. Öyle ceset olarak suya atılıyor. Yılan çok var o yüzden de böyle cesetleri suda bol miktarda görüyorsunuz. Bu suda kutsandıkları için biraz ilerisinde insanlar yıkanıyor. Cesetli bir suda banyo yapıp kutsandığına inananlar var. Sonra da ishalden ölüyorlar. Orada insanlar sınıflandırılmış durumda; üst, orta ve alt sınıf var. Üst sınıfta din adamları, daha alt sınıf memurlar ve en altta da dalitler var ki onlar çok kötü durumdalar. Fakat durumlarından hiç şikâyetçi değiller. Şikâyet ettikleri zaman bir sonraki hayatlarında köpek ya da maymun olarak, şikâyet etmezlerse de bir üst sınıfta dünyaya geleceklerine inanıyorlar. Ben bu durumdan çok rahatsız oldum, rahatsız olduğum şey de bu durumlarını normalmiş gibi algılamalarıydı. Bunu içselleştirmeleri rahatsızlık verici bir şey.

“İNSANLAR KATLEDİLİYOR”

Peki, Somali nasıldı?

Çok açlık var orada da, onların daha ziyade gıda ihtiyaçları var. Savaşın getirdiği ciddi problemleri olmakla beraber, Bosna’yla karşılaştırılamaz.  Bosna’nın 20 yıllık savaşıyla kıyaslarsanız Somali kısa süreli bir savaş sonrası yaşananları yaşıyor. Zaten özünde de çok zengin bir yer değildi. ‘İsteyen birini kurtarmakla, istemeyen birini kurtarmak arasındaki fark kadar!’ Budur yani.  

Somali’de çocukların durumu nedir?

Medya bunu sürekli gündeme taşıyor ama Somali hükümetler tarafından çok politize ediliyor. Bu ilk Müslüman topluluk değil katledilen. Son 10 yıla bakacak olursak olay insanların katledilmesi, Müslümanların değil.

Sınır Tanımayan Doktor’ların çalışma şekli nedir, kaç kişi gidilir, belli zamanları var mı?

Çok uluslu bir organizasyon bu. Benim ekibimde 3 Türk vardı, bunların 2 tanesi de Türkiye’de yaşamıyor zaten. Benim ekibimden biri New York’tan geliyordu, çok da iyi çalışıyordu. Biz hekimler sağlık için ordayız, politik bakış açımız olsa da bunu o başlık altında yapmıyoruz. Organize oldukları anda istedikleri yere gidebilme özgürlükleri var. İzinleri çok daha kolay alınabiliyor.

Güvenliğiniz nasıl sağlanıyor?

 Aktif bir savaş ortamında değilseniz güvenlik sorun olmuyor. O insanlar sizinle savaşacak durumda değiller zaten.

“PİLAV YİYEMEDİM”

Hangi sağlık sorunları, hastalıklar daha sıklıkla görülüyor?

Tifo ve kolera ve sıtma çok yaygın… Mesela; Hindistan’da bataklıkta yetişen pirinci gördükten sonra pilav yeme konusunda sıkıntılarım oldu.

Sınır Tanımayan Doktorlar grubu olarak, gideceğiniz yerleri kim ayarlıyor, kuruluşun belli bir merkezi var mı?

Kıbrıs’ın Güneyinde de var belli merkezleri. Kuzey’deki çok aktif değil, sürekli ofis kapanıp açılıyor. Türkiye’de neredeyse her ilde merkezleri var. Benim bu olaya ilgi duymamı sağlayan bir film oldu. Filmi izlediğimde işte bu, ben de böyle bir doktor olmak istiyorum dedim ve dediğimi yapmaya çalışıyorum. Arkamda bir sırt çantası oradan oraya gitmeyi seviyorum. Burada oturduğum yerde doktorluk yapmak bana çok anlamsız geliyor.

Kıbrıs’a dönelim ve son yıllarda giderek artan tüberküloz hastalığından konuşalım…

Kıbrıs’ta tüberküloz var, bundan eminiz. Biliyoruz ama istatistikî olarak bir artış da var fakat bunu belgeleyip kanıtlayamıyoruz. Değişen nüfus profili nedeniyle tam sayıyı bilemiyoruz. Tüberkülozda artış var. Hepsini yakalayamamamızla ilgili de sorun var, kanıtlayamıyoruz. Bugün eğer istatistikî olarak taramaya başlarsak, tekrar aşılama politikalarını gözden geçirirsek belki daha rahat hastalıktan bahsedebiliriz.1976’dan beri doğru dürüst aşı yapılmadı, mesela benim verem aşım yok en basiti. 1982 doğumluyum. Ada’da da aşılama yok, çünkü kayıtlarımızda verem yok diye biliniyor. Şu anda ben ne yapılabilirle uğraşıyorum. Yani artış var, artışı saptamak zor; hasta var, hastayı tedavi etmeye çalışıyoruz, ama bazı hastalar da var, bilmediğimiz, tanımadığımız için tedavi edemiyoruz. Veremle ilgili dispanserimiz var, dörtlü ilaçlama orada yapılabiliyor. Menenjitten şüphelendiğimiz zaman ilacı yine oradan temin ediyoruz. İlaçların temini de çok zor.

PPD TESTİ

Tüberküloz olan herkese ulaşamıyoruz diyorsunuz, peki hastalar ortada dolanıyor, bulaşma riski yok mu?

Tüberküloz damlacıklar yoluyla bulaşıyor, hepimiz karşılaşabiliriz ama herkesi hasta etmiyor. Belli bir insan grubunu hasta edebiliyor. Bize bulaşması var olması demek, hasta olmamız demek değildir. Ne şartlarda hasta eder? İyi beslenmiyorsak, bağışıklık sistemi zayıfsa, kortizon tedavisi alıyorsanız, AIDS hastaları, zeminde akciğer hastalıkları olanlar hasta olabilir. PPD denilen bir test vardır, bunu yaparsınız, 3 gün içinde sonucu alırsınız, test sonucu bu mikrobu almış olduğunuz anlaşılabilir, ama hasta olduğunuz anlamında değildir. Aşılama ise hastalıkla karşılaştığınızda, hasta olma riskinizi azaltıyor.

Hastane enfeksiyonu konusundan bahseder misiniz?

Enfeksiyon, şu anda hastanemizde her hastanede olduğu kadar mevcut. Hastane enfeksiyonunun sokakta gelişen enfeksiyondan farkı şu; Tedavi edilmesi zor. Yatırılarak tedavi etmek gerekiyor. Daha pahalı ilaçlar gerekiyor, daha yoğun bir bakım gerektirdiği için doktor hemşire ve personel hizmetinin  daha özenle verilmesi gerekiyor. Hastanenin diğer bölümlerini koruyabilmek için izolasyon gerekiyor. Hastane enfeksiyonu önlenebilir olmasıyla ünlüdür, Kıbrıs’ta yeni yeni oturtmaya çalıştığımız bir şey. Uzman sayımız da azdı. 3 sene önce 1 tane uzmanımız vardı Ada’da. Bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Hastane enfeksiyonlarını önlemek için hekim alışkanlıklarını değiştirmek gerekiyor. Burada bulunan hekimlerin alışkanlıklarının değişmesi gerekiyor.

Ne gibi?

Antibiyotik kullanımı, hastayla temas, hasta bakımı… Örneğin; yoğun bakımdaki hastayı dinlediğim bir steteskopu, oradan çıkarken temizlemeden gelip sizi dinliyorsam, benim size aktardığım mikropla hasta olabilirsiniz. Yoğun bakımı her gün ziyaret eden bir hekim olarak, steteskopumu hastadan hastaya ilerlerken dezenfekte ederek ilerliyorum. İşte bu bir alışkanlıktır. Tıpkı tuvaletten sonra el yıkamak gibi… Bu kadar küçük bir şey bile çok rahat hastane enfeksiyonu yaratabilir. Şu anda hastanemizde hastane enfeksiyonundan daha ciddi bir sorunumuz var. Yabancı bir hastamız var, şu anda hastayı yoğun bakımda izole bir odada tutuyoruz.  O odaya girip çıkarken önlük giyilip çıkarılıyor, o hastanın eldivenleri ayrı kullanılıyor. Bu hastanın mevcut hastalığının üstüne binen enfeksiyon çok dirençli, hepimiz tetikte bekliyoruz. O odadan dışarı diğer hastalara gider mi? Şu anda yoğun bakımdaki hastalar o mikroba açık haldeler. Çok ciddi önlemler almaya çalışıyoruz. Yoğun bakıma ziyaretçi de alınmaması gerekiyor. Hastane enfeksiyonu şu an bizde var ama emin olun diğer hastanelerde de var. Şu an Nalbantoğlu’nu test edebiliyoruz çünkü biz enfeksiyon uzmanları varız ama diğer hastanelerde yok. Ada’da toplam 4 tane enfeksiyon hastalıkları uzmanı var. Dünyada da son 10 yıldır hastane enfeksiyonlarının üzerine gidiliyor.  ‘Yeni antibiyotik yok, elinizdekilerle idare edin’ diyor Dünya Sağlık Örgütü.  Zamanında bir tek penisilin bütün dünyayı kurtarıyordu. Bugün en süper dediğimiz antibiyotik bile bizi şüphede bırakıyor.

 

Öldürücü müdür hastane enfeksiyonu?

Evet… Kesinlikle evet!

Enfeksiyon hastalıkları nelerdir?

Ateşli hastalıklardan başlayabiliriz. Ateşli hastalıkların yüzde 70-80’i enfeksiyona bağlıdır. Mikrobiktirler. Her organın enfeksiyonu mümkündür; yukardan aşağıya sayacak olursak menenjit,   beyin ve beyin zarları, göz, üst solunum yolu enfeksiyonu, zatürree, sinüzit… Hepsi enfeksiyon hastalıkları kapsamında. Kalp enfeksiyonları ki bizi çok zorlayan enfeksiyonlardır. Stent, pil takılan hastalarda daha çok görülür; by pass ameliyatları sonrası da enfeksiyon görülür. Yumuşak doku enfeksiyonları, cerrahi müdahale sonrası enfeksiyonları, batında göreceğimiz organ enfeksiyonları , karaciğerdeki hepatitlerden tutun da apselere kadar, ishalli hastalıklar, böbrekteki enfeksiyonlar, mesanede sistit, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, yumurtalık enfeksiyonları, kemik enfeksiyonları ve  protez enfeksiyonları.

Cinsel hastalıkların görülme sıklığı nedir?

Günlük 80 tane sadece bana göre seks işçisi hasta tarıyoruz. Bunların hepsi yabancı, haftada 400 kişiyi tarıyoruz tabii.

 “CİNSEL HASTALIK KONTROLÜNE HER GÜN 80 KADIN GELİYOR”    

Peki,  onlarda hastalık var mı? Ne yapıyorsunuz, çalışamaz mı diyorsunuz?

Aslında trajikomik bir durum yaşıyoruz. Buraya gelmeden önce genetikçi arkadaşımla bunun toplantısını yaptım. Daha fazla ne yapabiliriz diye araştırıyoruz. Şöyle düşünün, her sabah 80 kadın geliyor; bu kadınlardan örnek alınıyor, bu örnekler bize geliyor, bu örnekleri 2 saatte sonuçlandırmak zorundayız, neden? O gün biz bunları sonuçlandırmazsak, o insanlar çalışamayacak. Dışarıya çıkacaklar ve çalışacaklar. Testler sonuçlanmazsa biz o kadınları burada tutmak zorundayız, peki bu 80 kadını burada muhafaza edecek alanımız var mı? Diyelim ki ettiniz; sonrasında çok komik olaylar yaşayabilirsiniz. Bunu engellemek için bir şeyler yapmalı. Bu kadınları her gün sadece bel soğukluğu için tarayabiliyoruz. Bakanlık ‘bize yazın söyleyin’ diyor.  Biz de yazıyoruz zaten ama sonuç yok. Acil olarak bölümün fiziki şartlarını düzeltmek lazım.

Hastanenin enfeksiyon bölümü yeterli değil mi?

Hayır, hiç değil. Hastanenin en küçük birimi şu an. Dünya Sağlık Örgütü ‘bir salgın anında tüm servisler enfeksiyon servisidir’ der. Son derece önemli bir dal. ABD’de enfeksiyon uzmanı bir doktor işe başladığı zaman 22 bin dolar alır.

Gelelim grip aşılarına…

Her ülkede enfeksiyonlar farklılık gösterir, biz neden aşı üretemiyoruz, ya da Türkiye… Aşıyı belli ülkeler üretiyor. Bu konuda Türkiye beni üzüyor çünkü Türkiye doğru düzgün bir aşı üretebilen bir ülkeyken artık üretmiyor. Türkiye kuduz aşısını ilk üreten ülkelerden biri ama bugün Türkiye kuduz aşısını fahiş fiyatlara satın alan ülke durumunda. Bugün Hıfzıssıhha aşı üretebilecekken üretmiyor. Gerçekten istemedikleri için mi, yoksa birileri pastayı kendi yesin diye mi? Bu durumda grip aşısını dışarıdan almak zorunda mıyım? Evet. Belli mevsimlerde mi yapılsın? Evet! Aşı politikasına baktığımızda domuz gribi döneminde herkes kullansın diyen adam, bugün Dünya Sağlık Örgütü tarafından tutuklanmış olabilir. Aşı olmayıp, aşıya karşı gelen biri olarak ben domuz gribi bile oldum. Yoğun bakımda da yattım bir hekim olarak.

Kimler ne zaman grip aşısı olmalı?

Bu konuda Dünya Sağlık Örgütünün belirlediği, kimler grip aşısı olmalı diye hazırladığı bir cetvel var. Akla ilk gelen KOAH hastaları, zeminde akciğer hastalığı olanlar, 65 yaşın üstünde olanlar, diyabetik hastalar, stroid tedavisi olanlar, bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullananlar mutlaka aşı olmak zorundadırlar çünkü aşı olmazlarsa grip olduklarında gripten ölebilirler. Gebelerin de olması lazım.

“SITMA TEKRARLAMAZ”

Ne zaman olmak lazım?

Ekvator kuşaklarına göre ayırdığınızda değişiyor. Bizdeki süreç Eylül, Ekim’dir. Bizde Sonbahar’a giriş grip virüsünün en fazla aktif üreme zamanıdır. Kendi istatistiğinizi tutarsanız aşı üretmeseniz bile talep edersiniz. Şu anda Kıbrıs’ta da Türkiye’de de en büyük sorundur bu. Veri kaydımız yok. Mesela bize sorun son 10 yılda ne kadar hepatit gördünüz diye hiç birimiz cevap veremeyiz. Ama hepatit de var AIDS de. Ama AIDS’in kaydını çok iyi tutuyoruz.

Çok mu?

Az olduğu için kayıt tutabiliyoruz.

Kıbrıs’ta sıtma var mı?

Sıtmalı şu an bir tane hastam var. Sıtma normalde Kıbrıs’ta olmayan bir hastalık ama artık girecek bize de, kendi ülkesinde hastalığı alıp burada hasta olan bir hastam var şu anda. Zenci bir öğrenci… Türkiye’de görmediğim kadar çok sıtma gördüm Kıbrıs’ta. Sıtmayı doğru tedavi ederseniz tekrarlayan bir hastalık değildir.

Sulardan sıtma alabilme ihtimali var mı?

Tabii ki var. Sıtma, bataklıktaki sineklerin taşıyabileceği bir hastalık. Kişilerin birbirine bulaştırması için kan temasına ihtiyaç var. Sinek beni ısırıp benden alıp size verebilir mi? Evet. Dünya sıtmayla mücadelesini Türkiye’den aldı, Türkiye’nin 1950’li yıllarda kullandığı modeli kullanıyorlar. O dönemin insanları doktorları hala isimleri her yerde anılan insanlar.

Çevredeki kirlilik, çöpler, salgın hastalıkları çağırır mı?

Yaşlı vakalarda bağırsak hastalıklarında artış oldu, yani uzamış ishaller arttı. Normalde 2 günde geçecek ishaller 10 günle 1 ay arası sürdü. Çocuk vakalarda ishal sayısı arttı. Bunların istatistik verileri alınabilir mi? Belki. Sadece acile gelenleri sayabiliriz.

Peki riketsia?

Kıbrıs’ta var… Bir yöntemle saptıyoruz. Halk dilindeki karşılığı tatarcık ya da paçavra hastalığı. Burada küpdüşen dediğimiz böceklerden bulaşır. Yine tatarcık humması var ayrıca bir takım bit pirelerle de taşınabiliyor. Bir taşıyıcı olması lazım.

O zaman çok fazla miktarda mı var Ada’da?

Çok var zaten… Geçenlerde Tabipler Birliği’nin düzenlediği seminer için Ada’ya gelen bir hocamız ‘çok vakanız var’ dedi.  Kesin tanı Fransa’da var… Türkiye’de bu hastalık çok az olduğu için kan örnekleri Fransa’ya gidiyor. Hoca ‘gerekirse ben sizinle Fransa arasında elçi olurum ve o sistemi buraya getirebiliriz, çok fazla vakanız var ve bununla ilgili dünyaya yayın yapacak durumdasınız’ dedi. Akademik olarak vaka neredeyse yayın da oradan çıkar.

Hastalığın belirtileri nelerdir?

Ateş, yorgunluk, kas eklem ağrıları, kusma, zaman zaman ishal, ama etkeni saptayamazsınız, çünkü burası Kıbrıs. Aynı vakayı Afrika’da görseniz kolera diyebilirsiniz.

Tedavisi var mı?

Çok kolay… 5-7 günlük bir tedavi veriyoruz, çok rahat atlatılıyor.

“BRUSELLA SÜRÜNDÜRÜR”

Brusella’yı konuşalım biraz?

Brusellanın bacaklı böceklerle işi yok; tamamen keçi, koyun, köpek, tilki, inek ve bunların süt ürünleriyle, salgılarıyla brusella geçebilir. Brusella Kıbrıs’ta çok fazla var çünkü taze hellimi seviyoruz toplum olarak, brusella taze peynirden geçer. Yoğurttan geçmez çünkü süt kaynatılıp yapılıyor. Bu yüzden taze hellimi çok çabuk tüketmeniz gerekir. Eti tüketeceksek de etin çok iyi pişirilmiş olması gerekir. Brusella kalbi ve beyni tuttuğu zaman öldürücüdür ama genelde öldürmez süründürür.Tespit ettiğiniz müddetçe tedavi edebilirsiniz.

Nasıl tespit ediliyor?

Belli testleri var. Bu testler burada çok rahat yapılabiliyor. Kanda ve eklem sıvılarından çok rahat hastalığı tespit edebiliyoruz.45 günlük bir tedavisi var. Tedavide kullandığımız ilaç ise tüberkülozda kullanılan ilaç.

LEJYONER

Klimalardan geçen Lejyoner hastalığını anlatır mısınız?

Lejyonella klimalardan geçer, su kaynaklıdır, soğuk suda yaşar. Saptayabiliyor muyuz? Hayır… Ucuz bir yöntem var mı elimizde? Hayır! Ancak UNDP’nin AB’nin bize sağlayabileceği fonla bu tedavi sağlanabilir. Bununla ilgili talepte bulunmuştuk, bir uzman geldi, onunla birlikte çalışıyoruz. Eş zamanlı bulaşıcı hastalıklarla ilgili bir çalışma yürütüyoruz. Saptayabilmeye çalışıyoruz. Hepimizin evinde klima var ama temel salgına neden olan bakımsız klimalar. Özellikle otellerde bunların bakımını her zaman yapamazlar, çok fazla denetim de yapılmıyor, AB bu anlamda destek sağlarsa hem bunun denetimini hem de hastalığın tespitini sağlayabileceğiz.

Bu hastalığı taşıyan biri saptandı mı?

Evet, bir turistte saptandı, bu yüzden bu hastalığın bu kadar yaygarası koptu yoksa hepimiz zaman zaman lejyoner hastalığına maruz kalıyoruz.

Semptomları neler?

Domuz gribinin biraz daha ağırı gibi… Tedavi edilmezse daha ölümcülüdür. Önümüzdeki 10 yıl boyunca çok rahat tedavi edebileceğimiz bir hastalık. Ama 11’inci yılda direnç kazanacağını düşünüyorum. Bakteri etrafta olduğu müddetçe bu ilaca direnç kazanacağını düşünüyorum. Bu yüzden antibiyotiklerin şeker alır gibi bir eczaneye gidip de alınmaması gerekiyor. Tıpkı diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi… Uganda’ da bile reçetesiz ilaç alamıyorsunuz. Zaman içinde bakteri bağışıklık kazanıyor. Bu yüzden Türkiye ve dünyada Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı’nın onayı olmadan antibiyotik kullanılmıyor.

Tıbbi atıklar ne oluyor?

Hastanenin en iyi çalışan birimi… AB ve Sağlık Bakanlığı desteğiyle çok iyi çalışan bir birim. Orada da sorun her zaman donanımlı eleman bulamıyoruz.

Tıbbi atıklar doğaya ve insana zararsız hale getiriliyor. Bir takım kimyasallardan geçiriliyor. Oksijen, hidrojen, peroksinle yakılabiliyorlar. Kocaman tank gibi bir şey var orada yok ediliyorlar. Daha sonra kalan atık parçaları da özel bir yöntemle doğaya karıştırılıyor. Bu çok iyi çalışan bir sistem.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1098 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler