1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. EKONOMİK PROGRAM VE RAPOR (1)
EKONOMİK PROGRAM VE RAPOR (1)

EKONOMİK PROGRAM VE RAPOR (1)

TC Başbakanlık Kıbrıs İşleri Başmüşavirliği’nin adanın kuzeyinde uygulanan ‘Ekonomik Program’a dair İZLEME RAPORU’nu Ferdi Sabit Soyer, YENİDÜZEN’e değerlendirdi: :: :: “…En baştan söyleyeyim, belli başlı yor

A+A-








TC Başbakanlık Kıbrıs İşleri Başmüşavirliği’nin adanın kuzeyinde uygulanan ‘Ekonomik Program’a dair İZLEME RAPORU’nu Ferdi Sabit Soyer, YENİDÜZEN’e değerlendirdi:

 

“…En baştan söyleyeyim, belli başlı yorum ve değerlendirmelerine katılmamakla birlikte, bu rapor gerçekten oldukça emek verilip hazırlanmış, önemli bir çalışma…”

 “…Bize ait verileri TC Büyükelçiliği raporundan okumak bir mahcubiyettir. Bunu eğer bir rezalet olarak görmezseniz, işi baştan kaybettiniz demektir…”

 “Artık hükümet veri sunmuyor. Bu anlayış, muhalefete ve sendikalara da sıçradı. 2009, 2010 Ekonomik Sosyal Göstergeleri yok, 2011 tahminleri dahi yok…”

“… Farkındalık oluşmamış, iki büyük engelden söz ediyor sayın Akça… Biri, Kamu harcamaları, diyor. İyi de rapor baştan aşağı kamu harcamalarını azalttığı için övünüyor…”


TC Lefkoşa Büyükelçiliği Yardım Heyeti Başkanlığı’nın hazırladığı 2011 Yılı Faaliyet Raporunu okudum. Hastaneye ziyaretime gelen Büyükelçi Halil İbrahim Akça’nın bana getirdiği bu raporu, hastalığım süresince satır satır okudum. Öncelikle, bana geçmiş olsun ziyaretine gelme inceliği gösterdiği ve böyle bir çalışmayı getirip de aklımı, hastalığımdan uzaklaştırarak, çok önem verdiğim konulara yöneltmeme katkı sağladığı için kendisine teşekkür ederim.
Bir kere en baştan söyleyeyim, belli başlı yorum ve değerlendirmelerine katılmamakla birlikte, bu rapor gerçekten oldukça emek verilip hazırlanmış, önemli bir çalışma. Bilimsel olmaya özen gösteren bu çalışma, aynı zamanda politik bir de özellik taşıyor. Çünkü içeriğinde, uygulanan, ekonomik politikanın başarısı veya sonuçlarını da savunma amacı var.
Ancak bir nokta var ki çok önemli.
Bir kere, bir içeriğe karşı olmak, eleştirmek veya sunulana alternatif getirmek için her şeyden evvel, slogansal düzeyden çıkmanızı gerektirir. Bakış açınızdaki farkı, veri ve akılla yoğurarak ortaya koymak gerekir. Yani, eleştiriniz varsa, öncelikle bunu objektif ve verili yapmanız şart. Alternatifinizi de aynı ağırlıkla, verili ve bilimsel olarak ortaya koymanız önemli.
Yani eğer, bugün uygulanan programa eleştiriniz ve bundan kaynaklanan toplumsal endişeleriniz varsa – ki benim ve çoğunun vardır-  bunu, 1960’ lı yıllarda, Dr. Fazıl Küçük’ün (ben ona klasik laiklik anlayışı derim(  o tarihsel momente ait, onun sözlerini, 21. Yüzyılın içinde tekrarlayarak, miliyetçi- devletçi argümanlarla karşılayamazsınız.
Ya da salt inanç üzerinden ya da kimlik üzerinden eleştiri yaparsanız da bu çağda, maalesef Türkiye’de örneğini gördüğümüz gibi eleştirdiğinizin etkisinin artmasına yardımcı olursunuz.
Bunun için Büyükelçiliğin ortaya koyduğu bu raporu,  dikkatli bir şekilde okumak ve değerlendirmek gerekir.
Eğer bu raporu es geçerseniz, ya da yüzeysel olarak ele alırsanız ve itirazlarınızı da kapsamlı ve temelli olarak sunmazsanız, bilin ki hayatın düzenlenmesine dair politik gelişmelerden uzaklaşırsınız.
Bu raporu eleştirmeden bir hakikati de vurgulamak gerekir.

BİZE AİT OLANI ELÇİLİKTEN ÖĞRENMEK!

Bugün, TC Büyükelçiliği bizim olan ekonomik ve toplumsal sorunlara, maalesef bize ait olan verileri, en geniş anlamı ile ortaya koyarak görüş serdetmektedir. Buna bağlı olarak da ortaya bir tez sunuyor. Bundan çok mahcup oldum. Çünkü bu ülkeye dair verileri, maalesef bu raporda derli topu görmek fırsatını buldum. Üstelikte daha sonra yazacağım gibi bazı verileri de ortaya koymadan...
Bunu eğer, sağcı veya solcu olun, bir rezalet olarak görmezseniz, işi baştan kaybettiniz demektir.
Kimse bana da, bu veri sunumunun da, “bizim devlet” tarafından değil de,  Elçilik tarafından verilmesini,  “Ankara’nın  dayatması” olarak ta takdim etmesin. Neden mi? Çünkü vergi verdiğimiz ve insanlarımıza hizmet üretsin diye beklediğimiz bu devlet ve hükümet üzerinde, herkese, bize ait olan verileri vermek mecburiyetini yaratamadıysak, kusur bizdedir. Bu bizim ortak ayıbımızdır...
Çünkü, bugün, dünü eleştirecek diye, var olan her şeyi küçümseyen, yok sayan anlayış, en başta bu gelişmenin sorumlusudur. Yenilik adına yola çıkanların, kutsadığı bir yapının, bugün ve düne dair iflasını aşıyoruz. Bu yarınımızı da karartmaktadır. Çünkü, UBP’nin bugün sözde genç olan,  ama ruhen en yaşlı halde bulunan yönetim sorumluluğunu üstlenmiş kadroları, bu yanlış mantığın en büyük göstergesidir.
Hatırlarım, Dr Derviş Eroğlu 19 Nisan seçimleri sonrası kurduğu hükümette bu “genç kadro” göreve geldiğinde, basında ne övgüler yapılmış ve ne sahte beklentiler yaratılmıştı.
Yanlışı düzelteceklerine, toplumsal bir emek ürünü olan yapı içinde var olan olumlulukları da yenilik adına yok ettiler.
Eskiden hatırlarım, “bütçe” Meclis’e geldiğinde eğer Devlet Planlama Örgütü’nün (DPÖ) sunduğu program gelmezse veya gecikirse, Hükümet mahcubiyet yaşardı. Eleştirilere hak verirdi. Şimdi yeni güçlere bakın, hala 2009, 2010 Ekonomik Sosyal Göstergeleri yok, 2011 tahminleri dahi yok. Hiçbir veri yok. Hakkını yemeyelim son dönemlerde Maliye, bütçe uygulamalarını internet sitesinden vermeye başladı.
Bundaki gecikmeleri Meclis kürsüsünden eleştirdiğimde, Maliye Bakanı Ersin Tatar’ın öfkesini hatırlarım. Şimdi yayınlıyor. Demek ki eleştiriler yarar sağlamış. Ancak diğer her alanda, en son veri, 2008 verilerdir. Bunlar DPÖ’yü, bu sözde genç siyasiler, öldürdüler. Onu etkisiz kıldılar. Rakamlara dönük herhangi bir gaileleri yok.

“UÇUYORUZ”, DEDİLER Mİ, İŞ TAMAMDIR

İyi saatte olsun, verisiz veya eksik verili bir rapor oldu mu, Salih Coşar hocam, “bu kompozisyondur” derdi. İster Sayıştay raporu olsun, isterse Bakanı olduğu hükümetin bir raporu olsun, isterse muhalefetin bir belgesi olsun böyle tanımlardı. Şimdi ne ilginç, veri sunumunu dert etmek yok. Bu üstelik hükümet açısından da değildir. Muhalefet ve sivil toplum açısından da böyle oldu.
Eskiden KTAMS’ın istatistik biriminin çıkardığı metinler, müthişti. DEV- İŞ’ in Sosyal Ekonomik Konsey Toplantıları’na sunduğu belgeler müthişti. Bu belgeler, aynı zamanda toplumsal muhalefetin, emekçilerin, en geniş anlamı ile halkın ve hatta iş dünyasında yer alan insanların, toplumsal olaylara dönük eğitiminin ve bilgilenmesinin, böylece duyarlılığın, bilinçle artmasının da önemli bir aracını oluştururdu. Şimdilerde siyaset, basma kalıp söylemler ve aynısını, değişik cümlelerle tekrarlayan, klasik ifadelerden öteye gitmiyor. Kompozisyon yazmak şimdilerde genelleşti.
Bu çok büyük bir ayıptır. Kimseyi  beğenmeyebilirsiniz, ama ülkenize ve insanınıza dair veri ve değerlendirme hizmetini, yurttaşına sunmanın en temel demokrasi ve yurt görevi olduğunu önemsemezseniz, kompozisyonculuktan kurtulamazsanız, bilin ki kendi  kendimizi yönetme düşüncesini de geliştiremezsiniz..
Çünkü çağımızda daha da önem kazanan gerçek, bilgidir. Bilgiyi elinde tutan veya kullanabilenin, yönetici  ve etken olabileceği  gerçeği artık kesindir.. Bu yüzden eğer bu bilgi; TC Yardım Heyeti tarafında sunuluyorsa ve biz, bu bilgileri de ondan alıyorsak,  işte o zaman hepten hapı yuttuk demektir.
Kendi kendimizi  yönetmek iddiamız zayıflar...
Tecrübeye dudak bükenler, yeniyi eskinin olumlu verileri üzerinden, dünün  yanlışını sorgulayarak yeniliğe gitmezse, her şeyi yıkar..İşte önce bu konuya değinmek istedim. Bu veri sunmama, toplumsal akıl kaybıdır, bu toplumsal birikime dönük bir ihanettir.   

RAPOR, EKONOMİK PROGRAMIN ‘SAVUNMASI’

Raporu elbette ki toptan eleştirmek bu yazı dizisinin sınırlarını zorlar. Bunu nasıl yapacağız bilemem. Rapor, ana hatları ile bugün uygulanan ekonomik programı savunmak amacı taşımaktadır. Ama bunu da öyle basit bir mantıkla yapmıyor. Her şeyden önce raporun ana mantığı “liberal – muhafazakâr” bir bakış açısına dayanmaktadır.
Bu mantığın dışında, elbette ki  siyasi yaklaşım sahip olduğu da açıktır. Üstelik bu siyasi bakış, Kuzey Kıbrıs’a baktığı pencere açısı ile de ilgilidir.  Türkiye’deki anlayışa göre raporda bu yaklaşım vardır. Bu yüzden bu raporda  “liberal- muhafazakar” görüşle de çelişki oluşmaktadır.
Ayrıca aynı liberal görüşe sahip Kıbrıs Türk aydınlarının bu bakış açısına katılmadıkları, en azından özelleştirme tartışmalarında ortaya çıktı. Çünkü bakışı etkileyen kanallardan biri de, bulunduğunuz yerdir. Çünkü bu topraklarda yaşayanın gailesi, öncelikle kendi yurdu ve insanı olur.  Kuzey Kıbrıs’a dönük siyasi bakış açısı bunu getirmektedir. İşte bu yüzden de siyasi bakış açısının ötesinde, Sayın Akça ile bakış penceremizdeki farkta,  görüş farkı oluşturmaktadır..Ne demek isterim?
Bakın, uygulanan ekonomik programın adına: ”.. Özel Sektörün Rekabet Gücünün Artırılması” dendi.
Ancak, “liberal- muhafazakar” görüşte kolaylıkla yer almayan bir tanımlamaya, Sayın Halil İbrahim Akça raporun önsözünde vurgu yapmaktadır. Bu nedir?
“Kolay çözülebilecek olan sorunlar yanında orta dönemde KKTC ekonomisinin gelişmesine henüz yeterince farkındalık dahi oluşmamış iki büyük engel bulunmaktadır” …
Ne imiş bu engeller?
“Bunlar kamu harcamaları ve ÖZEL SEKTÖR FAALİYETLERİ ÜZERİNDEKİ DENETİM EKSİKLİĞİ İLE ÖZELLİKLE BİRLİKLER ÜZERİNDEN KURULAN SEKTÖREL KORUMACILIKTIR”.

Burada vurgulamak istediğim birinci nokta şudur.
Kamu harcamalarının yüksekliğine dair farkındalık oluşmadığı tespitine katılmam… Çünkü uygulanan ve başarısı ile övünülen bu programın ana mantığı, kamu harcamalarının azaltılması içindi. Programın ana mantığı bu olduğuna ve rapor baştan aşağı özellikle kamu harcamalarında azaltma sağlandığı için başarılı görüldüğüne göre, doğrusu bu ifadeyi yadırgadım.
Böyle olunca “kuşkuculuk” beynimde dönmeye başlar. Neden diye?
O zaman akla başka şeyler de gelir.. Kamu harcamalarının azaltılması hedefinin demek ki başka ve önümüze daha sonra getirilecek yaklaşımları da vardır.




YARIN:  Özel sektör, Korumacılık ve “Birlikler Cumhuriyeti…” – Maliyetlerde sorun yalnız elektrik mi?

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1179 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler