1. YAZARLAR

  2. Tamer Öncül

  3. EFSANELER VE İŞARETLER … *
Tamer Öncül

Tamer Öncül

Yazarın Tüm Yazıları >

EFSANELER VE İŞARETLER … *

A+A-

Efsaneler ve Mitoloji, ortaya çıkan beklenmedik / Olağandışı işaretler’den yola çıkıp, geliştirilen öyküler üzerine kurulur genelde…

Bu beklenmedik / olağandışı işaretler’in, genelde doğa olayları ya da sosyal olaylarla ilgili olması bir rastlantı değil; insanoğlunun evreni ve onun kurallarını, dünyayı ve doğa olaylarını ve giderek insanı ve onun sosyal yapısını / ilişkilerini yorumlamaya, çözümlemeye çalışmasının bir sonucudur…
Örneğin Yunanlılar, evreni tanrıların yarattığına inanmaz; “tanrılardan önce yer ile gök vardı:Titanlar (yaşlı tanrılar) onların çocukları, tanrılar da çocuklarıydı”  inancından hareket ederek oluşturmuşlardır mitolojilerini…
Bu mitolojideki işaretler tanrıların, kendi aralarındaki savaşların, insanlara yönelik tavırlarının ve doğa olaylarını yönlendirmelerinin göstergeleridirler…

Her şey, İktidarı Titanlar’ın elinden alan Zeus’un evreni kardeşleriyle paylaşmak için kura çekmeleriyle başlar… Evrendeki tüm olayları belirleyen de onlardır!.. İnsanlar bunu ancak işaretleri okuyarak / yorumlayarak anlarlar… Elbette, işaretleri sıradan insanlar okuyamazlar!.. Bu iş için her kabilenin bir bilicisi / büyücüsü vardır!.. Onlara danışılmadan adım atılamaz…

Mitoloji’ye bakılırsa, korkunç Troia Savaşı basit bir nedenden: Hera’nın (Zeus’un karısı ve kızkardeşi) kıskançlığı ve kini yüzünden çıkmıştır… Bir Troialı kalkıp, evrende Hera’dan daha güzel bir kadın bulunduğunu söylemeseydi, bu korkunç savaş çıkmayacaktı…

Mevsimlerin oluşması (Demeter ve kızı Persophone’nin hikayesi); üzümün ve şarabın ortaya çıkması (Dionysos); yanardağların patlaması; insanlığın yaratılması ve ateşin onlara verilmesi; kötülüklerin ortaya çıkması (Pandora’nın yaratılması) ve UMUT’un ortaya çıkması; savaş / barış, kıtlık / bolluk, tufanlar, hatta aşk hep tanrıların kendi aralarındaki kavgalara / barışlara, kıskançlıklara ve kin duygularına bağlanıyordu…  
Yunan Mitolojisi’nde insanlık için en önemli tanrı Prometheus’tur… Ateşi tanrılardan çalıp insana veren; kadını yaratıp insanoğlunun çoğalmasını sağlayan; başta Zeus olmak üzere tanrılara kafa tutarak direnişin, ve tüm tehdit ve işkencelere karşın özgür düşüncenin / iradenin sembolü olan odur…
Aşk tanrıçası EROS’u da unutmamak gerekir… İnsanoğlu’nun temiz sevgisi, emeği, ve aşkı için verdiği mücadelede hep insanın yanında olan bu tanrı, Kıbrıs’a da çok uğramıştır… Onun Kıbrıs’a ve Kıbrıslılar’a kendini yakın hissetmesi belki de annesi güzellik ve aşk tanrıçası Afrodit’in de bu adanın kıyılarında doğmasındandır…

Heykelci Pygmalion’un (Kıbrıs’ın bilinen ilk sanatçısı olan PYGMALİON’un adını verdiğimiz kültür-sanat dergisi gazetenizin eki olarak yayın yaşamını sürdürüyor) büyük bir emekle yaptığı kadın heykeline (Galateia) aşık olup acı çektiğini gören Eros, heykele can verir… Pygmalion’la Galateia’nın bu büyük aşkından bir çocuk doğar: Paphos…

Tüm bunlar nereden mi aklıma geldi?.. Tahmin etmişinizdir, efsanelere konu olabilecek günler (ve olaylar) yaşıyoruz… Kıbrıs Türk toplumu varlık/kimlik kavgasını alabildiğine yükseltiyor… Titanların öfkesine, tanrıların kinine ve her türlü entrikalarına inat efsanevi bir direniş gösteriyorlar… Direnişin sembolü olagelmiş Elye’de tutuşturulan ateş elden ele taşınıp her yeri sarıyor… İsyan / barış ateşinin büyüyen alevlerinden ürkenler bu ateşi söndürmek için gözden düşmüş tanrılardan medet umuyorlar… Tanrıları yardıma çağırıp, fırtınanın ıslığını salıyorlar Kıbrıs Türkünün üstüne; dağa taşa kar düşürüp, sellerle söndürmeye çalışıyorlar bu ateşi… Ama nafile çaba…

Salı sabah Beşparmağı örten karlar çoktan eridi… Günlerdir insanlarımızdan saklanan güneş, bütün parlaklığıyla gösterdi yüzünü dün sabah… Dün gelen tek konuğumuz güneş değildi elbette… Kıbrıs Türk insanının bu efsanevi kavgasını yerinde görmeye gelenler; çantasında çözüm paketleriyle gelenler; çözüm için kendi üs topraklarından feragat edebileceklerini söylemeye gelenler… ve daha nice konuklar geldi…
Hızla, Efsanenin sonlarına koşuyoruz… Üstelik bu, öykümsü bir “mitoloji efsanesi” de değil… Barış, çözüm, demokrasi ve adalet uğruna isyanını yükselten bir toplumun yazdığı bir destandır… Ya kazanacağız, ya da bir trajediyle bitecek bu efsane…

Kazanmaya karalı olanlar bugün kararlılıklarını Girne Kapısı’nda gösterecekler… Sırtımıza şimşekler, fırtınalar savrulsa da; yüzümüze soğuğun kırbacı salınsa da, yollar donsa, güneş Hades’e kovulsa da; bugün bizim bayramımız…
Hade hissa… İşaretler bizden yana…    

*26 Şubat 2003 tarihli bu yazının ardından “İşaretler bizden yana” olmaktan çoktan çıktı… Yıllardır kendimizi tanrıların insafına terk etmiş durumdayız neredeyse… İçine düştüğümüz edilgenlikten sıyrılamazsak; efsanenin sonu trajediyle bitecek gibi…

Bu yazı toplam 1673 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar