1. YAZARLAR

  2. Eralp Adanır

  3. Elde kalan anlatılanlar...
Eralp Adanır

Eralp Adanır

Yazarın Tüm Yazıları >

Elde kalan anlatılanlar...

A+A-

12 Temmuz Çarşamba günü, Tıp ve Politika dünyamızın tanınmış isimlerinde Dr. Ali Atun bey hakkın rahmetine kavuşmuştu. Kıbrıs Türk Tabibleri Birliği’ne 2010 yılında yaptığım “Başkanlarımız” ve “Meslek Hayatından Anılar” başlıklı seri belgesel çekimlerinde 10’nun üzerinde tıp insanımızla tanışmam, tanımış olduklarımdan mesleki ve toplumsal anılarını dinleyip kaydetmem, bilgi dağarcığım için öneli bir kazanımdı benim için.

Çünkü her meslek, kendi sosyal, politik, kültürel ortam ve gelişimiyle birlikte seyrettiğinden, tüm anlatılar, bu toplumun “sözlü tarih”ine önemli katkı sağlayacak değerdedir.

Söz konusu belgesel projeden bu yana, bugüne kadar röportaj yaptığım 4 tıp insanımızı toprağa verdik. Dr.Zeka Mahirel (10 Nisan 2012), Dr.Saffet Ratip (6 Şubat 2016), Dr. Alper Baydar (10 Nisan 2016) ve Dr. Ali Atun (12 Temmuz 2016).

Dr. Ali Atun beyle yaptığımız röportajda; İki toplum arasındaki ayrılıklar, 1963 sonrasında yoğunluk kazanmış olsa da, aslında 1958 yıllarından itibaren bu ayrılık ve kapmlaşmanın başlamış olduğunu görüyoruz.
Tıpkı sağlık servisleri alanımızda olduğu gibi.

Dr. Ali Atun’un anlatımında, Lefkoşa Devlet Hastahanesi’ndeki ayrılıkla, Lefkoşa Viktorya Kız Lisesi’nde açtıkları ilk poliklinik; Kıbrıslı Türklerin ilk Genel Hastahanesine ve bu konuda örgütlenmelerine giden yolun başlangıcı olduğunu anlıyoruz.

Söz konusu 13 Temmuz 2010 tarihinde kendi evinde gerçekleştirdiğimiz röportajımızdan bu bölümü sizlerle paylaşırken, kendisine Allah’tan rahmet, yaslı ailesine başsağlığı diliyorum...

***

12 Temmuz 1958’de İnönü’de 5 Şehit verdik. Yorgacis işe giden İnönülü yani Sindeli kişileri otobüste kurşunlayıp 5 kişiyi şehit etmişti. Ben o zaman Lefkoşa Devlet Hastahanesi’nde tek Kıbrıslı Türk doktordum. Hemen aynı gün Başhekim, Dr. Clack diye birisiydi, ona gittim dedim ki “ben doktorluk yapamam artık bu hastahanede, hiçbir Türk bu hastahaneden menfaat sağlayamaz onun için bu işe bir çare bulmamız lâzım”. İngiliz Başhekim bana, İngiliz askerleri yollarda devriye gezer diye söylemeye kalktı, dedim ki “ben odanın içerisindeyken bir Rum gelip bana bıçak sokarsa senin İngiliz askerin bu işi nerden bilecek nerden duyacak”. “e napalım?” dedi, dedim ki “sağlık servislerini ayırmamız lâzım Türklerin istfiadesi için”. “peki” diyerek kabul etti ve ekledi: “5 tane Türk doktor bul al hepsini kabul edeceğim.” Bize bir Ambulans, bir-iki hemşire, odacı verdi ve Dr. Fikret Rasim beyi o zaman serbest çalışırdı, kendisini vazifeye çağırdım, yani tayinini çıkardım, ardından Dr. Hasan Güvener’e telgraf çektim, babasını buldum dahiliye ihtisasına gidecekti, ihtisası bıraktı ve geldi. Ben, Dr.Güvener ve bir de Türkçe bilen Dr.Bambatyan diye bir arkadaşı da katarak, Lefkoşa’da Viktorya Kız Lisesi’nin bir yerinde poliklinik kurduk. Ve o günden sonra tıp servisleri de ayrılmış oldu. Yani benim girişimim sayesinde. Gerçi bu birazcık kendimi övme gibi bir hadisedir ama bunu da zikretmekten geçemeyeceğim.

***

Daha sonra Karakaş Bahçesi’ne, Evkaf’ın binalarına geçtik. Ve bu şekilde Türk tarafı ayrılmış oldu. Senelrr sonra, ‘63’ten sonra pasaportum bitmişti. Rum tarafında Karakula isminde pasaport dairesinin müdürü vardı ahbabımdı. “gel doktor otur konuşalım” dedi. Dedi ki “bizim idareciler delidir. Bilhassa Papaz, çünkü siz Mağusa’da bir hastahane yaptınız 25 yataklı, sağlık servisleri ayrıldı, polisinizi attık işten polis ayrıldı, öğretmenleri attık işten eğitim ayrıldı, bu işi Taksim’e götürüyoruz” dedi. “Papaz sebep olacak bu Kıbrıs Taksim olacak” diye de ekleyerek bu itirafta bulundu.

1960’ta Cumhuriyet kurulduktan sonra İngiliz, Civil Servant Association’ı Türkler ve Rumlar diye ikiye ayırdı, bize de Ledra Palas’ın karşısında bir bina vermişlerdi. Cavit Ramadan bey de, Veteriner Şevki bey, bir gün bana hastahaneye geldiler dediler ki “bu Civil Servant Assosiation’ın (yani memurin cemiyetinin) seçimi vardır gel beraber biz gençler olarak müracaat edelim ve seçime girelim.” Gittim, seçimde kazandık ve beni Civil Servant Association’ın başkanı yaptılar. Yönetim kurulu seçildi, hep gençler. Ben, Cavit Ramadan, Şevki bey... eskiden Aziz beyler, Cemal Müftüzadeler, Nazım bey vardı İskele’den, bu isimlerdi yönetimde, genç memurlar bu kez hep gençleri seçmişlerdi. Fakat ben 1961 başında Mağusa’ya Başhekim olarak tayin olduğum için Başkanlıktan düşmüş oldum. Çünkü tüzüğümüz öyle gerektiriyordu. Şevki bey sanırım başkan olmuştu. Yani ilk politika hayatımız bu şekilde, 1960’da başlamış oldu...”

Bu yazı toplam 1437 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar