1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Efgaliptoların altında...
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Efgaliptoların altında...

A+A-

 

Hava çok değişken: Kimi zaman bulutlu, kimi zaman rüzgarlı, genellikle güneşli ve pek ender yağmurlu – birkaç damla yağmur yağıyor, “ahmak ıslatan” misali ve öylece geçip gidiyor... Rüzgarlar bana çocukluğumu hatırlatıyor – ben çocukken Şubat ve Mart ayları soğuk olurdu, hatta Nisan ayında mutlaka yağmurlar yağardı. O kadar ki 23 Nisan Çocuk Bayramı’nda neredeyse her sene, kutlamalarımız, gösterilerimiz bir hafta sonraya ertelenirdi çünkü hemen hemen her 23 Nisan’da yağmur yağardı... O yıllar hızla geçip gitti – şimdilerde yalnızca “oynak” bir hava durumuna sahibiz ve ne bekleyeceğimizi kestiremiyoruz: Güneşli mi olacak hava, bulutlu mu yoksa rüzgarlı mı? Değişken havalar tıpkı yurdumuzun haleti ruhiyesini andırıyor – az sonra neler olacağını gerçekte bilememek duygusu bu...
Ama yine de yaptığımız işleri yapmaya devam ediyoruz... “Kayıplar”la ilgili yazılarıma başlayalı 11 yıl oldu, kendi kişisel telefonlarımı vererek okurlarımdan bilgi istediğim “Bildiklerinizi paylaşınız” başlıklı kampanyamın üstünden yedi yıl geçti... Okurlarım beni arıyorlar, isterlerse isimlerini söylemiyorlar, çok değerli bilgiler paylaşıyorlar, ipuçları sunuyorlar, bildiklerini anlatıyorlar... Kimi zaman okurlarımla buluşuyoruz, olası gömü yerlerini gösteriyorlar bana, bildikleri ya da duydukları... Böylece yurdumuzun üstünü toz toprak kaplamış, gizlenmiş, bastırılmış, “anlatılmamış öyküleri” okurlarımızın yardımlarıyla günışığına kavuşuyor... Bu oldukça zorlu bir görev, çok fazla sabır gerektiren bir iş ama biz buralardayız, yurdumuzda herşey yavaş ilerliyor, benim hiç şikayetim yok... Hatta tam tersine, okurlarımdan birisi beni arayıp da bana konuştuğu zaman, çok mutlu oluyorum – okurlarım beni daha önce hiç görmemiş olduğum yerlere götürüyor, hiç duymadığım gerçek öyküleri paylaşıyor, onlar konuştukça bulmacanın eksik parçacıkları yerli yerine oturuyor... Okurlarım telefonu alıp da numaramı çevirdikleri anda, en inanılmaz, en insancıl işi yapıyorlar: Bu şekilde, geri dönülmeyecek bir yola giriyorlar... Çünkü bana isimli veya isimsiz olarak telefon açmadan önce epeyi bir süre düşünüyorlar ve sonra telefon etmeye, konuşmaya karar veriyorlar... Bir kez karar verdiler mi de o eşiği aşıyorlar ve bu yüzden geri dönülmeyecek bir yola girmiş oluyorlar... Sessizliklerini bozarak insani bir konuda bildiklerini paylaşmaya karar veriyorlar: Büyük cesaret gerektiren bu adımı atmakla, yaralı yurdumuzun hala açık ve kanayan yaralarını sarıyorlar... Bu yapmakta olduğum araştırmacı gazeteciliğin en güçlü parçasıdır çünkü ancak bu şekilde sessizlik duvarlarını yıkıyoruz, okurlarımız konuştukça herşey daha netleşiyor, “kayıp” bulmacanın bir parçası daha yerine konuyor ve böylece geçmişte neler yaşanmış olduğuna ilişkin bilgilerimiz derinleşiyor, neler olup bittiğini daha iyi anlıyoruz...
Geçen hafta, çok değerli bir okurum geceleyin arıyor beni: Mesarya’da bir bölgeden bazı arkadaşlarıyla birlikteymiş, tanımadığım, bilmediğim bir okurumu bildiklerini paylaşması ve bana olası bir gömü yeri göstermesi için ikna etmeyi başarmış. Ertesi günü bu okurumu arayıp onunla konuşacağım...
Ertesi sabah bu tanımadığım okurumu arıyorum ve bana Pirga’da (şimdiki adıyla Pirhan), bir olası gömü yerinden söz ediyor. 1974 yılında henüz 17 yaşında genç bir çocukmuş, Pirga (Pirhan) bölgesindeymiş, bazı şeyler görmüş, bazı şeyler duymuş ve bölgeden bazı “kayıp” şahısların olası gömü yerini ne zaman istersem bana gösterebileceğini anlatıyor...
Böylece Kayıplar Komitesi’nin Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum yetkililerini arıyorum ve onlarla birlikte, bu şahidimizi de alarak Pirga’ya gitmeyi kararlaştırıyoruz.
1 Mart 2013 Cuma günü Lefkoşa’dan yola çıkıyoruz: Kayıplar Komitesi Kıbrıslıtürk Üye Yardımcısı Murat Soysal, Kıbrıslırum Üye Yardımcısı Ksenofon Kallis ve Kazılar Koordinatörü Antropolog Okan Oktay’la birlikte bu şahidimizle buluşmaya gidiyoruz.
Önce onun ofisinde birer kahve içiyoruz – Kıbrıs kültüründe kahve içmek, birbirimizi tanımak ve öykülerimizi paylaşmanın yoludur. Ofisinde otururken sevimli köpeği de geliyor ve bizimle oynamak istiyor.
Şahidimiz öncelikle Abohor yöresinde yaşlı bir adamın evini ziyaret etmemizi öneriyor. Bu yaşlı adamdan, Pirga’yla ilgili olası gömü yeri hakkında daha ayrıntılı bilgi alabileceğimizi söylüyor. Böylece önce yaşlı adamı ziyarete gidiyoruz... Beş-altı dönümlük bir bahçe içindeki evinde yalnız yaşıyor yaşlı adam ve bizi iyi karşılıyor... Okurum, bu yaşlı adamdan 1974’te Pirga’da kimlerin bulunduğuna ilişkin bazı detaylar alıyor. Sonra da şahidimizin aracını izleyerek Pirga’ya gidiyoruz.
Kilometreler boyunca uzanan kocaman bir boşluğun ortasında, yemyeşil tarlaların ortasında bir grup efgalipto ağacı var... Efgaliptoların karşısında askeri bir kamp var ancak bizim gitmek istediğimiz yer, efgaliptoların altı... Araçlarımızı parkediyoruz ve arpa ekili tarlalarda yürümeye başlıyoruz – sapsarı lapsana çiçekleriyle yer yer ışıldayan yemyeşil tarlaların içinde yürüyoruz... Yeşil ve sarı: İşte Kıbrıs’ta bu mevsimin güzelim renkleri ama bu o kadar kısa sürecek ki, yeşili de, sarıyı da özleyeceğiz çünkü yeşiller solacak ve kızgın güneş, her yeri yakıp kavuracak... Toprak çatlayacak ve suya hasret kalacak... Uzun, upuzun bir yaz ardından yağmurları, kışı, soğuğu özler olacağız... Ama şimdi bu yeşilin, bu sarının, artık çok ender rastlanan kırmızı horoz lalelerinin tadını çıkarma zamanıdır...
Nihayet efgaliptoların bulunduğu alana geliyoruz... Güneyimizde Sinde köyü görünüyor, yolun karşısında, kuzeyde de Yenağra köyü olmalı... Bugün güneşli ama aynı zamanda deli bir rüzgar var...
1974’te, buraya, bu efgaliptoların altına bir grup Kıbrıslırum getirmişler... Şahidimiz de buradaymış fakat askerler şahidimiz dahil, tüm sivilleri oradan kovalamışlar... Siviller bölgeden ayrılır ayrılmaz silah sesleri duymuşlar. Görünen o ki efgaliptoların altında bir grup Kıbrıslırum infaz edilmiş ve belki de bu alana gömülmüşler...
Okurumla ilk konuştuğum zaman bana bu grubun 17 kişi olduğunu söylemişti. Ancak yaptığı araştırmalar sonrasında, bu sayının 17 değil 7 de olabileceğini söylüyor. Bu noktada neler olduğunu bilenlerin, burada bulunanların isimlerini söylüyor Okan Oktay’a ve o da bunları not alıyor – böylece Kayıplar Komitesi bu isimlerden bu olası gömü yeri hakkında daha ayrıntılı bilgi edinebilecek. Şahidimiz bu olası gömü yeri hakkında Sindeliler’in de bilgisi olabileceğini anlatıyor çünkü Sindeliler, başlangıçta Pirga bölgesine gelip giderlermiş ta ki askerler artık sivillerin Pirga’ya girmesini durduruncaya kadar buralardaymışlar – sonra da Pirga yani şimdiki adıyla Pirhan, askeri bir köye dönüşmüş ve bu köye siviller yerleşmemiş... Sindeli okurlarımı da arayıp bu efgaliptolar hakkında birşeyler duyup duymadıklarını da öğrenmeliyim...
Efgaliptoların altında yürüyoruz... Kallis, yıllar önce, birisinin bu efgalipto ağaçlarını kendi tarlasının çevresine dikmiş olduğunu tahmin ediyor çünkü düzenli biçimde ekilmişler ve yaşlı ağaçlar 50-60 yaşlarında gibi duruyor... Ancak tarlada gelişigüzel büyümüş 15 yaşlarında genç ağaçlar da var – bunlar herhalde kendiliğinden bitmişler...
Bu tarlaya kimler getirilmiş acaba? Savaştan kaçarak güneye doğru gitmekte olan bir grup insan mıymış bunlar? Sivil miymişler? Asker miymişler? Okurum bu olayın 14 Ağustos 1974’ten sonra yaşandığını anlatıyor... Telefonda ilk konuştuğumuz zaman bana bu grubun içinde bulunan kadınlarla çocukların ayrıldığını ve güneye gönderilmiş olduklarını anlatmıştı ancak efgaliptoların altında bulunan grubun içinde 16-17 yaşlarındaki genç çocukların da olduğunu söylemişti...
Okurumu ürkütüp sessizliğe gömülmesini istemiyorum – bu yüzden anlatmak istediklerini kendine göre, kendi istediği biçimde anlatmasını istiyorum... Hiç kimseyi bildiklerini paylaşmaya zorlamak istemiyorum: Çünkü birşeyler paylaşacaklarsa, bunu kendi gönlüleriyle yapmalarını, bunun çok daha anlamlı olduğunu düşünüyorum... Ancak insanlarımız bildiklerini gönüllü olarak paylaşırlarsa, gerçek hepimizi özgürleştirebilir... O zaman bu topraklarda daha rahat nefes alırız, bu adada gerçekten neler olup bittiğini anlarız ve kanlı geçmişimizin üstündeki tozları silkeleyip gerçeği, çıplak gerçeği tam olarak görebiliriz...
Okuruma bizimle gelip bildiklerini paylaştığı ve bu olası gömü yerini gösterdiği için sonsuz teşekkürler... Onu bu konuda teşvik etmiş olan, yüreklendirmiş olan okuruma da sonsuz teşekkürler... Araştırmalarımızı sürdüreceğiz ve belki büyük bir boşluğun ortasında duran bu sessiz efgaliptoların altında neler yaşanmış olduğunu tam olarak öğrenebileceğiz...

Bu yazı toplam 1300 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar