1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Ekonomik büyüme nerede?'
Ekonomik büyüme nerede?

'Ekonomik büyüme nerede?'

TC Başbakanlık Kıbrıs İşleri Başmüşavirliği’nin adanın kuzeyinde uygulanan ‘Ekonomik Program’a dair İZLEME RAPORU’nu Ferdi Sabit Soyer, YENİDÜZEN’e değerlendirdi: “...2010’daki ekonomik büyümenin dayandığı teme

A+A-


EKONOMİK PROGRAM VE RAPOR (3)





TC Başbakanlık Kıbrıs İşleri Başmüşavirliği’nin adanın kuzeyinde uygulanan ‘Ekonomik Program’a dair İZLEME RAPORU’nu Ferdi Sabit Soyer, YENİDÜZEN’e değerlendirdi:



“...2010’daki ekonomik büyümenin dayandığı temelin  “tarım sektöründeki  %10’luk büyüme olarak” ele alınması, meselenin aslında “kağıt üzerinde” olduğunun da göstergesidir…”

“… 2008’de 1 milyar 680 milyon dolarlık ithalattan alınan toplam vergi 417 milyon TL iken, 2010’da toplam 1 milyar  600 milyon dolarlık ithalattan alınan toplam vergi ise, 536 milyon TL!.. Bu vergi ve fon artışı, yurttaşın cebinden çıkıyor…”

“... 2008 senesinde Yeşil Hat Tüzüğü ile güneye mal satışında ulaşılan nokta, 10 milyon Avro idi. Bu durum, UBP iktidarında geriletildi…”



Raporun;  başarı tespitinin dayandığı nokta, büyümedeki artış.

“Ekonominin 2010 yılında ulaşmış olduğu büyüme hızının arkasında ticaret sektöründe yüzde 21,5; ithalat vergilerinde yüzde 18,6 ve tarım sektöründe yüzde 10 oranında yaşanan büyümenin etkisi bulunmaktadır”  ( Sayfa 14) denmektedir.

Bu objektif bir tespittir, saygı duyarım. Ama olayın bir başka penceresi de vardır. Biz de diğer pencereden bakmak durumundayız.

2010’daki ekonomik büyümenin dayandığı temelin  “tarım sektöründeki  %10’luk büyüme olarak” ele alınması, meselenin aslında “kağıt üzerinde” olduğunun da göstergesidir.
Çünkü yağışların iyi olması nedeni ile iki yıldır arpa ve kuru ziraat alanında oluşan artış vardır.

Yani ekonomik büyümeyi bu mu sağladı? Hapı yuttuk öyleyse!

 O zaman tarihimizin gördüğü en büyük kuraklığı yaşadığımız, tarlalardaki kuşun yiyeceği otun bile çıkmadığı 2008’e de bakmamız gerekir. Tarım sektöründe, kendi raporunda da yer aldığı gibi (sayfa 15, Tablo 2) - %18 küçülme yaşandığı o yılda, milli gelirde meydana gelen - %3,4 düşüşün sebepleri arasında bunu nasıl göz ardı eder?

İşte size bir objektif veri daha!..
Siyasi bakış bakış açısındaki farkın göz ardı ettiği unsurlardan biri de bu ve çok önemlidir. Neden mi?

Çünkü bu program, 2008’e kadar olanları suçlayarak, sözde istikrar için geldi!
Bu programın başarısının göstergesi olarak tarım sektörü kullanılırken, 2010’daki “artış” konumu, nedense 2008’de aynı mantıkla ele alınmıyor!
Yani objektifliğe karşın, siyasi yaklaşım konusunda bilinçli bir seçicilik yapılmakta  ve sübjektif davranılmaktadır.

2010’ daki % 4,4’lük büyümenin iki ana etkeninden biri olarak, yağmur ve sulu ziraattaki artış temel alınmaktadır.

Peki o zaman  2008’deki küçülmede “kuraklığa” ne oluyor?
Üstelik kuraklık, yalnızca ekonominin küçülmesine yol açmadı, kuraklığa karşı alınan tedbirler temelinde, kamu harcamaları da yükseldi.
Ancak tüm bu gerçekler göz ardı ediliyor.

Çünkü bu ekonomik programın, 2008’ deki küçülmenin kamu harcamalardaki artıştan kaynaklandığı, bu yüzden de bizim hata yaptığımız temeli ile “liberal- muhafazakar” bir anlayış sonucunda uygulamaya girmiştir.

İTHALAT VERGİLERİNDEKİ ARTIŞ

Şimdi uygulanan programın başarısı olarak, ekonomik büyümenin gerçekleştiği söylenmektedir.
Bunun zemini de artan yağışlar ve arpa üretimi gösteriliyor!..
Üstelik, 2008’deki o büyük felaket de göz ardı ediliyor.
Raporun,  14- 15’inci sayfalarında ifade edilen 2010 ve 2011’deki ekonomik büyümenin dayandırıldığı diğer zemine de bakacağız.
Çünkü bu zemin aynı zamanda, üretimde elektrik dışındaki yüksek girdi fiyatlarının oluşmasının da nedenidir.

Rapora göre, 2010’da % 3,6 ve 2011’de de tahmini %4,3 olarak gerçekleşen ekonomik büyümenin dayandığı noktalardan biri de İTHALAT VERGİLERİNDE  bu iki yılda oluşan artış gösterilmektedir.
Buna göre:

2010 da ithalat vergisinde %18, 6 artış ve 2011’de de bir önceki yıla  göre %9 artış olduğu ifade edilmiştir.

Daha da açmak için bunları yine rapordaki verilere göre cari fiyatlarla da yazalım.

 

İthalat Vergileri:

2008  2009  2010  2011

417    448    536    969  ( cari fiyatlarla milyon TL)


İşte işin önemli püf noktasından biri de buradadır. Şimdi bir bakalım  aynı dönemler için toplam ithalat ne kadarmış?

2008’ de toplam ithalat, 1.680.7 milyar dolar!
2009’ da ise bu kez 1.326,2 milyar dolar!. 
2010’ da ise 1.604  milyar dolar! 
2011’ de toplam ithalat, ( Ocak- Ekim döneminde) 1. 327,5 milyar!

İşte tablo budur. 2008’de 1 milyar 680 milyon dolarlık ithalattan alınan toplam vergi, 417 milyon TL iken, 2009’da 1 milyar 300 milyon dolarlık ithalattan alınan vergi toplamı 448 milyon TL oluyor. Aynı şekilde, 2010’da toplam 1 milyar  600 milyon dolarlık ithalattan alınan toplam vergi ise, 536 milyon TL olabiliyor. 2011 de ise bu rakam, 969 milyon TL olabileceği öngörülüyor.

İşte mesele buradadır.

2008’de en yüksek miktar olan toplam ithalat rakamına karşın, ithalat vergilerinin GSYİH içindeki payının,  2010’ da %18, 6 ve 2011’de de %9 olarak artmasının ana nedeni, işte bu program döneminde uygulanan ithalat vergilerine ve fonlara yapılan aşırı artışlar olduğu açıktır.

Bunu daha bariz olarak gösteren bir nokta olamaz.

Program döneminde 2010 ve 2011’ de ekonominin büyümesindeki göstergelerinden birinin de ithalat artışı olmasına bağlandığını gördüğümüzde;  toplam ithalatta, 2008’ e göre de önemli bir düşüş ya da denklik olmasına karşın, vergilerin 2008’e göre %18 oranında bir artış içine girmesini,  ekonominin büyüme göstergesi olarak göstermek doğru değildir.

Çünkü bu artış, o çok şikayet edilen,  hem KKTC’ deki maliyetlerin artmasına, hem de halkın ve iş dünyasının kaynaklarının ekonomiden çekilerek bütçeye dolaylı olarak aktarılmasının göstergesidir.

 

SABİT SERMAYE YATIRIMLARI NEREDE?

 

Burada Sayın Akça’ya ve UBP Hükümetine sormak gereken bir iki nokta daha vardır.

Nasıl olurda bu rapor, her alanda pek çok veri verirken, Sabit Sermaye Yatırımları alanında neler yaşandığını vermemektedir. En son rakam 2008’e dairdir.

Eğer ekonomik büyümeyi ele alacaksanız, ithalat vergilerinden evvel, sabit sermaye yatırımlarının ne olduğunu ortaya koymanız gerekir. Ayrıca mal ve hizmet üretimi alanında, enerji tüketimi ne kadardır? Gerek imalat sektöründe, gerek turizm de, gerekse ticaret sektörü, esnaf ve tarım sektöründe enerji tüketimi rakamlarını da vermeniz gerekmektedir. Böylece mal ve hizmet üretimi alanında ne olduğu daha net ortaya çıkar!

Ama maalesef, ne UBP Hükümeti, ne de her şeyi ve veriyi veren bu rapor, ne sabit sermeye rakamlarını, ne de elektrik enerjisi tüketiminin sektörlere göre ne olduğunu vermektedir.. O zaman mal ve hizmet üretiminde diğer yıllara göre değerlendirmeyi nasıl objektif olarak yapacaksınız? 

Ayrıca değerlendirmeyi sağlıklı yapabilmek için özel ve kamu kesimi tüketim oranlarını ve rakamlarını da mukayeseli olarak vermek lazımdır. Bunlarla bütünleşen verilerle o zaman tasarruf miktarlarının da anlamı ve önemi oluşur.

Raporun bence eksik bırakılan en önemli noktası budur. Bu da objektifliğe ve bilimselliğe gölge düşürmektedir..

Ayrıca, bu rakamlar verilse, o zaman da ben açıkça iddia ederim ve derim ki 2004-2008 dönemini eleştirerek gündeme getirilen bu “liberal – muhafazakar” bakış açısının ciddi bir gelişme sağlamadığı daha net ortaya çıkacaktır.

 

ÖDEMELER DENGESİ

 

Bir de sırf bu programın ve UBP hükümetinin sözde başarısı için göz ardı edilen en önemli meselelerden bir de, “ödemeler dengesi”ne dair derli toplu hiçbir veri sunulmamasıdır.
İthalat ve İhracat arasında oluşan dış ticaret açığını, ödemeler dengemiz içerisinde turizm, eğitim, güneyden geçişlerden sağlanan katkı ve yabancı sermaye girdileri ile kapatmaktayız. Bunlara dair de doğru dürüst bir veri yok.

Evet, turizm ve eğitim sektörlerinde elde edilen gelir  var. Ama güneyde işleyen insanlarımızın, ya da sınır kapılarının açılması ile oluşan geçiş trafiğinin ülke ekonomisine sağladığı girdiye dair de açık veri yok.  Ayrıca yabancı sermaye yatırımları ve girdilerine dair de doğru dürüst veri yok. Bunların hepsi ile ilgili en son veriler 2008’e aittir. Dolayısı ile kıyaslama yapmak ve nerede olduğumuzu tespit etmek açısından durum iyi değildir.

Güneyde meydana gelen kriz nedeni ile bizde de oluşan darlık da böylece görülmemektedir.
Burada üzülerek belirtmek isterim ki ödemeler dengemize olumlu katkı yapan Yeşil Hat Tüzüğü ile ilgili olarak da seçici ve gizleyici bir bilgi aktarımı vardır. Sayfa 24’te verildiği gibi değildir durum…

“Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında 2001 yılında GKRY’ne 29 milyon 407 milyon avroluk ihracat yapılmış olup, bunun 24 milyon 102 bin avroluk kısmı elektrik enerjisidir. Söz konusu ihracatta bir önceki seneye göre elektrik enerjisi hariç diğer mallarda artış sağlanmamıştır… Bununla birlikte 2004 yılının ikinci yarısından itibaren uygulamaya başlayan Yeşil Hat mevzuatı kapsamındaki ticaretin 2005 yılında yaklaşık 1,6 milyon Avro düzeyinde iken altı sen içerisinde  yaklaşık 3 kat artarak  2011 yılında  5,3 milyon Avro düzeyine ulaştığı görülmektedir” denmektedir.

Buna çok üzüldüm. Çünkü 2008 senesinde Yeşil Hat Tüzüğü ile güneye mal satışında ulaşılan nokta, 10 milyon Avro idi. Bu program döneminde UBP iktidarında geriletildi. Hele elektrikte ki satışın yazılıp söylenmesinden ise bir başka keyif alıyorum ki sormayın gitsin!

Bu yatırımı yaparken ve siyasi sorumluluk üstlenirken söylenen sözler, atılan çamurlar ve yapılan alayları hatırladığımda şimdi “24 milyon avroluk satış yaptık” ifadesini duyduğumda, resmen keyif oluyorum.


Yarın, kaldığımız yerden devam edeceğiz…

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 613 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler