1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Elektrikte Özelleştirmeye Karşı Çıkmayanlara Sorular
Elektrikte Özelleştirmeye Karşı Çıkmayanlara Sorular

Elektrikte Özelleştirmeye Karşı Çıkmayanlara Sorular

Tufan Erhürman: Elektrikte özelleştirme ne zaman gündeme gelse, benim kafama takılan soruların ana eksenini Avrupa Birliği Komisyonu’nun Malta ve Güney Kıbrıs’la ilgili kararlarında vurguladığı bir konu oluşturuyor.

A+A-

                                                                                     Tufan Erhürman

                                                                                     tufaner@yahoo.com

 

 

Elektrikte özelleştirme ne zaman gündeme gelse, benim kafama takılan soruların ana eksenini Avrupa Birliği Komisyonu’nun Malta ve Güney Kıbrıs’la ilgili kararlarında vurguladığı bir konu oluşturuyor.

Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, Malta, 2005 yılında AB Komisyonu’na başvurmuş ve AB Konseyi’nin elektrik piyasalarını düzenleyen 2003/54/EC sayılı Direktifi’yle ilgili bazı derogasyonlar talep etmiştir. Komisyon, bu başvuruyu incelemiş ve 28 Kasım 2006 tarihinde verdiği kararda Malta’nın talebini uygun bulmuştur. Komisyon’un kararında etkili olan unsurlar şunlardır:

a) Malta, Direktif’teki ayrıma göre “küçük izole sistem”dir. Bunun sebebi, Malta’nın, 1996 itibarıyla 1695 GWh elektrik tüketmiş olmasıdır. Bu rakam, küçük izole sistemler için belirlenmiş üst sınır olan 3000 GWh’nin altındadır.

b) Adadaki elektrik piyasasının küçüklüğü ve yapısı dikkate alındığı zaman, ekektrikte rekabetçi bir piyasa oluşturma hedefine ulaşılması imkânsızdır ya da en azından pratik değildir.

c) Bu şartlar altında piyasanın rekabete açılması, özellikle de elektrik sağlamanın güvenliği konusunda ciddi sorunlar yaratacak ve bu durum tüketicilerin karşı karşıya bulunduğu maliyetleri daha da artıracaktır.

Komisyon, bu unsurları kararına esas almış ve Malta’ya süresiz bir derogasyon verilmesini kabul etmiştir.

“Kıbrıs Cumhuriyeti” de, 28 Haziran 2004’te, benzer bir taleple Komisyon’a başvurmuştur. Ancak “Kıbrıs Cumhuriyeti”, süreli (2013’te sona erecek) bir derogasyon talep etmiştir. Malta’dan daha fazla (2315 GWh) elektrik tüketmesine karşın, “Kıbrıs Cumhuriyeti” de bir “küçük izole sistem”dir. Komisyon, yukarıda Malta için sıralanan gerekçelerle bu üye ülkenin derogasyon talebini de kabul etmiştir.

Bu noktada vurgulanması gereken, Komisyon’un, her ikisi de bizden daha büyük piyasalara sahip olmalarına karşın, bu iki ülkedeki elektrik piyasalarını rekabeti imkânsız kılacak derecede küçük görmüş olmasıdır. Komisyon’a göre, bu tip piyasalarda rekabet imkânsız olduğuna göre, kaçınılmaz sonuç tekelleşmedir ve tekelleşme de doğal olarak arz güvenliğini tehlikeye sokacak, tüketicilerin maliyetlerini artıracaktır.

Herkesin çok iyi bildiği gibi, AB’nin ekonomik yaklaşımı sosyalist ya da sosyal demokrat ilkeler üzerine değil, liberal ilkeler üzerine bina edilmiştir. O hâlde AB Komisyonu’nun bu konudaki yaklaşımını sosyalist ya da sosyal demokrat olmakla açıklamak mümkün değildir. AB, liberal yaklaşımdan hareketle, rekabetin sağlanamayacağı bir piyasada tekelleşmenin kaçınılmaz olacağını ve bunun da liberal ilkelere ters olduğunu vurgulamaktadır.

Oysa bizim liberallerimizin bazıları (bu konuda son derece mantıklı açıklamalar yapan samimi ve bilgili liberalleri tenzih ediyorum), Kıbrıs’ın kuzeyinde elektriğin özelleştirilmesi konusunda istekli davranmayı veya en azından sessiz kalmayı tercih etmektedirler. Ben, bu durumu, Orwell’in 1984 adlı meşhur romanında sözünü ettiği çiftdüşün’e bağlıyorum. Yazara göre, resmi ideolojinin hegemonyasını ilan ettiği bazı ülkelerde, bazen öyle bir noktaya varılır ki, bu ideolojiye sorgusuz sualsiz biat edenler, aynı anda her ikisi de doğru olamayacak, birbiriyle çelişen iki önermeyi doğru kabul edebilirler. Orwell’e göre çiftdüşün, “insanın çelişik iki düşünceyi aynı anda kabullenmesidir”.

Önerme 1: Piyasada rekabet, hizmetin en kaliteli, en güvenli ve en ucuz bir biçimde sunulmasını sağlar.

Önerme 2: Elektrikte yabancı özel tekel, elektrik hizmetinin en kaliteli, en güvenli ve en ucuz biçimde sunulmasını sağlar.

Tekelleşmenin rekabetin ortadan kaldırılması anlamına geldiği herkesin malumu olduğuna göre, bu iki önermenin her ikisi de aynı anda doğru olabilir mi?

Mantığını kaybetmemiş bir kişi için bu sorunun yanıtı açıktır: Hayır! Ancak mantığınız bir ideolojinin, düşünsel hegemonyanın esiri hâline gelmişse, çiftdüşünmeniz ve bu soruya farklı yanıt vermeniz tabii ki mümkündür!

Bu noktadan hareketle, çoğu zaman sanıldığının aksine, sosyalizme ya da sosyal demokrasiye değil (çünkü buralara davet etsem gelmeyeceklerinden eminim), kendi ideolojileri (ekonomik liberalizm) doğrultusunda mantıklı düşünmeye davet ediyorum elektrikte özelleştirmeyi destekleyen veya bu konuda sessiz kalmayı tercih edenleri.

Davetime icabet etmelerini sağlayacağı umuduyla, rekabeti savunan, dolayısıyla tekelleşmeye karşı çıkan ekonomik liberalizm çerçevesinde anlamlı olduğunu sandığım şu sorular üzerinde düşünmelerinin mantığa iyi geleceğini sanıyorum:    

 

1. Dünyada özelleştirmeden beklenen temel yarar piyasanın rekabete açılması olduğuna göre, AB Komisyonu’nun, yapısı ve boyutu gereği rekabete müsait olmadığını (dolayısıyla tekelleşmeye yol açacağını) söylediği bizimki gibi piyasalarda özelleştirmeye karşı çıkmak liberal düşüncenin gereği değil mi?

2. Rekabetin olmadığı bir piyasada tekelin dilediği gibi fiyat belirlemesi önlenebilir mi?

Enerji gibi son derece stratejik bir alanda faaliyet gösteren yabancı özel tekele, “yüksek fiyat belirledin, düşür” dediğinizde, sizi dinlemezse yapacağınız bir şey var mı? “O zaman elektrik üretme” deyip, halkınızı karanlığa mı mahkum edeceksiniz?

3. Rekabetin olmadığı bir piyasada arz güvenliği sağlanabilir mi?

Yabancı özel tekel zırt pırt elektrik kesmeye başlarsa ne yapacaksınız? “Çek git” deyip, halkınızı karanlığa mı mahkum edeceksiniz? Dahası, arz güvenliğinin bulunmadığı bir ortamda gelmesini çok arzuladığınız yabancı yatırımcıları bu ülkede yatırım yapmaya nasıl ikna edeceksiniz?

4. Rekabetin olmadığı bir piyasada yabancı özel tekel, kaliteli ve çevreyi koruyan bir biçimde üretim yapmaya zorlanabilir mi?

Yabancı özel tekelin tek derdi, doğal olarak daha fazla kâr elde etmek değil mi? Kaliteli ve çevreye duyarlı elektrik üretmek ona daha pahalıya mal olacağına göre, daha fazla harcama yaparak kaliteli ve çevreye duyarlı elektrik üretmesinin bir nedeni var mı?

5. Şu anda devlet elektrik alanında faaliyet gösterirken bile aynı alanda elektrik üreten özel şirketten vergi alınamadığına göre, yabancı özel tekelden vergi almak mümkün olacak mı?

“Vergimi ödemiyorum, zamanında ödemiyorum ya da daha az ödüyorum” dediğinde, “çek git” deyip, halkınızı karanlığa mı mahkum edeceksiniz?

6. Özel tekelle anlaşmazlığa düşülmesi ve faaliyetlerin durması durumunda ona alternatif oluşturamayacağınıza göre, onun her istediğini kabul etmek zorunda kalınmayacak mı?

Siz piyasadan tamamen çekildiğiniz vakit, özel sektör “tamam, madem ki benim istediğim koşulları kabul etmiyorsunuz ben de üretimi durdurdum” dediğinde, yerine kimi koyacaksınız? Başka bir şirketle anlaşana kadar halkınızı karanlığa mı mahkum edeceksiniz?

7. Özel tekelin son derece iyi niyetli olacağı varsayılsa bile, herhangi bir sebeple batması veya piyasadan çekilmesi durumunda yerine yeni bir özel şirket bulununcaya kadar ülkenin elektriksiz kalacağı, dahası bu şartlarda bulunacak olan yeni şirketin, ülkenin zor durumda olmasından dolayı en kötü koşulları bize kabul ettirebileceği düşünülmüyor mu?

8. Kuzey Kıbrıs’taki sermaye birikiminin yetersizliği dikkate alındığı zaman, bu sektöre girecek özel tekelin yabancı özel tekel olacağı açık değil mi?

9. Kuzey Kıbrıs’ın uluslararası hukuk karşısındaki sıkıntılı durumu dikkate alındığında, bu yabancı özel tekelin sözleşmeyi ve/veya hukuku ihlal etmesi durumunda Devlet’in ona herhangi bir şeyi kabul ettirmesi mümkün mü?

Kabul etmezse ne yapacaksınız? Tanınmayan bir devlet olarak diplomatik ilişkilerinizi mi, yoksa uluslararası hukukun olanaklarını mı kullanacaksınız? Bir an için geçelim bunları! Uyuşmazlık çözülünceye kadar ne olacak? Memleket karanlığa teslim mi olacak?

10. Bu özel tekel, ülkede başka yatırımlar da yapmaya kalkar, örneğin oteller yapar/işletir ve bu otellere diğerlerinden çok daha ucuza elektrik vererek diğer otelleri batırmaya kalkarsa, ona bu konuda engel olunabilir mi?

“Bu alanlara giremezsin” dediğinizde sizi dinleyecek mi? “Enerjiyi keserim ha” silahını elinde bulunduran bir özel tekele laf geçirmek kolay mı?

Yukarıdaki sorulara yanıt olarak, devletin kamu gücünü kullanmak suretiyle bütün olumsuzlukları önleyebileceği, özel şirketi, fiyatı düşük tutmaya, arz güvenliğini sağlamaya, kaliteli ve çevreye duyarlı hizmet vermeye, vergisini ödemeye, sözleşmeye/hukuka uymaya zorlayabileceği ileri sürülebilir. Böyle bir yanıt son bir soru daha sormayı gerektirir?

11. Devletin Kıb-Tek’e olan borçları toplayamadığı, şu anda elektrik piyasasında olan özel şirketi vergi ödemeye ve çevreyi koruyacak önlemler almaya zorlayamadığı bir ortamda böyle bir yanıt tatmin edici olur mu?

Anladık, liberalizme âdeta bir dine inanır gibi inanıyorsunuz. Bu şartlar altında sizi sosyalizme ya da sosyal demokrasiye davet etmeye kalkışmak sersemce bir şey olur. O kadarını kesiyor aklımız. Ama kendi ideolojiniz içerisinde mantıklı düşünmeye davet etsek yine mi reddedeceksiniz davetimizi? Çiftdüşün bu kadar mı etkisi altına aldı sizi?

 

Not

Bu yazı yayına gönderildiğinde, henüz El-Sen ile Hükümet arasında özerklik konusunda anlaşmaya varılamamıştı. El-Sen’in yürüttüğü onurlu mücadele, bazıları hâlâ farkında olmasa da, gelecek kuşaklar açısından yaşamsal bir kazanım sağlamıştır. Kıb-Tek konusunda yapılan tartışmaların özel tekellerin eline geçme riski olan tüm kurum, kuruluş ve kamu hizmetleri (örneğin Ercan) için de geçerli olduğu düşüncesinden hareketle, bu yazı değiştirilmeden, aynen yayınlanmıştır. 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1269 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler