1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. En az güvenilen ‘Başbakan’sa
En az güvenilen ‘Başbakan’sa

En az güvenilen ‘Başbakan’sa

Bir ülke düşününüz ki, en az güvenilen kurum, “mevcut hükümet” olsun, kişi de “Başbakan!..” *** İyi de, diyeceksiniz ki, buna rağmen Ulusal Birlik Partisi halen “birinci parti” olarak anketlerde yer alıyor. Tam da

A+A-

 

 

 

 

Bir ülke düşününüz ki, en az güvenilen kurum, “mevcut hükümet” olsun, kişi de “Başbakan!..”

 

***

İyi de, diyeceksiniz ki, buna rağmen Ulusal Birlik Partisi halen “birinci parti” olarak anketlerde yer alıyor.

Tam da öyle değil...

Mesele, birileri “aşağıya doğru” yuvarlanırken, fotoğrafı nerede çektiğinizde (!)

Bir süre sonra..

Yeniden “tık” dediğinizde “paldır küldür” yerde göreceksiniz, dört köşe bir karenin içinde!..

Az evvel “yukarıdaydı”, doğru..

Ama “düşüyordu”, aşağıya doğru!..

 

***

CTP’nin basın toplantısından sonra ilk görüştüğüm bir dost, “tu yüzümüze” dedi, “Onca pislikten, eziyetten sonra UBP halen birinci partiyse...”

 Bir sebebi vardır mutlaka...

Yoksa...

İlla ki “seçmene kızmakla”, başarı gelmiyor sonuçta...

 

***

Bir “hükümet” düşününüz ki, neredeyse hiçbir projesi, uygulaması destek görmüyor, onay bulmuyor toplumdan.

Peki kimi temsil ediyor?

Peki, nasıl oy alıyor?

 

***

Araştırmacı-Sosyolog Muharrem Faiz’e göre, bizim ülkemizde “uzun yıllardır” ilginç bir durum var.

Eğitim, kültür düzeyi ve daha önemlisi “gelir düzeyi” yüksek kesimler, “sol” partilere daha fazla oy veriyor!..

Hem eğitim, hem de “gelir” düzeyi düştükçe, ne hikmetse UBP’ye fazladan oy gidiyor!..

Yani “en fazla ezilen” kesim, biraz “milliyetçilikle”, biraz kendini “sahipsiz ve güvensiz” hissetmesi nedeniyle UBP’de yoğunlaşıyor.

Çünkü korkuyor, korkutuluyor, “bir başkası” gelirse bu coğrafyada yaşam şansı olmayacak sanıyor.

Doğrusu “neden acaba böyle” diye kurcalayan, inceleyen de pek olmuyor!

 

***

Ama yine de...

Üç aşağı beş yukarı belli gidişat...

Çünkü, son yirmi senede, bir parti “düşmeye” görsün bir kere, kolay kolay ayağa kalkamıyor.

 

 

***

Bir yandan köşemi yazarken, öte yandan da arkadaşların, posta kutumuza akan yazılarına göz atıyorum.

Aysu Basri dahi “CTP İKTİDARA YÜRÜRKEN” diyorsa,  Sami’nin saptaması doğru galiba:

“Siyasi dengeler değişiyor!”

Yine de, kimin “iktidar” olacağından çok daha önemlisinin, iktidarda (aslında hükümette) neler yapılacağı olduğunu öğretti bize hayat...

Nasıl bir ülke? Nasıl bir gelecek?

Bunu daha açık anlatınız bize...

Çok daha somut...

Gerisi hay huy sadece...

 

 

 


 

Hani dün yazdım ya, “Kuzey Kıbrıs Hava Yolları” işinin “fos”luğu bir basın toplantısı ile anlatılacak ve “başarısızlık ilan edilecek” diye. Fena etmişim!.. Basın toplantısından “cayıldı” bu köşe niyetine... Böylece bu satırların yazarı “yalancı” oldu (!)

4 uçak bekliyor tabii, Ulaştırma’nın kapısı önünde  :)

 


 

Bir basın toplantısı ve iletişim stratejisi

 

Ünal Aysal ismini, Galatasaray kulübünün başkanı olarak bilirsiniz.

Oysa, Avrupa’nın en büyük şirketlerinde, en tepede yöneticilik yapmış biridir.

Brüksel’de temelini attığı kendi şirketleriyle, özellikle de petrol ve elektrik santralleri alanında ihtisaslaşmış bir isim.

Türkiye'yi yurt dışında en iyi temsil eden iş adamı olarak “Liyakat Madalyası” almıştır zaten.

Galatasaray’a başkan olduktan sonra Avrupa’dan danışmanları ile geldi.

Geçtiğimiz ay, Galatasaray’ın BASINA KAPALI bir antrenmanında iki yabancı futbolcusu YUMRUKLAŞTI.

Dikkatinizi çekerim, antrenman BASINA KAPALIYDI.

Az sonra bu gelişmeyi, Galatasaray’ın RESMİ İNTERNET SİTESİ duyurdu. Ve an be an gelişmeleri, ilk, Galatasaray yöneticileri açıkladı.

Günlerce “gündemi sarsacak” bir olay, iki gün konuşuldu, kimse spekülasyon yapamadı, konu kapandı.

CTP dün bir basın toplantısı düzenledi,  bir anket açıkladı.

Üstelik kendisi ‘ikinci parti’ydi!..

Şimdi CTP içinde ya da dışında “aptal mı ne bunlar” diyen olacak.

Ancak, “dünyaya bağlanmak” ya da “dünya dilini konuşmak” doğrusu yaşamın pratiğinde ne yaptığınızla da ilgili bir mesele...

Doğru iletişim stratejisi budur.

Çünkü, “hasır altı” edilince “gerçek” değişmiyor, üstelik sizin “söz hakkınız” kalkıyor ortadan...

Ve ardından “savunma” yapmak dışında da bir seçeneğiniz kalmıyor.

Açıklık ve şeffaflıktan daha iyi iletişim stratejisi yoktur henüz... Umarım bu anlayış sürer...

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1110 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler