1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Eğitimde Yok Oluşa Doğru
Eğitimde Yok Oluşa Doğru

Eğitimde Yok Oluşa Doğru

Siyaset ve eğitim, bir toplumun geleceğini belirlemede en önemli iki unsurdur. Ancak hiç şüphe yok ki bugün yaşadıklarımızın birincil sorumlusu başarısız siyaset ve başarısız siyasetçilerdir… Çünkü asgari temeller üzerine anlaşma, toplumsal bar

A+A-

 

 

Siyaset ve eğitim, bir toplumun geleceğini belirlemede en önemli iki unsurdur. Ancak hiç şüphe yok ki bugün yaşadıklarımızın birincil sorumlusu başarısız siyaset ve başarısız siyasetçilerdir…

 

Çünkü asgari temeller üzerine anlaşma, toplumsal barış ve düzeni sağlama siyasetin işidir. Sürekli kaosun olmaması ve toplumsal olarak bir arada yaşayabilmek için insanlar asgari müştereklerde birleşmek zorundadır. Bunu da siyaset sağlamalıdır. Ancak ülkemizi yöneten siyasi anlayışta bu özelliği ara ki bulasın…

 

Öte yandan siyaset, eğitim sistemini etkileyen, ona yön veren veya veremeyen en temel olgudur. Bu yüzden, siyaset – eğitim ilişkisi nasıl olmalıdır? Siyasetin ve siyasetçilerin söyledikleri, söylemedikleri, yaptıkları ya da yapmadıkları eğitimi nasıl etkilemektedir? Bugün ve gelecekte nasıl etkileyecektir? Sorularına verilen yanıtlar bir toplumun gelecekte nasıl bir yerde olacağının da yanıtıdır…

 

Ne yazık ki, bu soruların bugün için doğru yanıtları bizi yöneten siyasetçiler gibi davranmamaktır… Örneğin siyasetçiler; henüz yasal olmayan birim ve kurulmayan şirket adına 100 bin TL’lik ödemeler almamalı, gümrüksüz araçlar kullanmamalıdır… Kişisel çıkarları uğruna parti parti dolaşmamalı, rüşvet, yolsuzluk, siyasi yandaşlık ve çıkar olarak nitelendirilecek davranışlardan uzak durmalıdır… Çünkü günlük yaşamdaki her davranış bir öğretidir ve informal olarak çocuklarımız, gençlerimiz istendik olmayan bu öğretilerle büyümektedir.

 

          Bütün bunlar daha çok demokrasi, daha çok insan hakları, daha çok sorgulama ve daha çok işbirliğine ihtiyacımız olduğu anlatıyor. Bu da eğitimin işidir… Ancak esas acı olan; demokrasi, insan hakları, sorgulama ve işbirliğine en çok eğitim sistemimiz ihtiyacı olduğudur… Bu durum da eğitimin yok oluşa doğru adım adım ilerlediğinin en büyük katınıdır…

 

Eğitim sistemin en temel öğesi olan öğretmen yokmuş gibi davranılıyor. Öğretmenin istekleri, görüşü, eleştirisi, önerisi dikkate alınmıyor… Dahası fikri bile sorulmuyor… Örneğin, Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı’nda 1 yıla yakın bir süredir teknik kurul toplanmıyor… Eğitimi yönetmede; öğretmeni, öğretmenin örgütlü yapılanmasını dikkate almamak bir meziyet değil, tam aksine başarısızlığın temel nedenidir… Öğretmenin uyarılarını, eylemlerini, dikkat çektiği konuları yok saymak, dahası kindar bir anlayışla yasaları da tanımadan maaşını keserek cezalandırmak, yönetim becerisi değil en basit söylemle çağ dışılıktır…

 

Zamanında karne vermediği için öğretmenin maaşı kesilebiliyorsa, her öğretim yılında ders kitabı ve öğretmeni zamanında okula gönderemeyenler maaşlarını hiç almamalı… Eksik öğretmen ve eksik ders kitabıyla dönemi kapatan okullar varsa, bu durumun sorumluları en yüksek cezaya çaptırılmalıdır… Adalet pek yok gibi… Zaten esas amaç adaletli davranmak değil, bir şeyleri yok etmek sanki…

 

Albert Einstein’e göre; “Bir problemi, o problemi ortaya çıkaran anlayışla çözmeniz mümkün değildir.”  Kanımca problemi yaratan beyinler orada olduğu sürece eğitimde yok oluşa doğru koşar adım gideceğiz…

 

BURAYA DİKKAT   

 

Bilişsel Gelişim

 

          Türkiye eğitim sistemindeki “4+4+4” uygulamasının en çok eleştiri alan yanı bilişsel gelişim kuramlarına aykırı bir yapılma olmasıdır… Bu yüzden, gelişim kuramları arasında en çok kabul gören ve çağdaş eğitim sistemlerinin düzenlenmesinde temel alınan Jean Piaget’in Bilişsel Gelişim Kuramı’na bu kısaca değinmek istedim.

 

Jean Piaget’ye göre çocukların bilişsel gelişimi adeta genetik kodlar içinde doğuştan gelir. Büyüme ve olgunlaşma sırasında belirli evreler içinde açılır. Bu evreler şöyledir:

 

·        Duyusal Motor Dönemi: 0 – 24 ay… Bu dönemin ilk kısmı Refleks dönemi (0 – 2 ay) olarak adlandırılır ve emme, yakalama gibi basit reflekslerle kendini gösterir. “İlk Tekrarlama Tepkileri” dönemi (2 – 4 ay), parmaklarını sürekli açma-kapama gibi kalıp tekrar davranışlarını içerir. “İkinci Tekrar Tepkileri” döneminde (4 – 8 ay) ise yatağın üzerine asılmış hareketli şeylere ayak veya eliyle vurarak sürekli hareket ettirmek gibi davranışlar gözlenir. “İkincil Tepkilerin Koordinasyonunda (8-12 aylar) tepkiler karmaşık ve amaçlı şekilde koordine edilir.  Saklanan bir şeyi bulmak için bir nesnenin arkasına “amaçlı” hareket. Üçüncü Derecede Tekrar Tepkileri (12-18 aylar) döneminde bebek daha amaçlı hareketleri tekrar eder. Oyuncağını almak için bazı nesneleri kullanır. 18 – 24 aylık dönemde ise zihinde bağlantılar kurarak yeni araçlar icat eder. Yavaş yavaş problem çözme basamaklarını kafasında kuruyor gibidir ama henüz tepki yoktur.

 

·        İşlem Öncesi Dönem: 2 – 7 yıllar… Dil gelişimi bir hayli ileri fakat konuşma ben-merkezlidir.  Basit hareket oyunlarından ziyade sembolle göstermekten hoşlanır.  Etkileşimli akıl yürütme başlamıştır.  Nesnelerin kendisi olmadan hafızada canlandırma ve bu sözcüklerle konuşabilmektir. Tek yönlü mantık vardır. A=B anlaşırken B=A anlaşılmaz… Bu yaş grubunda ilkokula başlamak sakıncalıdır. Okul öncesi dönem bu aralıktadır…

 

·        Somut İşlemler Dönemi: 7 – 11 yıllar… Organize ve mantıklı düşünme başlamıştır.  Çoklu sınıflandırma, nesneleri mantıklı sıraya koyma, eşyanın korunumu prensiplerini kavrama yeteneği gelişmeye başlamıştır.  Somut problem çözmeyi ve birçok aritmetiksel işlemi zihinden yapabilmektedir. Mantıksal sınıflandırmalar (renkler, uzunluk gibi) yapabilme,  “sayı”, “hayvan” gibi kategoriler oluşturabilmektedir. Bu nedenle ilkokul yapılandırması bu kapsamda olmalıdır.

 

·        Somut İşlemler Dönemi: 11 – 15 yıllar… Düşünme daha soyuttur. Soyut mantık prensiplerini işletebilir.  Hipotezler oluşturur ve test eder, tümden gelim, tüme varım gibi zihinsel işlemleri yapabilir. Somut bağlantılardan ziyade soyut kavramlarla rahatça düşünebilir. Soyut mantıksal sistemler çalışır.  Oranlar, cebirsel dönüştürmeler ve diğer saf soyutlamalar yapılır.  Ortaokul yılları...

 

Son söz, “Çocuklar, bireydir ama küçük yetişkin değildirler. Onlar 15 yaş sonrasına ulaşıncaya kadar, yetişkinler gibi düşünemezler…”

 

 

BİLİYOR MUYDUNUZ?

 

 

Şimdi Ne Olacak?

        

TC Milli Eğitim Bakanlığı 4+4+4 kesintili zorunlu eğitim sisteminde okula başlama yaşının 5-6 (60-72 ay) yaşa çekilmesiyle, ilkokul müfredatı sil baştan yenileniyor… Bu kapsamda öncelikli olarak 1. sınıflarda “sosyal beceri” ve okuma-yazma gibi eğitimleri yeniden düzenleniyor. Daha sonra kademeli olarak ilkokul kapsamındaki ilk dört yıllık müfredatlar tümü değişecek… Bununla beraber okul öncesi eğitimin yeni sistemde zorunlu 4 yaş çağ nüfusuna yönelik olarak uygulanacak…

 

İyi de biz de ne olacak?

Türkiye’den getirdiğimiz müfredat ve ders kitaplarına devam edecek miyiz? Eğitimdeki bu anlayışla, “şu an için 4+4+4 sistemine geçmeyeceğiz” demenin bir anlamı olmadığı gerçeği tüm çıplaklığı ile karşımızda duruyor…

 

Kısacası önümüzde iki seçenek var; Ya Türkiye ile uyumluluğu tamamen kopya olması gereken bir yapıdan çıkartıp, “denklik” ve “akredite” olguları üzerine kuracağız ya da “4+4+4”ü uygulayacağız… Esas soru: Hangisini yapacağız?

 

 

Bu haber toplam 995 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler