1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. EĞİTİMİ BEKLEYEN TEHLİKE
EĞİTİMİ BEKLEYEN TEHLİKE

EĞİTİMİ BEKLEYEN TEHLİKE

Kamuoyunda ''4+4+4'' olarak bilinen ve Türkiye Eğitim Sistemi’ni tepeden tırnağa değiştirecek olan kanun geçtiğimiz haftanın son günü TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi. Kanuna göre, Türkiye’deki ilköğretim kurumları; 4 yıllık zorunlu ilko

A+A-

 

 

Kamuoyunda ''4+4+4'' olarak bilinen ve Türkiye Eğitim Sistemi’ni tepeden tırnağa değiştirecek olan kanun geçtiğimiz haftanın son günü TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi.

 

Kanuna göre, Türkiye’deki ilköğretim kurumları; 4 yıllık zorunlu ilkokullar, 4 yıllık zorunlu ve farklı programlar arasında tercihe imkan veren ortaokullar ile imam-hatip ortaokullarından oluşacak. “Kur'an-ı Kerim” ve ''Hz. Peygamberimizin hayatı'', ortaokul ve liselerde seçmeli ders olarak okutulacak… Zorunlu ortaöğretim, 2012-2013 eğitim-öğretim yılından itibaren uygulanacak…

 

Bu yasayla “9 yaşındaki bir çocuğun” kendi seçeceği seçimlik derslerle yönlenmesi amaçlanıyor. İşte tam bu noktada birçok eğitim bilimci eleştirisi var. Yasada seçmeli dersler, “çocukların yetenek ve gelişimlerine göre verilecek” ibaresi yer almasına karşın bu dönemde 9-13 yaş aralığında bulunacak bu çocukların; henüz yetenekleri tam olarak şekillenmemiş, ilgi, istek, ihtiyaç ve kişilik gelişimleri henüz oturmamış durumdadır. “Bu çocuklar derslerini hangi nasıl seçecekler?” sorusu yanıtsız kalıyor. Dahası özel gereksinimli ve risk altındaki çocukların için bu durum çok daha sakıncalıdır.

 

Tam da bu nedenlerden dolayı Avrupa Parlamentosu Türkiye raporuna; “çocukların gelecek planlamalarında yeterli bilgi ve kanaat sahibi olabilecekleri 15 yaşından sonra seçim fırsatı verilmesini gerektiğini” yazdı…

   

Türkiye eğitim sistemini kökten değiştirecek bu uygulamanın bize uğramayacağını düşünmek, hayalcilikten öteye gitmeyecektir. Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Kemal Dürüst, bir okul ziyaretinde “Şu an için 4+4+4 sistemine geçmeyeceğiz” demiş olması, bu yapının Kıbrıs Türk Eğitim Sistemini çok derinden etkileyeceği aşikardır…

 

Tüm eğitim öğretim uygulamalarımızı, öğretim programlarımızı, ders kitaplarımızı, hatta Türkiye’nin kendi eğitim ihtiyaçları doğrultusunda hazırladığı projelere bile dahil olmaya çalıştığımız bir anlayışta, “4+4+4” sistemine dışında nasıl kalacağımız yanıtı yoktur.

 

Oysa hemen bugünden kapımıza dayanan bu büyük tehlikeyi görebilmeliyiz… Kendi eğitim sistemimizi tüm unsurları ile kurgulamalı, Kıbrıs Türk Toplumu’nun kültürüne, isteklerine ve ihtiyaçlarına uygun bir sistem yaratmalıyız. Türkiye ile uyumluluğu tamamen kopya olması gereken bir yapıdan çıkartıp, “denklik” ve “akredite” olguları üzerine oluşturmalıyız...

 

Ve bütün bunları bir an önce yapmaya başlamalıyız… Yarın çok geç olabilir…

 

 

 

 

 

 

 

 

BİLİYOR MUYDUNUZ?

 

 

Kültür Elçisi

        

Kurtlar Vadisi dizinin jönü Necati Şaşmaz namı diğer Polat Alemdar, “kültür elçimiz” olalı çok oldu…  Ancak sanatçılarımızın geçtiğimiz hafta bu konu ile ilgili Mecliste yaptıkları eylem, “kültür elçisi” meselesini yineden gündeme taşıdır…

 

Kültürün aktarılması, zenginleştirilmesi, korunması, yaşatılması ve nihayetinde geliştirilmesi eğitimin işidir. Çünkü kültür bir toplumun yaşama tarzıdır. Kültür, bir topluluğu, toplum yapan, onu diğer toplumlardan ayıran tüm özelliklerin bütünüdür.

 

Oysa son hükümet döneminde iki ayrı müdürü olan kültür dairesinin ortaya koyduğu bir “kültür politikasını” henüz göremedik… Çok yakın bir zamanda da görümüyüz bilemem…

 

Hal böyle olunca da bizim ülkemizde kültür yokmuş gibi davranılıyor… Kültür, sadece turizm odaklı, birkaç folklorik uygulamaymış gibi algılanıyor… Dahası Necati Şaşmaz’ın “kültür elçisi” olarak atanmasıyla, bu ülkede kültür insanı da yokmuş gibi de davranılıyor… Kültür insanlarımız, aydın kişiliklerimiz kısacası değerlerimiz birer birer yıkılıyor…

 

 

 

GÜLMECE

 

Balık Baştan Kokar

 

         Balık pazarından geçen yaşlı bir adam, balıkları tek tek eline alıp kuyruklarını kokluyor… Bunu göre balıkçı adama sesleniyor…

-      “Amca, nedir yaptığın… Balık baştan kokar, kuyruğundan değil”

         Yaşlı adam, iç çekerek, yanıt verir:

-      “Biliyorum oğlum, etrafı koku sardı zaten… Acaba kuyruğa kadar kokmayan balık var mı diye bakıyorum”

 

 

 

 

 

BURAYA DİKKAT   

 

 

Büyük Sınavdan Sonraki Gün

 

         Bu yılki üniversite sınav maratonu, dün başladı. Yükseköğretime Giriş sınavı YGS'ye, bu yıl, bir milyon 805 bin aday başvurdu. Yani geçen yıla göre 113 bin fazla… Bunun en önemli nedeni katsayıların kalkmasıyla meslek lisesi mezunlarının şanslarını son bir kez daha denemek istemeleri.  

 

Böylesi büyük sınavlardan sonraki ilk gün, akıllarda en önemli soru: “Kazanabilecek miyim?”dir.  İki milyona yakın genç üniversiteli olmak adına yarışıyor. Bu yarışı kazanabilecekler mi?

 

Aslında bizim gençlerimiz için üniversiteli olmak artık hiç de zor değil… Şöyle bir düşündüğümüzde önceki yıl yüz binin üzerinde, geçen yılda yüz bine yakın kontenjan boş kaldı. Yani eğer ille de üniversiteli olmak isterseniz gireceğiniz çok yer var… Dahası ülkemizdeki üniversitelerin KKTC’li öğrenciler için ayırdığı kontenjanların toplamı, lise son öğrencilerimizin toplam sayısından fazla olduğu da dikkate alınırsa üniversiteli olmak oldukça kolay… Ama kazanan adayların ne kadarı, hayalini kurduğu fakülteye giriyor, işte o  tartışılır.

 

YGS’ye göre geçen yıl 600 bin aday üniversitelere yerleştirildi. Eminim ki onların yarıya yakını bu yıl yeniden sınava giriyor. Diğer kalanların yarısı da artık bıktıkları için madem girdim, artık burayı bitireyim yaklaşımı içerisinde gibi…

 

Ancak üniversite diplomalı işsizler her geçen gün çığ gibi büyüyor… Ülkeyi yönetenlerin de bu durumu pek dert ettiği yok… O yüzden gençlerin üniversiteli olması kolay ama eğitimi aldıkları meslekleri yapması çok çok zor…

 

Galiba şimdilerde gençlerin zihninde, sınavdan sonraki gün “kazanabilecek miyim” değil, “gelecekte ne olacağım” sorusu daha fazla belirmeye başladı…

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1319 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler