1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'EĞİTİMDEKİ KÖTÜ SİSTEMİ BİZ YARATTIK'
EĞİTİMDEKİ KÖTÜ SİSTEMİ BİZ YARATTIK

'EĞİTİMDEKİ KÖTÜ SİSTEMİ BİZ YARATTIK'

Stella Aciman: Eğitim, KKTC’nin de öncelikli konularından biri. Son günlerde değişik okullardaki öğretmenlerden duyduklarım karşısında bu konuyu yazmaya karar verdim.

A+A-

 

 

 

Stella Aciman

Geçen haftayı 3 yaşında iki erkek çocuğuyla birlikte geçirdim. Bu yeni nesil çocukların davranışlarını izlemek benim için keyif verici olduğu kadar öğreticiydi.

Aynı yaşta olan iki çocuğun birbirinden farklı davranışlar içinde olması çok normal ama bazı davranışların anne ve babanın öğretileriyle çocuklara yön gösterdiği de bir gerçek. 3 yaşında bir çocuğun; elindeki çikolata kâğıdını atmak için yabancı bir evde çöp kutusu araması, diğerinin ise ikaz etmenize karşın elindeki çöpü sehpaya bırakması, yere atması bana göre ebeveynlerin çocuklarına verdiği eğitimle ilgilidir. Yani öncelikle anne ve babaların şu soruyu kendilerine sormaları gerekiyor… ‘Bizler çocuklarımıza okul öncesi eğitimlerini yeterince verebiliyor muyuz?’ Ancak, bu soruya verecekleri olumlu cevap sonrası öğretmenlerimizden beklentileri olabilir. Eğitim, KKTC’nin de öncelikli konularından biri. Son günlerde değişik okullardaki öğretmenlerden duyduklarım karşısında bu konuyu yazmaya karar verdim. Bulunduğu konumdan dolayı, görev yaptığı devlet okulunu ve adını vermek istemeyen bir rehber öğretmenle konuştum…

 

850’DE 150 KKTC’Lİ

Kaç öğrencinin okuduğu okulda rehber öğretmenlik yapıyorsunuz?

800-850 kişi okuyor okulumuzda.

850 öğrenci çok mu?

Bana göre çok. İdeal bir ortam için öğrenci sayısının 500-600 kişi ile sınırlandırılması gerekir diye düşünüyorum. Okulumuzun altyapısı uygun olsa daha da kalabalık olur. 10 dersliğimiz daha olsa biz onları da doldururuz.

Orana vurursanız, bu öğrencilerin kaçı KKTC’li kaçı göçmen?

Şube başına düşündüğünüzde 30 şubede 5 er öğrenci olsa 150 kişi olur KKTC’li öğrenci sayısı. Bu sadece bizim okul için geçerli değil tüm devlet okullarında da aynı durum söz konusu.

5-6 KKTC’li öğrencinin maddi durumları kötü mü ki, devlet okuluna gidiyorlar?

Orta düzeyde olduklarını sanıyorum. Bu çocukların ailelerinde polis, öğretmen var. Durumları iyi sayılır ama özel okulları düşündüğümüzde, onlarla kıyaslandığında düşük gelirli kalabilirler. Kimileri de daha devletten vazgeçmemişler.

ŞİDDET HAYATLARININ BİR NORMALİ

Bu çocukların çoğunluğu Türkiye’nin hangi bölgesinden KKTC’ye geliyor?

Ağırlıklı Hatay bölgesinden geliyorlar. Bu arada farklı ülkelerden gelen -Bulgaristan gibi- öğrenciler de var ama bunlar çok az.

Son günlerde şiddet olayları ne yazık ki ilkokullara kadar indi. Sizin okulunuzda durum nedir?  

Şiddet, günümüzde okulların çok içine girdi. Özellikle öğrencilerin kendi aralarında şiddet çok var. Göçmen çocukların şiddete daha fazla eğilimleri var çünkü bu çocuklar genelde kavganın, gürültünün içinde olan çocuklardır, aile içinde ve çevrelerinde bunu görüyorlar. Ağızlarından çıkan her cümlede bir küfür olması çok normal geliyor onlara. Çocukları okul içinde nerede görseniz, ya birbirlerini ittiriyorlardır, ya da küfür ediyorlardır. Bu durum öğrenciler arasında kutuplaşmalara sebep oluyor doğal olarak ama günün sonunda herkes kendi grubunu kuruyor.  Şiddet konusunda bayağı sorun yaşıyorum açıkçası çünkü çocuklar bu şiddeti hayatlarına bir normallik olarak kattılar. Evlerinde mi görüyorlar yoksa arkadaşlarından mı görerek devam ettiriyorlar, bilemiyorum ama şiddet olayları hem bizim hem onların başlarına çok ciddi sorunlar açacak. Çünkü gün geçtikçe bu tarz olaylar artıyor.

Okulunuzdaki şiddeti nasıl tanımlarsınız?

Öğrenciler arasında sürekli bir itişme kakışma var. ‘Sen bana niye öyle baktın? O bana niye böyle baktı? Ben onu söyledim, hayır ben söylemedim. Sen benim arkamdan şöyle demişsin’ diyerek birbirlerine giriyorlar. Boş vakitlerinde güreş yaparak birbirlerini çekiştirerek, yerlerde sürüyerek oynuyorlar.  Ben bunlara şahit oluyorum. Çocukları ne kadar uyarsak da verdikleri cevap değişmiyor. ‘Ama ben öyle yapmak istemedim…’ 

Bu itişme, kakışma anılarında birbirlerine zarar vermiyorlar mı?

Tabii ki zarar veriyorlar.

Kız öğrenciler bu durumu nasıl karşılıyor?

İşin enteresan olan tarafı da bu işte… Erkek arkadaşları nasıl konuşuyorsa o da hiç çekinmeden aynı şekilde küfürlerle konuşuyor. 

Okul olarak, bu durumlarla ilgili bir çalışmanız var mı?

Tabii ki var… Çeşitli zamanlarda şiddetle ilgili velilere seminerlerimiz oluyor. Disiplin kurulumuz çalışıyor. Artık şiddet o kadar normal geliyor ki, ardı ardına gelen olaylara disiplin kurulu bile ceza vermeye yetişemiyor.

ERKEKLERDE ‘DAYILANMA’

Çocukların öğretmenlere karşı davranışları nasıl?

Orta bir ve ikinci sınıf öğrencileri bıcır bıcır oluyor çünkü onlar henüz ortaokulda olduklarının bile farkında olmuyor.  Ergenliğe girdikleri zaman başkaldırı başlıyor. Ailesinden bu kültürü alan çocuklar aynı davranışlara okulda da devam ediyor.  Öğretmeni umursamaz tavırları oluyor ama bire bir saygısızlık ve küfür yok çok şükür ama yine de sizi ciddiye almamasını hissedebiliyorsunuz. Bu da evden bize gelen bir durum çünkü çocuk evde neyi görüyorsa bize de aynısını yapıyor. Çift dikiş giden öğrencilerin yaşları daha büyüdüğü için algıları daha açık oluyor, dolayısıyla o çocuklarda daha çok problem yaşıyoruz.

Ne gibi problemlerle karşılaşıyorsunuz?

Özellikle erkek öğrencilerde dayılanma olarak adlandırdığımız tavırlar ön plana çıkıyor. Öğretmenlere tabii ki yapamıyorlar ama diğer öğrencileri bu tavırlarıyla baskı altına aldıklarını görebiliyorsunuz.

Öğrenciler arasında sigara içenler veya herhangi bir maddeyi kullananlar var mı?

Sigara kullanan öğrenciler var ama çok az ve kimler olduğu bellidir onların. Okulumuz çok merkezde olmadığı için dış etkenlerin buraya ulaşması zor. Diğer okullar genelde merkezde olduğu için çocukların okuldan çıkıp kafe, bar gibi yerlere ulaşması daha kolay oluyor tabii.

Öğrenciler derslerinde başarılı mı?

Çok da başarılı değiller. Sene sonu bütünleme sınavları geldiğinde, ikmale kalan çocuk sayısı çok fazla oluyor. ‘Kaç dersten kaldın?’ diye sorunca çoğu öğrenci minimum ‘2 tane’ der. O 2 bizim okulda 6’ya kadar çıkabilir.  

Bu başarısızlığın sebepleri neler?

Okul her şeyi yapıyor ama aile yapmıyor değil. Bana göre bir zincirdir bu. Okul bazı imkanları tanıyor tabii ki. Çok iyi öğretmenlerimiz, kurslarımız, çocuğun kendini geliştirebileceği faaliyetlerimiz var. Ailelerin de biraz destek olması lazım. Ailenin desteğini daha fazla görürsek, öğretmenler de çocukların üstüne daha fazla düşebilir. Örneğin veliyi arıyorsunuz, ‘gelin çocukla ilgili konuşalım’ diyorsun ama karşında bir duvar buluyorsunuz. Velilerin çoğunluğu ya telefona bakmıyor, “geleceğim” deyip gelmiyor ya da bir sürü bahane uyduruyor. Veliler daha ilgili olsa, çocuklarını yeterince sorguluyor olsa öğretmenlerin de motivasyonları artar. Başarı işbirliği varsa oluşur.

1200 VELİ VAR, TOPLANTIYA 100 VELİ GELİYOR

Veli toplantıları yapılmıyor mu?

Var tabii ki ama az. Mesela bu haftaki toplantıda, ergenlik dönemiyle ilgili olarak velilerimizi bilgilendireceğiz. İlk dönem yaptığımız toplantının teması ise Ailenin Rolüydü.

Bu toplantılara velilerin katılımı nasıl?

Veli sayısını düşündüğünüzde 1200 kişinin gelmesi gerekiyor ama 100 kişi katılıyor ki çok az bir sayı bu. Geçmiş senelerde bu 100 kişiyi de bulamıyorduk.

Senede bir not öğrenmek için düzenlenen toplantılar oldukça yoğun geçiyor. O toplantılara da notları zaten iyi olan öğrencilerin velileri katılıyor çoğunlukla. Başarısız olan öğrencilerin velileri bu toplantılara katılmadıkları gibi, eve yolladığımız sınav kâğıtlarını bile görmüyor. Çünkü veli sormuyor, öğrenci de göstermiyor. Yani bizim asıl ulaşmak istediğimiz veliler bu toplantılara gelmiyor.

Öğrencilere Kıbrıs Kültürü’ne dair bir şeyler öğretiyor musunuz?

Ben rehber öğretmenim. Çocukların problemleriyle ilgilenirim. Biz derslerde genel ahlak, davranış bilimleri, iletişim becerileri gibi en temel konuları veriyoruz öğrencilere. Bunları bir aşabilsek daha sonra Kıbrıs Kültürü’nde de bunlar var diyebiliriz.

Rehber öğretmen olarak başka nelerle uğraşıyorsunuz?

Çocuklara,  ‘hayır diyebilme, empati, sen dili ben dili’ gibi şeyleri öğretiyoruz. Sene başında verimli ders çalışma, sınav kaygısı, ergenlik dönemi, zararlı alışkanlıklar, başarısızlık nedenleri konusunda çocuklara belli testler uygulayarak çalışma yapıyoruz. Bunun dışında da çocuklarla bireysel görüşmeler yapıyoruz. 2. Dönemde, kolejlere, fen lisesine, meslek liselerine yönlendirme yaparız, bireysel görüşmeler 2. dönemde de devam ediyor çocuklarla. Bu görüşmeler, çocukların talebiyle ya da öğretmenlerin raporlarıyla oluyor.

Öğrenciler ne gibi sorunlarla geliyor?

Daha çok arkadaşlık problemleriyle geliyorlar. ‘O onu yaptı, bu bunu yaptı’ gibi. Bunun dışında, sizi biraz daha iyi tanıyan öğrenci gelip aile meselelerini de açıyor. ‘Bu öğretmen beni dinler mi, bana bir şey yapabilir mi, benim dertlerimi çözebilir mi, sırrımı saklar mı?’  diye, önce bir sizi ölçerler sonra gelip ‘özel bir şey konuşmak istiyorum’ derler. Parçalanmış çok aile var. Babasını görmeyen var, anne çok üzerine düşüyor ama baba ortada yok. Bunları gelip size anlatıyorlar. ‘Neyin değişmesini isterdin?’ diye sorduğunuzda, keşke benimle daha çok ilgilenselerdi’ diye cevap verirler.

Bu çocuklar çalışan ailelerin çocukları mı?

Çoğunluğu öyle… Çalışma saatleri vardiya olan ailelerin çocukları var. Aileler eve gittiklerinde kalan zamanlarını ancak dinlenmeye ayırabiliyor dolayısıyla çocuklarıyla ilgilenemiyorlar. Biz “siz isterseniz çocuğunuz için bir zaman yaratın, gelin konuşalım, konuşursak ancak çözüm bulabiliriz” diyoruz ama gelmiyorlar, gelemiyorlar.

ADAPTASYON SORUNU

KKTC’ye adapte olabiliyor mu bu çocuklar?

Hemen adapte oluyorlar, bu konuda bir sıkıntıları yok, arkadaşları da burada zaten. ‘Gelip de yabancılık çekiyoruz’ diyemezler ama asker ailelerinin çocukları geldiklerinde problem yaşıyorlar, hemen adapte olamıyorlar çünkü sürekli yer değiştirdikleri için farklı disiplinlere alışmışlardır onlar. Buraya geldiklerinde ilk önce kendi gruplarını kurmaya çalışıyorlar, bu arada veliler gelip ‘ hocam biz bu sisteme alışamıyoruz’ diyorlar. Çocuk zamanla ona da alışıyor, aileler sonra şikâyete geliyor, ‘çocuğumuz ders çalışmıyor, notları düştü ‘ diyorlar. Çünkü çocuklar çok çabuk adapte olup diğerlerine uyuyor. Türkiye’de eğitim yapısı farklı, daha katı. Buradaki sistemi çok daha rahat buluyorlar. Bu sefer de çocuklar  “bu ne ya ben bunu havada karada yaparım” diyor ve boşlama başlıyor, notlar da düşüyor tabii ki.

Eğitim sistemini beğeniyor musunuz?

Beğenmiyorum, daha motive edici şeyler olabilir. Sınıf geçmelerde özellikle aksaklıklar var. Çocuk bir dersten belli bir notla kalsa da sınıf geçebiliyor, iki dersten kalsa da geçebiliyor. Bu da öğrenciye rahatlık veriyor, dolayısıyla temel eksik oluyor tabii ki. Eksikler üst üste geldikçe,  tuğlalar yerine oturmuyor.  Sınıfta kaldıkça yaş grupları değişiyor, üst okullarda olması gerekenler bizde yığılıp kalıyor. 13-16 yaş yan yana okuyorsa; ihtiyaçları, düşünceleri, hayattan beklentileri farklı oluyor tabii ki.  Bir öğrenci ilkokuldan çıkıyor, diğeri liseye gitmeye hazırlanıyor… Bu durum tabii sıkıntı yaratıyor. Farklı bir sistem gerekiyor ama buna bizi yönetenler karar verecek.

Dersler dolu geçiyor mu yoksa grevler nedeniyle aksamalar oluyor mu?

 Bu ara grev yok ama çok farklı gelişmeler karşısında olabiliyor.  Aslında öğretmenler de bu grevlere karşı. Öğretmenler haklarını savunmaya çalışıyorlar ama derslerin kaynamasına öğretmenler de olumlu bakmıyor çünkü iş dönüp dolaşıp yine öğretmene kalıyor. Öğretmen,  grev nedeniyle öğrenciyi sınava alamazsa, ileride yine o öğrenciyi belki de tatilinden keserek sınava almak zorunda kalacak. Konular birikiyor, müfredat devam ediyor… Öğretmen bu açığı kapatmak zorunda. Yani öğretmen de bu konudan rahatsız.  Grev sebebiyle o gün derse girmiyorsunuz  “tamam hakkımızı arayalım ama bütün gün gitmesin ya da belli saatlerde olsun diyoruz.”  Çünkü halk, “çocukları sınava almadılar, öğretmenler yan gelip oturuyor” diyor. Bu halkın gözündeki yanlış bir kanıdır. Grev haricinde güncel boş ders olabilir, insanlık hali öğretmen hasta olabilir, nüfus olarak okulumuz yoğun bir okul, 80’den fazla öğretmenimiz var, gün başına 2-3 öğretmen eksikliği görülür.

“ANCAK ADINI YAZABİLİYOR”

Özel okullara giden öğrenci sayısı neden arttı?

Ben öğretmen arkadaşlarımın bilgisini sorgulayamam ama devlet okullarında eğitim daha iyi midir?  Mesela; sınavlarda biz üç basamak çıkabiliyorsak onlar on basamak çıkabiliyor.  Benim okulumda öğretmenler, ilkokul bilgilerini derslerinde tekrar etmek zorunda kalıyor çünkü çocuklardaki seviye düşük. Bazı çocuklar var, okuma yazma bilmiyor çünkü ilkokulda kalma yok.  Benim bir öğrencim var, sadece adını yazabiliyor. Öğretmenler kendi alanlarında yeteneklidirler belki ama çocuk verileni alabiliyor mu bunu bilemiyoruz. Bize böyle geliyorlar. Öğretmen için de zor bir durumdur. Çocuk en basit konulara bile vakıf değilken, çocuğu o sınıfta oturtmaları da işkencedir, çocuk anlatılanı anlamaz ve böylelikle problemler de artar.   Bizim sistemimizde ilkokulda kalma yok sadece ilkokul 1’de var. Çocuk okuma yazmayı öğrenmemişse, öğretmen veliyi karşısına alır ve ‘ çocuğunuzun bir sene daha ayni sınıfı okuması gerekir’ der. Veli de ‘tamam’ der ama bunu bir kere yapabilirsiniz. Sonra ikinci sınıfa geçtiğinde sistem onu bir üst sınıfa çıkarır. Çocuk ne yaparsa yapsın sınıfta kalamaz. B u sistemin sorgulanması gerekiyor.

“HOCALAR AYNI”

Sizce devlet okullarında yeterli eğitim veriliyor mu?

Veriliyor tabii… Ben de devletin kolejinde okudum. Tanıdığım düz liselerde okuyanlar var, onlar da verileni aldı başarılı oldu, iyi üniversitelerde okudular. Peki bu neden değişti? Hocalar aynı, beni okutan hocalar hala var okullarımızda.

Sizin açınızdan baktığınızda, eğitimdeki en büyük sorun ne?

Farklılaşma olabilir. Sürekli yapılan yenilikler öğretmen motivasyonunu etkiliyor ve sürekli geriye gidiyoruz, ileriye gittiğimizi göremiyorum açıkçası. Örneğin bugün LGS sınav sonuçları çıktı, onda da beklenen potaya çıkamıyoruz. Her sene basında “şu sene bu kadar öğrenci kazanırken neden bu sene bu kadar?” diye yazılıyor, söyleniyor. Daha fazlasını sadece özeller söyleyebiliyor. Biz “devlet okullarında kazanan öğrenci sayısında artış var” diyemiyoruz.

 Bu sınavları, özel okullardan daha çok öğrenci mi kazanıyor?

Evet, bunu söyleyebiliriz çünkü özel okullarda daha yoğun bir eğitim vardır. Öğrenci de farklıdır. “Paramla geldim, daha iyi yapayım” düşüncesi vardır. Yüksek potansiyelli öğrencileri de, özel okullar onlara burs sağlayarak kapar. O çocuklar devlet okullarına gelmez. Bunu biz yaptık tabii ki, birazcık kendimizi silkelememiz lazım artık.

Çocukların geleceklerini nasıl görüyorsunuz?

Pek parlak görmüyorum diyebilirim. Biz, özellikle ikinci dönemde çocuklarla hep meslek konuşuyoruz.  6-7 ve 8’nci sınıflardaki öğrencilere, “geleceğiniz için kafanızda ne planlıyorsunuz, hayalleriniz ne, ne düşünüyorsunuz, 10 sene sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?” diye soruyorum, cevap bile alamıyorum.  “Ne olmak istiyorsunuz?” diye soruyorum. Hayali olan da var ama çoğunluk “bilmem hocam” diyor. Bu amaçsızlık ve isteksizlikle nereye kadar gidilir, bilemiyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1106 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler