1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. EĞİTİMİ PLANLAYABİLMEK
EĞİTİMİ PLANLAYABİLMEK

EĞİTİMİ PLANLAYABİLMEK

Geçtiğimiz haftanın eğitim gündeminde iki önemli konunun tartışması vardı... Biri ortaokul ve liselerde bir üst sınıfa geçemeyen öğrenciler için ek sınav hakkı verilmesi, diğeri de kamuya öğretmen alımı ve özlük haklarından yetkili kurum olan 

A+A-

 

 

         Geçtiğimiz haftanın eğitim gündeminde iki önemli konunun tartışması vardı... Biri ortaokul ve liselerde bir üst sınıfa geçemeyen öğrenciler için ek sınav hakkı verilmesi, diğeri de kamuya öğretmen alımı ve özlük haklarından yetkili kurum olan “Kamu Hizmetleri Komisyonu”nun öğretmen münhalleri ile ilgili açıklamasıydı. Bu açıklamada Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı öğretmen ihtiyaçlarını bugün Kamu Hizmetleri Komisyonu’na bildirse, bu ihtiyaçlar için alınacak öğretmenlerin okullarda göreve başlaması Ekim ayının ortalarını bulacak olmasına dikkat çekiliyordu…

 

         Yukarıda bahsedilen konulardan biri öğrencilerin sınıf geçmesiyle ilgili bir kararın alınması, diğeri de hangi alandaki, ne kadar öğretmenlerin göreve başlayacağı bir kararının alınmamasından kaynaklanmıştır. Kısaca bu tartışmalar bir planlama ya da planlayamama sonucu ortaya çıkmıştır. Çünkü plan, bir karar ya da kararlar toplamıdır.

 

Alınan bu karar ya da karar toplamının özelliği, gelecek zaman dilimleri içinde ulaşılmak veya gerçekleştirilmek istenen hedeflere veya durumlara işaret ediyor olmalıdır. Başka bir ifadeyle eğitim bilimine göre plan; bugünden başlayarak gelecekte nereye ulaşılmak istendiğinin, nelerin gerçekleştirilmek istendiğinin kararlaştırılmasıdır.

 

         Birçok eğitim bilimciye göre planlama ise; en genel anlamıyla, önceden belirlenmiş hedeflerin gerçekleştirilmesine dönük olarak kaynakların harekete geçirilmesi, etkin olarak kullanımı ve sonuç almaya yönelik bilgi temelli bir çabadır. Yani planlama; nereye, ne zaman, nasıl, niçin, hangi araç ve yöntemle, nerede ve kimler aracılığı ile ulaşılacağının belirlenmesi işlemidir.

 

 

KKTC’de Eğitim Planlaması Neyi Hedefliyor?

Eğitimde plan ve planlamanın önemi ortada iken ve yazının girişindeki örneklerde olduğu gibi plana uygun olmayan en küçük kararlarını bile büyük tartışmalar yarattığı Kıbrıs Türk Eğitim Sistemi’nde eğitim planlamasın neyi hedeflediği oldukça önemlidir.

 

Eğitimi planlamak, kısa ve uzun vadede karşılaşılan ya da karşılaşması muhtemel sorunları çözmenin yanında, ülke kalkınmasının ve toplumsal gelişmenin de vazgeçilmez unsurudur. Ancak ne yazık ki KKTC’de ülke kalkınmasına, kültürel aktarımın zenginleşerek devam etmesine ve toplumsal gelişmesinin sağlanmasına yönelik bir stratejik eğitim planından bahsedilmemektedir. Böylesi bir planın eksikliği, ister istemez hedefsizliği de beraberinde getiriyor. Kanımca da eğitimde gün be gün yaşanan sorunların temelinde bu olgu yatıyor…

 

 

Nasıl Bir Eğitim Planı?

Prof. Dr. Özcan Demirel hocanın, “Öğretme Sanatı” adlı kitabı “iyi bir ders planı, iyi bir ders yılı demektir” ifadesiyle başlar… Eğitim, bireyleri yaşama hazırlama süreci olmasının yanı sıra, yaşamın da ta kendisidir. Bu gerçekten hareketle, eğitim ortamlarının yaşamla iç içe olması gerekliliği kaçınılmazdır. Eğitim ortamlarının gerçek yaşamla tutarlılık göstermesi, yani planlı hale getirilmesi hem öğrenci başarını artıracaktır hem de her anlamdaki eğitim ihtiyaçlarını önceden görülüp, gerekli çözümlerin bulunmasını sağlayacaktır.

 

Sözün özü: Eğitimimizi planlamayı başarabilirsek, ne öğrencilerimizi bir üst sınıfa geçirmek için yeni bir sınav hakkı verecek karalara ihtiyaç duyacağız, ne de hangi alanda, kaç tane öğretmeni, hangi okula, ne zaman göreve başlatacağımız tartışmalarına neden olacak kararsızlıkları yaşayacağız.

 

 

 

ANLAYANA - GÜLMECE

 

Üç Zarf

Eski müdür kovulmuş, yeni bir genel müdür atanmıştı. Eski müdür görevi devrederken, yenisine tavsiyelerde bulundu ve 3 adet zarf verdi. Her biri numaralanmıştı. Eski müdür yenisine ileride her başı sıkıştığında bir zarfı açmasını söyledi. Ve yeni müdür işe başladı. Altı ay işler yolunda gitti. Fakat sonra sorunlar bir bir ortaya çıkmaya başladı. Ne yapacağını bilemeyen yeni müdür, en sonunda 1. zarfı açtı. Zarfta şöyle yazıyordu:

-      “Kendinden önceki müdürü suçla”...

Yeni müdür hemen bir basın toplantısı ayarladı ve sorunlar için kendinden önceki müdürün politikalarını suçladı. Bunun üzerine İşler bir süre daha yolunda gitti. Fakat sonra daha da büyük sorunları çıktı. Önceki olaydan tecrübeli yeni müdür gecikmeden 2. zarfı açtı. Zarfta şu yazıyordu:

-     “Sistemde sorunlar olduğunu söyleyerek suçu sisteme at”…

Yeni müdür, “bu sistemle bu işler yürümez” demeçleri vererek hayatına devam etti. Ancak bir süre sonra işler içinden çıkılamaz bir hale döndü... Yeni müdür koşa koşa gitti ve 3. zarfı açtı: Zarfta şu yazıyordu:

-     “3 zarf hazırla”...

 

 

 

 

AKLINIZDA BULUNSUN

 

 

Tercihler ve Üniversiteler

        

         ÖSYM, internet sitesinden 2012-LYS yerleştirme işlemi ile ilgili istatistiki bilgileri yayımlandı. Bu bilgilere göre tercih hakkı elde eden öğrencilerden; KKTC üniversitelerine lisans düzeyinde 5324, ön lisans düzeyinde de 474 öğrenci yerleştiği açıklandı. Başka bir ifadeyle KKTC üniversitelerinde geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yılda da 10 bine yakın kontenjan boş kaldı…

 

         Neredeyse her geçen yıl yeni bir üniversiteyle tanışan ülkemiz, hemen her yıl böyle zamanlarda aynı tartışmaları yaşıyor… Kontenjanlarımız boş kalıyor… İstediğimiz sayıda ve nitelikle öğrenci üniversitelerimizi tercih etmiyor… Geçmiş yıllardaki istatistiklere bakacak olursa tercih edip yerleşme hakkı kazan öğrencilerin tamamı da kayıt olmaya gelmiyor…

 

         Peki, ama son yıllarda çok sık yaşadığımız bu sorunu neden çözemiyoruz… Yoksa çözümü yanlış yerlerde mi arıyoruz… Belki de bu sorunun esas yanıtını, üniversite nedir sorusuna yanıt arayarak başlamalıyız.

 

Acaba üniversite sadece eğitim yapılan bir yer midir? Ya da bilgiler alıp, onları sınavlarda göstermek mi? Yoksa güzel tasarımlı tesislerde, donanımlı kampüslerde gençlik yıllarını geçirmek mi? Kim bilir belki de bir işe girebilmenin ilk kapısıdır…

 

Bu arada ekonomik anlamda zor günler yaşadığımız bugünlerde, ülke ekonomimizin büyük bir kısmının üniversiteler üzerine kurulduğunu hatırlayacak olursak, üniversite tanımına bambaşka bir boyut da katmış oluruz.  Öyle ya… Üniversite ekonomik ya da siyasi bir yatırım mı, yoksa evrensel bilimin bir kalesi mi? Bolanya sürecine uyma, uluslararası akreditasyon, Erasmus, ilk 500'e girme gibi konular hiç derdimiz olmadı? Neden bir Nobel adayı çıkaramadık ve belki de en önemlisi bilimi, bilim insanlığını, bir yaşam biçimi haline neden getiremedik? Üniversitelerimize, ekonomik gaileyle bakarak “kontenjan sorunu” diye bir kavram çıkardık ortaya oysa üniversitelerimiz bilim üretemiyor sorunundan hiç bahsetmedik?

 

Belki de; üniversiteleri betonarme yapılarla, camilerle ve diğer donanımlarla büyütmek yerine, daha kaliteli bilim yaparak büyütmenin yollarını zorlasaydık… Kontenjan anlayışı yerine, yeterlilik anlayışını benimseseydik… Sadece öğrenci parasından gelen gelirle değil, bilgi ve teknoloji üreterek gelir elde etmenin yolları arasaydık… Mezun olan öğrencilerin, ülkemizdeki ve dünyadaki konumlarını takip etseydik… Daha fazla öğrenci tarafından tercih edilen üniversitelere sahip olurduk…

 

Galiba yapmamız gereken ilk şey, üniversitelerimizin adlarına yakışır nitelikleri bir an önce kazanmasını sağlamalıyız…  Onları, ekonomik kurum olma görüntüsünden çıkartıp, bilim üreten kurumları haline dönüştürmeyi başarabilmeliyiz…

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1230 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler