1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Eğitimde Yapılması Gerekenler
Eğitimde Yapılması Gerekenler

Eğitimde Yapılması Gerekenler

Dünyanın en zor işlerinden biri eğitim politikalarını belirlemek ve onları sürdürmektir. Bu işin temel zorluğu; eğitim politikalarının hem bireyleri hem de toplumu direk olarak ilgilendirmesi ve etkilemesidir. Her toplumun bir eğitim felsefesi vardır ya d

A+A-

 

 

        

 

Dünyanın en zor işlerinden biri eğitim politikalarını belirlemek ve onları sürdürmektir. Bu işin temel zorluğu; eğitim politikalarının hem bireyleri hem de toplumu direk olarak ilgilendirmesi ve etkilemesidir. Her toplumun bir eğitim felsefesi vardır ya da olmalıdır. Bu felsefe, o toplumun geçmişten gelen birikimlerini süzgeçten geçirerek, iyi ve geliştirilebilir olanı korurken, köhnemiş ve işlevselliğini kaybedenleri ayıklayarak, dinamik bir süreç olmalıdır. İşte bir ülkenin eğitim sistemi de bu süreci eğitim bilimi odağına alan sonsuz bir plandır. 

 

Bu anlamda eğitim bilimi literatürü ne der diye batkımızda Prof. Dr. Yüksel Özden’in “Eğitimde Yeni Değerler” çalışması oldukça önemli olgular karşımıza çıkartıyor. Yüksel hocanın da belirttiği gibi bilginin doğası hakkındaki yeni değerler öğrenme ve öğretme süreçlerinde değişmeler meydana getirmiştir. Demokratikleşme ve insan hakları alanlarındaki gelişmeler öğrenmenin de demokratikleşmesine, kişinin ilgi, yetenek ve tercihlerinde odaklanmasına, alternatif eğitim programlarının çeşitliliğinin artmasına ve öğrenmenin bireyselleşmesine yol açmıştır. Bu değişmeler öğretim programlarının içerik ve sunumunu da etkilemektedir. Bütün bunlar kendi eğitim sistemimizde de nelerin yapılması gerektiğini ortaya çıkartıyor.

 

Mevcut haliyle öğretim programlarımız oldukça etkisiz kalmıştır: Öğretim programı ve ölçme değerlendirme araçlarımız ezberleme, kelime hazinesi, genel anlayış, kalıp ve şablon algılama üzerinde kalmıştır. Bireysel yetenekler, iletişim becerileri, ekip çalışma yeterliği, sezgi, yorumlama, yaratıcılık ve hayal gücü yetenekleri ne programlarda yer almakta, ne de ölçme-değerlendirme araçlarımızda...

 

Bugünkü öğretim programlarımız düşünmeyi engellemektedir: Düşünme; gözlem, tecrübe, sezgi, akıl yürütme ve diğer kanallarla elde edilen bilgileri kavramsallaşma, uygulama, analiz ve değerlendirmenin disipline edilmiş şeklidir. Düşünme “mevcut bilgilerden başka bir şeye ulaşma” ve “eldeki bilgilerin ötesine gitmedir… Dahası eleştirel düşünme, problem çözme, bilimsel düşünme, analitik düşünme, hüküm çıkarmayı öğretim programlarımız odağına alma gerekliliği kaçınılmazdır.   

 

Öğrenci konunun özünü kavramalıdır: Dersler, konuları ve olayları derinliğine anlamayı ve eleştirel düşünmeyi esas almalıdır. Çünkü bilgi çok fazladır, hepsini kazandırmak mümkün değildir.

 

Öğrenciler sınıfın duvarlarını aşmalıdır: Öğrencilerin sadece diploma için değil, gerçek hayatta anlamlı olması için derslerin ve içeriklerinin hayat ile ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Ders konuları, kitap sayfaları veya sınıfın duvarları arasında sıkışıp kalmamalı, öğrenilen bilgiler gerçek hayat ile ilişkilendirilerek öğrencinin öğrendiği şeylerin değerini görmesi sağlanmalıdır.

 

Eğitimde fırsat eşitliği sağlanmalıdır: Eğitimde fırsat eşitliği, hem yoksullara eğitim imkanı sunma hem de bireylere yetenek ve zekalarını optimum düzeyde geliştirme fırsatı verme olarak algılanmalıdır.

 

 

Eğitim yönetimi, bilimsel ilkeler çerçevesinde olmalıdır: Eğitim yönetimi, siyasi ve günü kurtarma kaygılarından uzak, yönetim bilimi, eğitim ihtiyaçları ve planlamayı esas alan bir anlayışla yapılmalıdır.

 

Özetin özeti; eğitimde yapılması gereken en temel şey, vizyon sahibi olmak, bu vizyona dayalı olarak hedefleri belirmek, tanımlamak ve net bir şekilde ortaya koymak.

 

 

 

BURAYA DİKKAT   

 

 

 

Sürdürülebilir Kalkınma, Eğitim ve Yedikonuk Petrol Dolum Tesisi

 

1992 yılındaki Rio Dünya Zirvesinde dünyada ki hemen hemen her ülke sürdürülebilir kalkınmayı amaç edinmek konusunda anlaşmaya vardı… Bu kapsamda ortaya konan sürdürülebilir kalkınma eğitimi ile ilgili vizyonu; “insan”, “yer ekositem”, “duyuşsal eğitim” kavramlarına dayanmaktadır.

 

“Eko” kelimesi Yunanca “oikos” kelimesinden gelmekte olup aile (ev halkı; eve ait) anlamına gelmektedir. İnsanlığın yok olmaması için aile kazandığından fazlasını harcamamalıdır. Bu bağlamda ekoloji, evi idare etme bilimi olarak görülebilir: doğa, kültür, toplum ve ekonominin bulunduğu insan ve yer ekosistemi ailesini yaşatmalıyız bunun da temelinde eğitimdeki duyuşsal davranışların işe koyulması gerekliliği kaçınılmazdır.

 

Eğitim bilimciler bireye özel bir ilgi duymaktadır çünkü bireylerin eğitimi sürdürülebilir kalkınma anlayışına katkıda bulunmanın en önemli yollarından birisidir. Birey ve toplum arasındaki karşılıklı alışveriş bireyin sosyalleşmesiyle birlikte toplumun gelişimini de amaçlamaktadır. Eğitimin öğrencilerde sürdürülebilir kalkınma davranışlar kazandırabilmesi için gerekli ön koşulun bireyin belli doğal ve sosyal şartlarda eylem özgürlüğüne sahip olmasıdır. İnsanların bilgileri, algıları, tutum ve değerleri sürdürülebilir gelişmenin uygulanması için sahip olduğu yegane unsurdur.

 

Oysa son günlerde oldukça yoğun olarak yaşadığımız, Yedikonuk sahillerinde yapılması öngörülen petrol dolum tesisi tartışmalarında eğitim sistemimizin bu anlamdaki tutum ve değerlerden oldukça yoksun olduğunu ispatlar gibidir… Eğitim sistemimiz; duyuşsal davranışları üst düzeyde, doğaya, insana ve sürdürülebilir gelişmeyi odağına almış bir yapıyı içermiş olsaydı, ülkeyi yönetenler Yedikonuk sahillerine petrol dolum tesisi yapılmasını değil öngörmek, böyle bir düşünceyi bile akıllarına getirmezlerdi.

 

 

BİLİYOR MUYDUNUZ?

 

 

İbretlik Rapordan Seçmeler

 

TC Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in “ibretlik tespitler var” dediği Dünya Bankası raporundan Türkiye eğitim sistemine dair çarpıcı sonuçlar çıktı. Bizim eğitim sistemimizin çok büyük bir kısmının Türkiye eğitim sisteminden transfer edildiğini düşünürse bu rapordan bizim de ibret almamız gereken çok şeyler var. İşte o rapordaki bazı bulgular.

 

·        Macaristan ile Türkiye eğitime aynı miktarda kaynak (4 bin dolar) ayırdığı halde Türkiye’de 15 yaşındaki öğrenciler matematik becerilerinde Macaristan’daki akranlarından 2 okul yılı gerinde kalıyor.

·        Sınav odaklı eğitim sistemi dershane ve özel derslere ihtiyacı körüklemektedir. Gelir dağılımındaki eşitsizlik eğitime erişimi kısıtlamaktadır. Sınav, okul, dershane üçgeninde giriş sınavlarının halk sağlığı gibi başka yaşam alanlarında da, yüksek bunalım oranları gibi ciddi sonuçlar doğurmaktadır.

·        Öğrenciler 10 yaşından itibaren özel dersler almaya başlıyor. Özel ders aldırmak ailenin geliriyle yakından alakalı olduğundan bu durum farklı ekonomik seviyedeki ailelerin çocukları arasında eğitim eşitsizliğini artırıyor.

·        Dershane sayısı ülkedeki genel lise sayısına neredeyse eşit olduğu görülüyor. Özel dershanelerin başını çektiği paralel bir eğitim sistemi oluşmuş durumda.

·        Yapılması gereken en öncelikle şey, SBS ve LYS gibi giriş sınavları kaldırılmalıdır. Yönlendirme ve üniversiteye girişin dönem sonu sınavlar, Uluslararası Bakalorya, Alman Abitur gibi ölçme-değerlendirme uygulamalarıyla olmalıdır. Mevcut durumu aynen devam ettirmenin bedeli çok yüksek olacaktır.

·        Öğretmenler ağır ders yükü ve gereksiz uygulamalar nedeniyle eğitime ayırması gereken zamanı ayıramıyor. Öğretmenlik mesleğini nispeten düşük düzeydeki öğrencilerin tercih etmesi, mesleğin statüsünün düşmesine ve öğretmen kadrosunun kalitesinin düşük olmasına neden oluyor…

Gerçekten ibretlik bir rapor…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 2137 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler