1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. E artık yaşın geldi!
E artık yaşın geldi!

E artık yaşın geldi!

Birileri size bir şey için yaşınızın geldiğini söylüyorsa anlayın ki akabinde pek hayırlı gelişmeler olmayacak... Küçük yaşlardan itibaren bir şeyler için yaşımız gelmeye başlar ve birileri çıkar der ki: - Artık yalancı emzik emmek yok koskoca adam o

A+A-

 

 

 

Birileri size bir şey için yaşınızın geldiğini söylüyorsa anlayın ki akabinde pek hayırlı gelişmeler olmayacak... Küçük yaşlardan itibaren bir şeyler için yaşımız gelmeye başlar ve birileri çıkar der ki:

 

- Artık yalancı emzik emmek yok koskoca adam oldun...

- İyi de ben mutluyum böyle cuk cuk cuk!

- Hayır artık yaşın geldi...

- Bir emzik keyfimiz vardı onun da içine edin! (Çok ağlamıştım)

- Bu arada artık yaşın geldi kakanı tuvalete yapacaksın...

- Allah Allah... Bezin nesi var? Ben memnundum böyle!

- Olabilir... Eşşek kadar adam oldun... Artık biberondan da süt içmek yok, bardakta içeceksin...

- Yahu nesi var gül gibi biberonun?! Lıkır lıkır akıyor işte ne güzel!

- Yeri gelmişken, artık yaşın geldi yarın sabah okula gidiyorsun..

- Sebep?

- Her gün sabah 7 de kalkacaksın....

- Hayırrrrrr!!!

- E artık yaşın geldi kolej sınavı...

- Kabus mu bu?

- Artık yaşın geldi ÖSS...

- Ühühühühüh

- Artık yaşın geldi iş bulacaksın!

- Bari biraz daha öğrenci kalsaydım böyle iyiydi...

- Askere ne zaman gidiyorsun?

- Benim zamanıma kalkacak o...

- Bekle da kalkacak... Zaten artık şey için de yaşın geldi...

- Sakın! Deneme bile!

- Daha bi şey söylemedim!

- Sırayı biliyorum!

- O zaman ne yapman gerektiğini biliyorsun... Artık yaşın geldi... Evlilik ne zaman?

 

 

“POTANSİYEL AZGIN TEKKE”

 

Görüldüğü üzere “Artık yaşın geldi” cümlesi akabininde çok hayırlı gelişmeler olmuyor. Hatta diyelim ki 95 yaşına geldiniz, insanlar artık size dinozor gözüyle bakıyor ve söyleyemese bile içinden geçiriyor: “E artık yaşın geldi bir zahmet öl artık...” Dikkat ederseniz sizin için öngörülen “öğrenci olmak”, “evli olmak”, “büyük adam olmak”, “ koskoca hanım olmak” gibi şablonların yegane kriteri kesinlikle sizin bireysel özellikleriniz veya tercihleriniz değil, toplumun konuyla ilgili nesnel ölçüsü olan “yaşın gelmesi” kriteridir. Bu varsayım, herkesin aşağı yukarı aynı yaş dolaylarında aynı olgunluk seviyesinde olacağı, hayattan beklentilerinin o yaş itibariyle aynı olacağı ve benzer şeylerden mutlu olacağı üzerine kurulur. Örneğin 35 yaşına gelmiş, inşaat mühendisi olan Salahi Bey ilk bakışta yaşı gereği artık evlenecek olgunluğa tamamıyla sahiptir. Salahi Bey’in eşi Figen Hanım da Salahi Bey ile bu varsayım üzerine beyaz atlı prens kontenjanı çerçevesinde evlenmiştir. Hafta arası işte olan genç çiftin, birbirine zaman ayırabileceği tek zaman dilimi hafta sonudur. Oysa Salahi Bey yıllardır cumartesi günleri tüm gün balığa, pazarları da büyük bir iştahla ava gitmektedir. Pazar akşamları da Cimbom’un aldığı neticeye göre ya erken yatmaktadır, ya da sabaha kadar spor yorumu izlemektedir. Figen Hanım’ın konuyla ilgili yapacağı trip, çözüm değil aksine daha fazla sorun yaratacaktır. 32 yaşındaki devlet memuru Şengül Hanım’ın, artık yaşı gelmiştir ve gece hayatına “doymuş” olması gerekmektedir. Evlenmelidir... Oysa Şengül Hanım, 32. yaşının mart ayında DJ olmak istemesi, şaşırtıcı olsa da hayatın bir gerçeğidir. Bir iş kadını olması ve artık 28 yaşına gelmesi sebebiyle Canan Hanım’la evlenen Niyazi Bey, eşinin “iş kadını görünümü”nün altında her gün birileri tarafından beğenilmek isteyen ve aksi halde bunalıma giren bir “liseli gıççaaz” olduğunu fark ettiğinde iş işten geçmiştir mesela... Bu örnekler hayali de olsa, gerçek hayatta birçok karşılıkları vardır. Her birini birey olarak incelediğimizde “evlilik” kurumunu henüz yürütemeyecek bireyler oldukları aşikardır... Ama yapacak bir şey yoktur... Artık yaşları gelmiştir... Peki bu arkadaşların bu tarz eğilimleri olması yanlış mıdır? Ya da onları böyle oldukları için kınamalı mıyız? Kesinlikle hayır... Burada görülmesi gereken şey toplumun bize çeşitli şablonlar için dayattığı “yaş” kriterinin aslında çok önemli bir şeyi göz ardı ettiğidir. Bireyi... Bizzat bireyin ihtiyaç ve beklentilerini... İnsanların birey olarak değil,“nesiller” olarak kategorize edildiği ve bu doğrultuda kararlar almaları için baskı yapıldığı bir durumda ne kadar sağlıklı kararlar almalarını bekleyebilirsiniz ki? Bu koşullar altında baskıyla aldıkları derme çatma kararlarını günü gelip değiştirmeye kalktıklarında, hangi cürretle onları hayatta “başarısız” ilan edebilirsiniz? Geçen gün bir arkadaşla muhabbet ediyoruz. E diyor evlilik ne zaman? “E yaşın geldi artık...” “Ne yani... Evlenmeyip sen de azgın tekke mi olacaksın ilerde? ” Buyurun... Evliliğe hazır değilseniz, etiket hazır: “Potansiyel azgın tekke.”

 

 

E YAŞIMIZ GELDİ ARTIK...

 

 

İnsanın karar mekanizması ilginçtir. Bazen bir karar aldığınızı sanırsınız ama aslında aldığınız karar etrafınızdaki koşulların ve kişilerin sizi yönlendirmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Ya bunu fark etmesiniz, ya da etseniz bile kendinize itiraf edemezsiniz... Yani kararı siz mi aldınız, yoksa birileri sizi o kararı almak yönünde manipüle mi etti orası tam net değildir. Burada sürü psikolojisinin konforu, alacağınız kararın sorumluluğunu da sanki kişi olarak sadece siz değil, grup olarak alıyormuşsunuz gibi bir yanılgı yaratır. Oysa sorumluluk sadece ve şahsen size aittir... Neden böyle oldu diye sorulduğunda da yanıt “Sağlıklı karar verememiş...” olmaz. Sebep çoktur: “Uyumsuzdur... Hovardadır... Manyaktır... Neydi olacağı... Biz söylediydik...” Peki kendi kararlarımızı kendimiz almak adına ne yapabiliriz? Ne kadar direnebiliriz? Bizzat bize ait olan hayatı, bizzat bizim kararlarımızla yönetmek adına hangi bedelleri ödeyebiliriz? Kendi hayatımızı ilgilendiren kararları biz almazsak, bu durumda biz de başkalarının hayatını ilgilendiren kararlara merak salmayacak mıyız? Kıbrıs’ta dedikodu bu yüzden mi bu kadar yaygındır? Peki bir toplumu oluşturan bireyler kendi hayatlarına ilişkin kararlar alamıyorsa o toplum, kendi kaderini tayin edebilir mi? Kendi hayatımızı kendimiz yönetmek için mücadele etmezsek ne için mücadele edeceğiz?

E yaşımız geldi artık...

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1253 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler