1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Eğer tarihte yaşananları inkar ederseniz, potansiyel olarak aynı suçu tekrar işleme ihtimaliniz var demektir…” 2
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Eğer tarihte yaşananları inkar ederseniz, potansiyel olarak aynı suçu tekrar işleme ihtimaliniz var demektir…” 2

A+A-

 

Uluslararası Hrant Dink Ödülleri’nin 7. kez sahiplerini bulduğu, İstanbul Kongre Merkez’inde 15 Eylül akşamı düzenlenen ödül töreninde, açılış konuşmasını tarihçi Taner Akçam yaptı. Töreni izleyenler tarafından büyük bir ilgiyle dinlenen konuşmanın tam metni AGOS tarafından yayımlandı. Akçam’ın, özellikle “tarihle yüzleşme” üzerinde de durduğu bu ilginç konuşmasını AGOS’tan aktarıyoruz:


Tarihle yüzleşmek ne demektir? Ve niye yüzleşmek zorundayız?
Sizlere dört ana neden sayabilirim. Birincisi, çok sıradan ve insani bir nedendir. Geçmişte imha edilmiş insanların, insanlık onurlarını iade etmek için tarihle yüzleşme şarttır. Tüm büyük kitlesel katliamlarda kurban topluluklar, imha edilmeden önce insan olmadıkları yönünde yoğun bir propagandaya tabi tutulurlar. İnsan olmaktan çıkartılır ve ‘mikrop’; ‘tümör’, vücuttaki kanser veya ‘böcek’ gibi kavramlarla tanımlanırlar. Bu insanların, insanlık onurlarını tekrar onlara iade etmek için geçmişle yüzleşmek gerekir.

İkincisi, katliam ve imhalar bir toplumun adalet duygusunu ve vicdanını yok eder. Adaletin yeniden inşası için geçmişle yüzleşmek ve haksızlığa uğramış kesimlerin zararlarını tazmin etmek gerekir. Eğer bugün insan haklarına saygılı, eşitlik ve adalet duygusunu esas alan bir toplum yaratmak istiyorsanız, geçmişteki hak ihlalleriyle yüzleşmeniz şarttır. Yoksa, adaletli ve insan haklarına saygılı bir gelecek kuramazsınız. Üçüncüsü, birbiriyle çatışma yaşamış topluluklar, eğer barış içinde birlikte yaşamak istiyorlarsa geçmişleri üzerine konuşmak ve aralarındaki sorunları çözmek zorundadırlar. Bunu yapmazlarsa, güvensizlik, kuşku ve düşmanlıklar devam eder ve bu da yeni çatışmalara zemin hazırlarlar.

Dördüncüsü, eğer tarihte yaşananları inkar ederseniz, potansiyel olarak aynı suçu tekrar işleme ihtimaliniz var demektir. Türkiye’nin, bugün Ortadoğu’da başarısız olmasının ana nedeni budur. Türk hükümetleri, hangi boydan ve renkten olurlarla olsunlar, Ortadoğu halkları için, geçmişte cinayetler işleyen Osmanlı-Türk yöneticilerinin devamıdırlar ve bu cinayetlerle yüzleşmedikleri müddetçe, aynı cinayetleri tekrar işleyeceklerinden korkulur. Türkiye’nin bugün Ortadoğu’da kendisinden korkulan ve güvenilmez bir ülke olarak görülmesinin ana nedeni budur.

Özetle, siz tarihle yüzleşmez ve ondan kaçsanız bile o sizi kovalar. Bir hayalet gibi peşinizden gelir ve sizi rahat bırakmaz.

Reform meselesi

Bugün, tarihle yüzleşmek zorunda olmamızın temel bir pratik nedeni daha var. Eğer tarihimizle yüzleşmiş, Ermeni sorunu hakkında etraflıca konuşmuş ve gerekli dersleri çıkarmış olsaydık, Kürt meselesini bugünkü boyutlarda yaşamazdık. Her kes bugünlerde şaşkınlık içinde çözüm sürecinin niçin bittiğini, çatışmaların niçin yeniden başladığını ve süreci ilk kimin sona erdirdiğini tartışıyor. Oysa en önemsiz tartışma “ilk kim başlattı” tartışmasıdır. Eğer tarihimizi bilseydik, şu anda karşılaştığımız sorunun Kürt reform sorunu olduğunu ve esas itibariyle de Ermenilerle yaşanan sürece çok benzediğini görürdük. Ermeni meselesi diye tartışılan mesele, bir reform meselesi idi ve zaten resmi belgelerde de adı ‘Ermeni reform meselesi’ olarak geçiyordu.

Sorun Ermenilerin, sosyal ve hukuki açıdan Müslümanlarla eşit vatandaş sayılması ve Osmanlı yönetim sistemine dahil edilmeleri meselesi idi. Eğer tarihimizle yüzleşmiş olsaydık, bilirdik ki, ne zaman bu reform konusunda bazı ileri adımlar atılmış ve Ermeniler Osmanlı siyasi-idari yapısında yer almaya yaklaşmışlarsa, katliamlar da o zaman yaşanmıştır. Ermenilere yönelik katliamlarla, reformlar arasında son derece doğrudan bir ilişki vardır.

Size bu sürecin bazı çarpıcı tepe noktalarını hatırlatmak isterim. Sultan Abdülhamit, Ekim 1895’de Ermeni reformları yapılacağını ilan etti. Buna göre Ermeniler Müslümanlarla eşit statüde sayılacak ve nüfus oranlarıyla orantılı olarak da yerel yönetimlere katılacaklardı. Bekledikleri reformların nihayet gerçekleştiği ümidiyle büyük bir sevinç yaşayan Ermeniler, Doğu vilayetlerinden gelen katliam haberleriyle sarsıldılar. Ve reformlar bir daha geri gelmemek üzere, öldürülen yüz binin üzerinde Ermeni’yle birlikte toprağa gömüldü.

Reform yerine katliam

Eşitlik özgürlük ve kardeşlik sözü ile gelen 1908 devrimi sonrası Ermeniler gene reform beklentisi içine girdiler. Bizim tarihçilerimiz pek bilmez; 1908 sonrası toplanan Osmanlı meclisinin, ilk gündeme aldığı konulardan bir tanesi ‘Ermeni reformu meselesi’ idi. Buna göre, hükümet Ermeni vilayetlerine bir heyet yollayacak, heyet hem Ermenilere kötü muamelede bulunan yöneticileri görevden alacak, hem de Ermenilerin yerel yönetimlere nasıl katılması gerektiği konusunda kanun teklifleri hazırlayacaktı. Özledikleri reformların nihayet gerçek olacağını zanneden Ermeniler reform yerine, Adana’da  20 bin kişinin katledilmesi şokunu yaşadılar. Bilinenin aksine, katliam bir tek Adana ile sınırlı değildi; bir çok başka vilayette de yaşanmış ya da yaşanması son anda engellenmişti. Katliamın nedeni Ermenilerin yeni Anayasa’nın ve reformların temsilcisi olarak görülmeleriydi.

1915-1918 katliamları da farklı değildir. Soykırım, Osmanlı yöneticilerinin Şubat 1914’te imzaladıkları ‘Ermeni Reform Antlaşması’na verdikleri cevaptır. Bu reform planına göre, Ermenilerin yaşadıkları bölgelerde iki özel vilayet kurulacak ve Ermeniler nüfuslarıyla orantılı olarak yerel yönetime katılacaklardı. 1914 baharında, reform sevinci yaşayan Ermeniler 1915’de kitlesel katliama tâbi tutuldular.

 

(AGOS – 17.9.2015)

 

DEVAM EDECEK

Bu yazı toplam 1010 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar