1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ‘Eleştiriyi bırakın, alternatif üretin’ söylemi
‘Eleştiriyi bırakın, alternatif üretin’ söylemi

‘Eleştiriyi bırakın, alternatif üretin’ söylemi

Mustafa Ongun: Son zamanlarda haklı olarak medyanın birçok alanında şöyle bir söylemle karşılaşıyoruz: “eleştiriyi bırakın, alternatifler üretin”.

A+A-

 

 

Teknokrasi ve demokrasi arasında Kıbrıs Türk siyasi arenası

 

Mustafa Ongun

m_s_logos@yahoo.com

 

Son zamanlarda haklı olarak medyanın birçok alanında şöyle bir söylemle karşılaşıyoruz: “eleştiriyi bırakın, alternatifler üretin”. Bu söylemin geldiğimiz noktada kaçınılmaz olması bir yana, söylemin - sol çevreler de dâhil olmak üzere - bu kadar baskın bir hal almasının, beraberinde bazı önemli tehlikeler de getirdiğini düşünüyorum. Bu yazıda “eleştiriyi bırakın, alternatif üretin” söyleminin nasıl baskın bir hal aldığından ve beraberinde ne gibi tehlikeler getirdiğinden söz etmeyi amaçlıyorum.

Tehlikenin ne olduğunu anlatmaya başlamadan önce, ‘eleştirmeyin, alternatif üretin’ söylemini ele almakla başlamamız gerekiyor sanırım. Bu söylemin bu kadar baskın bir hale gelmesinde iki önemli faktörden bahsedebiliriz. Birincisi, Annan planı sürecinin başarısızlığa uğraması, ikincisi ise AKP’nin eleştirel düşünceden uzak bir parti haline gelmesi.

Birincisinden başlayacak olursak, hepimizin bildiği gibi Annan Plânı süreci ortada belirgin alternatiflerin olduğu bir süreçti. Toplumda önemli bir değişim istemi gözlemleniyordu ve değişim Annan Plânı’na ‘evet’ demekle hemen başlayacaktı. Diğer bir şekilde söyleyecek olursak, alternatifler açık bir şekilde ortada idi: ya Annan Planı’na evet diyerek köklü bir değişimi başlatacaktık, ya da ‘hayır’ diyerek statükonun devamını sağlayacaktık. Sonuç olarak böyle bir dönemde siyaset yapmak; hangi alternatifin daha doğru olduğunu halka göstermek ve doğru olduğunu düşündüğünüz alternatifin propagandasını yapmaktı. Ancak Annan Plânı sürecinin geride kalmasıyla açık ve net alternatiflerin olduğu politik zemin de ortadan kalktı. Öyle görünüyor ki, statükoyu değiştirmek istiyorsak, alternatifleri ne Annan ve ekibi ne de AKP üretmek durumundadır. Yeni siyasi arenada alternatifleri biz kendimiz üretmek zorundayız. Kabaca söylemek gerekirse, “eleştiriyi bırakın, alternatif üretin” söylemi işte bu yeni siyasi ortamda baskın bir hal almıştır.

“Eleştirmeyin, alternatif üretin” söyleminin baskın bir hal almasının diğer bir nedeni ise yukarda bahsedildiği gibi AKP’nin eleştirel düşünceden uzak olmasıdır. Bu konuyu burada kapsamlı bir şekilde ele almak mümkün olmasa da, AKP iktidara hâkim oldukça eleştirel düşünceden uzaklaşmış ve toplumsal sorunlara sadece kendi değerleri doğrultusunda alternatif üreten bir yapı haline gelmiştir diyebiliriz. AKP’nin Kıbrıs’a yaklaşımı da aynı şekilde olmuştur. Kabaca söylemek gerekirse, AKP Kıbrıs için alternatif üreten ve eleştirel düşünceyi önemsizleştiren bir siyasi yol izlemektedir. AKP bizden kendi çizdiği çerçeve doğrultusunda alternatifler beklemekte, bizim alternatifleri üretmememiz durumunda ise kendi (veya yerli) teknokratları aracılığı ile alternatifleri oluşturmaktadır. Bu bağlamda Kıbrıs’ta ‘eleştiriyi bırakın, alternatif üretin’ söyleminin baskın olmasında AKP’nin bu tutumunun da bir ölçüde etkisi vardır diyebiliriz.

Politik anlamda eleştiriyi bırakın, alternatif üretin söylemi kaçınılmaz bir söylem olsa da, bu söylemin beraberinde bazı tehlikeleri de getirebileceğini özellikle solun görmesi oldukça önemlidir. Peki, nedir bu tehlike veya tehlikeler? Öncelikle, bu söylemin baskın bir hal alması, eleştirel düşünceyi önemsizleştirecektir; hâlihazırda büyük oranda önemsizleştirmiş görünmektedir. Konuyu biraz daha genişletecek olursak, “eleştirmeyin, alternatif üretin” söylemine saplanıp kalmanın esas tehlikeli yanı, bizi eleştirel düşünceden uzaklaşmış sade teknokratlar haline getirme olasılığıdır. Bu noktada akla gelecek ilk soru neden “eleştirmeyin, alternatif üretin” söyleminin bizi teknokratlara dönüştüreceğidir. Bu soruyu cevaplamak için Aristoteles’in teknik bilgi ve pratik bilgi arasında yaptığı önemli ayrımı kullanabiliriz. [i]

Teknik ve Pratik bilgi

Bu ayrıma göre alternatifler üretmek, gerek ekonomik, gerek hukuksal, gerekse de siyasi anlamda teknik donanımlı bir bilgi gerektirmektedir. Bu türden teknik bilgi, yine Aristoteles’in vurguladığı gibi, ‘nasıl’ sorusunu sorarak ve cevaplayarak elde edilebilir. Örneğin kamusal sektör ile ilgili geliştirilebilecek teknik bilgi, kamuyu ‘nasıl’ daha etkili bir hale getirebiliriz sorusunu sormayı ve cevaplamayı gerektirir.

Pratik bilgi ise ‘nasıl’ sorusundan ziyade ‘neden’ ve ‘niçin’ soruları üzerinden hareket etmeyi gerektirir. Bu bağlamda pratik bilgi alternatif üretmese de, alternatiflerin neden ve niçin üretildiğini sorgular. Yine aynı örneği kullanacak olursak, pratik bilgi, neden kamusal sektör diye bir şey var veya neden kamusal sektörü daha verimli hale getirmemiz gerekiyor gibi soruları sorup cevaplamayı gerektirir. Burada vurgulamamız gereken nokta neden ve niçin soruları üzerinden ilerleyen pratik bilginin, teknik bilgi üzerinden değil, değerler üzerinden gelişmesidir. Örneğin neden kamuyu daha verimli hale getirmemiz gerekiyor sorusuna pratik bilgi, “çünkü bu daha adaletli ve eşitlikçi olacaktır” cevabını verebilir.

Buradan hareketle şöyle bir sonuca ulaşabiliriz: pratik bilgi amaçları sorgularken, teknik bilgi araçları sorgular ve belirler. Pratik bilgi kurumların, hayatın ve insan ilişkilerinin ne amaçlar için var olduğunu sorar ve cevaplar. Bu cevapları verirken de belli etik, adalet ve eşitlik değerleri üzerinden hareket eder. Teknik bilgi ise kurumları, hayatı, ilişkileri hangi araçları kullanarak, nasıl daha etkili hale getirebiliriz soruları üzerinden gelişir.

Tahmin edilebileceği gibi, eleştirel düşüncenin alanı pratik bilgidir. Eleştirel düşünce neden ve niçin sorularını belli değerlere dayanarak sorar ve cevaplar. Teknik düşünce, bir kurumun nasıl yönetilmesi gerektiğini sorarken, eleştirel düşünce söz konusu kurumun ne için ve kimin için yönetildiğini sorgular. Teknik düşünce alternatifleri bulurken, eleştirel düşünce alternatiflerin kime ve neden hizmet edeceğini sorgular.

 Eleştirmeyin, alternatif üretin” söyleminin abartılması durumunda eleştiriden ve pratik bilgiden uzak bir teknokrasi rejimine gidebileceğimizi sanırım şimdi daha iyi anlayabiliriz. Bu noktada ise şöyle bir soru sorulacaktır: “peki, ama teknokrasi rejimi niye tehlikelidir ki?” Unutmayalım ki, teknokrasi rejimleri neden ve niçin sorularını pek sevmez, demokrasiler ise neden ve niçin soruları ile kurulur. Teknokratlardan oluşan bir toplum amaçları sorgulamaz. Böyle bir toplum, kendi amaçlarını belirleyemez ve birilerinin onlar için tasarladığı amaçları gerçekleştirir.  

Sonuç olarak, son zamanlarda - sol çevrelerde bile - baskın hale gelen eleştiriyi bırakın, alternatifler üretin söylemi, teknokrasi ve demokrasi arasındaki ayrımı görmeli ve eleştirel düşünceyi önemsizleştirmemelidir. Daha da önemlisi solun alternatif üreten teknik bilgiye saplanması, zaten yeterince gelişmemiş olan ve solun önemli bir geleneği olan eleştirel düşüncenin yok oluşunu getirebilir. Böyle bir durumda ise belki ekonomimiz gelişebilir, kurumlarımız verimli hale gelebilir ve güçlü bir ülke olabiliriz… Ancak demokratik, eşit, adaletli ve mutlu bireylerden oluşan bir ülke olur muyuz derseniz, orası şüpheli, çünkü ortada eşitsizlikleri, adaletsizlikleri ve mutsuzluğu konuşacak ve yazacak insanlar kalmaz. Bunun yerine, onlar için tasarlanmış amaçlara ulaşmaya çalışan, değerlerinin ne olduğu belli olmayan ve teknik bilgi ile donanmış bir insan yığını kalır.

Sözü şu hatırlatmayı yaparak bitirelim: Özellikle Kıbrıs Türk solu eleştirel geleneğe sahip çıkmalı ve teknokrasinin amaçsız insan yığınları yaratma tehlikesine ısrarla karşı durmalıdır..

 



[i] Dunne, Joseph (1997). ‘Back to the Rough Ground: 'Phronesis' and 'Techne' in Modern Philosophy and in Aristotle’. Notre Dame, Indiana: University of Notre Dame Press.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 911 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler