1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Ellerim sihirli değil ama karşılıklı güvenle mucizeler yaratabiliriz…'
Ellerim sihirli değil ama karşılıklı güvenle mucizeler yaratabiliriz…

'Ellerim sihirli değil ama karşılıklı güvenle mucizeler yaratabiliriz…'

MERHABA! ‘Merhaba’, yaşamımda daima sihirli bir kelime olmuştur, her kapıyı açabileceğine inandığım. Yanında küçücük bir gülümsemeyle birlikte, sıcak sımsıcak… Bir zamanlar “merhaba”nın sıkça kullanıldığı ama şimdilerde zaman

A+A-



MERHABA!

‘Merhaba’, yaşamımda daima sihirli bir kelime olmuştur, her kapıyı açabileceğine inandığım. Yanında küçücük bir gülümsemeyle birlikte, sıcak sımsıcak… Bir zamanlar “merhaba”nın sıkça kullanıldığı ama şimdilerde zamana yenik düştüğü bir ülkeden
geliyorum. Ruhum, gönlüm, duygularım yeni “Merhaba”lara aç ve susuz… Stella Aciman




MELTEM TEKİN PEKER – FİZYOTERAPİST-

“Ellerim sihirli değil ama karşılıklı güvenle mucizeler yaratabiliriz…”

"Ada halkının çok bilinçli olduğunu gördüm. Rahatsızlıklarını belirleyip doktorlara teşhislerini koyduracak kadar bilinçli bir halk diyebilirim. Dolayısıyla, çalışmalarımda bu durumun çok faydasını gördüm çünkü bilinçli hastalarla çalışınca çok daha iyi sonuçlar alabiliyorsunuz"

"Ne yazık ki masaj sertifikasına sahip olan insanlar felçli hastaların evlerine tedaviye gidebiliyorlar. Yaptıkları iş yasal olmadığı gibi sakıncalı da."

"Fizyoterapist enflasyonu olacak… Ada’nın nüfusu kaç? Bu çocuklar nerede çalışacaklar, ne iş yapacaklar? Şu an yeterince fizyoterapist var zaten. Yalnız fizyoterapist değil, bir o kadar da diyetisyen mezun olacak."


------------------------

Stella ACİMAN

Yatağa mahkum felç hastası bir büyüğümüze, ağır bir trafik kazası geçirmiş çocuğumuza veya kırık ayağımıza, kolumuza tekrar can veren ellerin sahipleridir fizyoterapistler. Onlar hastalarının bazen anneleri, bazen ablaları, bazen kardeşleri hatta psikologları olurlar çünkü birlikte geçirdikleri zaman onlara bu payeleri verecek kadar uzundur. Zordur meslekleri, ağırdır… Bir hastayı mıhlandığı yataktan kaldırdıklarında sevincin büyüğünü yaşarlar, derdine derman olamadıkları hastaları için hüzün tünellerine hapsederler kendilerini…

İşte Meltem Tekin Peker bu kişilerden sadece biri. Hacettepe Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nü bitiren Peker, 22 yıl Denizli SSK Hastanesi ’de çalıştıktan sonra kendi isteğiyle emekliği seçerek ait olduğunu düşündüğü Ada’ya döndü. Ve “Ellerim sihirli değil ama karşılıklı güvenle mucizeler yaratabiliriz” diyerek hastalarına şifa dağıtmaya başladı.

·        Kıbrıs’a gelme kararını nasıl aldınız?

 

·        Ada’ya Türkiye’de emekli olduktan sonra gelmeye karar verdim. Annem bir Kıbrıslı olarak, uzun yıllar Türkiye’de yaşadıktan sonra babamla Ada’ya taşınmıştı. Ablam ve kardeşim de burada yaşıyordu zaten. O dönemde buradan iyi bir iş teklifi alınca da fazla düşünmeme gerek kalmadı ve Ada’ya geldim. 

 

·        Mesleğiniz açısından, Türkiye ile KKTC’yi karşılaştırdığınızda ne gibi farklılıklar görüyorsunuz?

 

·        Öncelikle Ada halkının çok bilinçli olduğunu gördüm. Rahatsızlıklarını belirleyip doktorlara teşhislerini koyduracak kadar bilinçli bir halk diyebilirim. Dolayısıyla, çalışmalarımda bu durumun çok faydasını gördüm çünkü bilinçli hastalarla çalışınca çok daha iyi sonuçlar alabiliyorsunuz. Özellikle aileler, çocuklarıyla ilgili konularda ne yapmaları gerektiğini iyi biliyorlar.  

 

·        İyileşmesi zor olan vakaları aldığınız söyleniyor…

 

·        Zor vakalar beni buluyor dersek daha doğru olur. Hastalarım genelde umutlarını kaybetmiş, bir çok tedavi yöntemini denemiş, yeni arayışlar içinde olan insanlar. Bu hastalar Türkiye’de de dertlerine derman aramışlar ama devamlılık olmadığı için bir sonuç alamamışlar.

 

·        Bu hastalara yaklaşımınız nasıl oluyor?

 

·        Meslek anlayışımızda hastayla iletişim çok önemli diye düşünüyorum. Bu yüzden hasta psikolojisi konusunda yapılan seminerlere ve kurslara katılırım sürekli. Hastalara gerekli olan motivasyonu ve psikolojik desteği verdiğinizde ondan yardım alabilirsiniz. Yani, hasta sizin uyguladığınız tedaviye bire bir katıldığı zaman sonuç çok daha yüz güldürücü olabiliyor.

 

·        Hayatla bağını koparan, tedaviye gönüllü olmayan ağır vakaları nasıl yönetiyorsunuz ?

 

·        Konuşmayla halledilemeyecek, geçirdiği travmadan çok etkilenmiş hastaları –ki bu kişiler genelde ağır trafik kazası geçirmiş genç hastalar oluyor- öncelikle psikiyatra yönlendiriyorum. İlaç tedavisinin yanı sıra zaman zaman psikolog görüşmeleri yaptırıyorum. Çok faydasını da görüyorum. Hastanın genç veya yaşlı olması önemli değil, önemli olan o mücadeleyi bırakmamak.

 

BOŞ ÜMİTLER VERMEM

·        Hastalarınıza “şu zaman yürürsünüz” veya “şu zaman ayağa kalkarsınız” gibi umut verici sözler söyler misiniz?

·        Mesleğimin ilk on yılı içinde böyle sözler söyleyemezdim ama zaman içinde baktığım yüzlerce hasta sonrası tecrübelerim öylesine arttı ki artık hastalarıma durumları hakkında net cevaplar verebiliyorum. Ama hastalarıma kesinlikle boş ümitler vermem. Yapabileceklerimi, sonucun ne olabileceğini anlatıyorum.

 

·        Uzun dönem hastanız olan ve hala tedavisine devam ettiğiniz bir vaka örneği verebilir misiniz?

 

·        Çok ileri derece skolyozu (omurga eğriliği) olan 19 yaşında bir erkek hastam var. Bana geldiğinde 24 saat çok ağır bir korse kullanıyordu. On beş metre yürüdükten sonra tıkanıyor ve nefes açıcı sprey kullanıyordu. Büyüme plakları kapandıktan sonra yerleşmiş eğrilikleri düzeltmek imkansızdır, ameliyat gerektirir. Kolları dejenerasyondan dolayı açılmıyordu. Kalça ve diz eklemlerinde sorunlar vardı. Tüm hareket sistemi kısıtlıydı. Bu genç hastayla hala devam eden uzun süreli zorlu bir çalışma yaptık. Anne çok bilinçli ve yardımcıydı. Gerek klinikte gerek evde olsun o kadar düzenli ve kararlı çalışmalar yaptık ki… İlk altı ayın içinde omurgada altı derecelik bir gerileme sağladık ki, bu çok önemli bir durumdu benim açımdan. Çocuğun korse saatleri azaldı, şimdi sadece geceleri takıyor. Son altı aydır nefes açıcı sprey kullanmıyor çünkü akciğerlere yapılan baskıdan kurtuldu. Birçok yere arabayla giderken artık yürüyerek gidebiliyor. Yatağa çıkması ve inmesi bile problem olurken şimdi günlük olağan işlerini bile kendi yapabiliyor. Gerek kendisinin gerekse annesinin azmi sayesinde bir senede tüm bunları yapabilir hale geldi. Azim ve süreklilik benim alanımda çok önemli bir faktör.

 

·        Hamile kalamayan kadınlarla ilgili bir çalışmanız olduğunu duydum, nasıl bir çalışma bu?

 

·        Evet, çok ilginç bir çalışma içindeyim ve hala devam ediyor. Kadın Doğum doktoru olan kardeşimin Ada’da tüp bebek merkezi var ve onunla aynı hastanede çalışıyorum. Bazı hastaların rahimlerinde kürtaj veya yanlış tedavilerden kaynaklanan çok ciddi hasarlar oluşuyor. Tüp bebek uygulamasında kişinin hamile kalabilmesi için embriyonun rahim duvarına tutunması gerekiyor. Sertleşmiş rahim duvarına embriyonun tutunması mümkün değil. Amerika’dan getirttiğim bir cihazın dalga boyutlarıyla oynayarak ve orada bu alanda yapılan tedavileri izleyerek, biraz da kendim geliştirerek bu hastaların rahimlerinde eskimiş hücrelerin canlanmasını, kan dolaşımının sağlanmasına yardımcı oluyorum.

 

·        Sonuçlar memnuniyet verici mi?

 

·        Çok olumlu sonuçlar alıyorum. Bu tedaviyi uyguladığım hastaların ikinci, üçüncü denemelerde gebe kaldıklarını gördüm. Bana gelen hastalardaki gebe kalma oranı %85. Konuyla ilgili devam ettiğim çalışmaları hazırlayıp gerekli yerlere sunacağız.


KAÇAK FİZYOTERAPİSTLER

·        Kuzey Kıbrıs'ta kaçak çalışan, kendilerini fizyoterapist olarak tanıtan kişilerin olduğunu duyuyoruz. bu konuyu nasıl değerlendirirsiniz?

 

·        Bu konuyu uzun zamandır gözlemliyorum. Ne yazık ki masaj sertifikasına sahip olan insanlar felçli hastaların evlerine tedaviye gidebiliyorlar. Yaptıkları iş yasal olmadığı gibi sakıncalı da. Fizik tedavisi yaparken bir takım ön bilgilere de sahip olmak zorundasınız. Hastanın kalp pili, kalp rahatsızlığı, şeker hastalığı, yüksek tansiyonu olabilir. Tansiyon durumunu takip edecek konumda olmanız gerekir. Yani bu eğitimi almadan yapılan iş tehlikeli olduğu kadar boşa geçirilen zamandır. Halkımızın bu konuda uyanık olmasını istiyorum. Bu insanların öncelikle eğitim durumlarını öğrensinler hatta diplomalarını görsünler.

 

·        Ülkedeki fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezlerini yeterli buluyor musunuz?

 

·        Bana göre çok yeterli. Buradaki hastalar rehabilitasyon için illa Türkiye’ye gitmek istiyorlar. Tedavilerde Türkiye ile bir fark yok. Felçli bir hasta yakını başka arayışlara girmemeli. Ben kurucu Cumhurbaşkanımız sayın Denktaş’ın salt rehabilitasyon ve fizik tedavisi için Türkiye’ye götürülmesine bile çok şaşırdım. Olay illa cihazsa bu cihazlara sahip hastane ve rehabilitasyon merkezlerimiz olduğu gibi çok iyi fizyoterapistlerimiz de var Ada’da.

 

·        Ada’da, iki üniversitenin fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümü mezunlarını vermeye başlayınca ne olacak?

 

·        Fizyoterapist enflasyonu olacak… Ada’nın nüfusu kaç? Bu çocuklar nerede çalışacaklar, ne iş yapacaklar? Şu an yeterince fizyoterapist var zaten. Yalnız fizyoterapist değil, bir o kadar da diyetisyen mezun olacak. Üniversitelerin, Ada’nın nüfusunu göz önüne alarak bazı bölümlere kota koymalarının gerektiğini düşünüyorum.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1670 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler