1. YAZARLAR

  2. Ongun Talat

  3. En sıcak günlerde Meclis tatili
Ongun Talat

Ongun Talat

Yazarın Tüm Yazıları >

En sıcak günlerde Meclis tatili

A+A-

Kıbrıs’ın sıcak Temmuz’u, bu yıl kendimizi büyük belirsizliklerin ve derinleşen bir krizin içerisinde bulacağımız bir dönem olacak. Her sene yaşadığımız bunaltıcı ve insanlarda  siesta ihtiyacı uyandıran sıcakların yanında kesin olan bir şey daha var ki, yalnızca hava değil, gündem de çok sıcak olacak.

Hal böyleyken Tufan Erhürman hafta sonu bir açıklama yaparak, CTP’nin bugün Meclisin çalışmaya devam etmesi yönünde bir öneri yapacağını duyurdu. Sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Geçmişte Anayasa'nın buna engel olduğunu söyleyen bir Başsavcılık görüşü var. Ama ne Başsavcılık görüşleri Meclis'i bağlar, ne de içinden geçtiğimiz dönem eski dönemlere benzer” diyen Erhürman, Meclisin her şey normalmiş gibi tatile çıkmasının doğru olmayacağını ve böyle bir dönemde yasama ve denetim faaliyetlerine devam edilmesi gerektiğini vurguladı.

Erhürman’ın atıfta bulunduğu Başsavcılık görüşünü görmedim. Ancak kapanma günlerinde çıkardığı yasa gücünde kararnamelerle Anayasal kuralları delik deşik eden hükümetin böyle bir bahaneye sığınması, siyasi sorumluluklarından işine geldiğinde hukuk kapısını kullanarak kaçınmaya yeltenmesi siyasi etik açısından tutarlı bir tavır olmasa gerek.

Meclis İç Tüzüğü, Meclis tatilinin kısaltılması ile ilgili gerekli düzenlemeye sahip. Buna göre Meclis Genel Kurulu,  Danışma Kurulu’nun bu konudaki görüşü ve buna bağlı olarak alınacak Meclis Başkanlık Divanı kararını oylamak suretiyle böyle bir karar alabilir.

 İlgili Başsavcılık görüşü ise muhtemelen Anayasa’nın “Cumhuriyet Meclisi her yıl Ekim ayının ilk iş günü kendiliğinden toplanır ve olağan olarak Haziran ayı sonuna kadar çalışır” şeklindeki kuralına dayanıyor. Başsavcılık tarafından bu Anayasal düzenleme nedeniyle Cumhuriyet Meclisi İç Tüzüğü’ndeki ilgili maddenin Anayasa’ya aykırı olduğu yorumu yapılmış olabilir.

İlgili Anayasa kuralını yorumlamaya tek yetkili organ Anayasa Mahkemesi. Bu nedenle Başsavcılık görüşü Erhürman’ın da değindiği gibi bağlayıcı değil. Yukarıda bahsedilen Anayasal düzenlemenin Meclisin Haziran sonrasında olağan toplantılarına devam etmesini engellediği yorumu ise bence tartışmaya açık.  Çünkü ilgili maddede belirtilen Ekim ayı başında “kendiliğinden” toplanma hususu, İç tüzükteki yöntem dahilinde Meclisin bu tarihten önce toplanabileceği yönünde yorumlanabilir. 

Bunun dışında bir başka yöntem de Meclisin olağanüstü toplantılara çağrılması. Olağanüstü toplantı çağrısı Meclis başkanı tarafından, doğrudan veya en az 10 milletvekilinin gerekçeli önergesiyle yapılabilir. Ayrıca daha önce Meclisin tatilde olduğu dönemlerde uygulanmış olan komitelerin çalışması da, Meclis başkanının önerisi üzerine Genel Kurul’un yetki vermesiyle mümkün.

Jet kriziyle birlikte Meclisteki muhalefetin ne kadar önemli olduğunu apaçık bir biçimde görmüş olduk. Uzun bir süreden sonra toplumun bir çok kesimi kendi seslerinin ve tepkilerinin Mecliste nasıl dile getirilebileceğine, çıkarlarının muhalefet tarafından yeri geldiğinde nasıl savunulabileceğine tanık oldu.

İşin düşündürücü tarafı ise bazı kesimlerce Meclis’te sergilenen muhalefetin küçümseniyor olması. Böyle kritik bir süreçte Mecliste hükümeti sıkıştırmayı, icraatları denetlemeyi, halk adına hesap sormayı “seçime yönelik puan toplamak için yapıyorlar” şeklinde niteleyen bu çevreler, aslında bu argümanı Cumhurbaşkanı Akıncı’nın seçimlerin erkene alınması önerisine arka çıkmak için öne sürüyorlar.

Bu argümana göre Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılmadığı müddetçe siyasete popülizm hakim olacak ve siyasiler tarafından atılan her adım, yapılan her hamle seçim kaygısı güdülerek gerçekleştirilecek.

Cumhurbaşkanı Akıncı’nın seçimleri öne çekme planı toplumda fazla bir alıcı bulmamışa benziyor. Üzücü olan ise bu tutmamış planı ısıtmaya çalışanların, bunu yaparken siyasetteki gelişmeleri bir toptancı anlayış içerisinde, “seçimlere yönelik hamleler” kategorisine sokmaya çalışmaları. Böyle yaparak toplumun kritik ve acil ihtiyaçlarının gündemden düşmesine, hükümete boş sahada top oynama imkanının verilmesine zemin hazırlıyorlar.

Kimlerin hesabı seçimdir, kimlerin değildir bilemem ama CTP’nin önerisinin tüm muhalif çevrelerde dikkate alınması, seçim hesapları içerisinde heba edilmemesi gerekiyor. Henüz ilk dalgayı bile yaşamamışken,  üstelik 1 Temmuz itibarıyla sağlık uzmanlarının bahsettiği riskler bu ilk dalga kapsamındayken, dikkatleri Ekim ayında dünyada yaşanması muhtemel ikinci dalgaya çevirmek, şu anda toplumun içinde bulunduğu somut sorunlara çözüm üretebilmenin önünde engel oluşturma anlamına geliyor.

Toplumun ihtiyacı en kritik döneme girilirken siyasilerin propaganda amacıyla köy köy gezerek kendilerini ziyaret etmesi değil. Tam tersine ihtiyaç, kriz içerisinde boğuşan kesimlerin sorunlarına çözüm bulma yollarını zorlamak, ziyaretler yapılacaksa bu kapsamda yapmak ve Meclisi bu amaçla çalıştırmaya devam etmek.

İktidarın istediği gibi top koşturmasının önüne mi geçmeyi, yoksa Cumhurbaşkanlığı seçimi gibi halkın hiç bir şekilde gündeminde olmayan, bilakis güncel sorunların çözümüne ket vuracak bir propaganda dönemine mi girmeyi tercih edeceğiz?

Kendimize esas sormamız gereken soru bu.

Bu yazı toplam 1591 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar