1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. DÜŞÜNÜYORUZ, ÖYLEYSE YOKUZ...
DÜŞÜNÜYORUZ, ÖYLEYSE YOKUZ...

DÜŞÜNÜYORUZ, ÖYLEYSE YOKUZ...

Ayşe BAŞEL: Ünlü Fransız filozof Descartes’in latince yazımıyla "Cogito ergo sum” olarak da bilinen ünlü sözüdür “Düşünüyorum, öyleyse varım.”

A+A-

 

 

 

 

 

Ayşe BAŞEL

 

 

Ünlü Fransız filozof Descartes’in latince yazımıyla "Cogito ergo sum” olarak da bilinen ünlü sözüdür “Düşünüyorum, öyleyse varım.” Kısaca açmak gerekirse, Descartes genel geçer fikirler dışında herşeyden şüphe edilmesi gerektiğine inanıyordu. Çünkü ona göre fenomenler dünyasına ait bilgileri duyu organlarımızla algılamamıza karşın onların doğru olup olmadığını aslında bilemeyiz. Bunun nedeni duyu organlarının güvenilmez ve yanıltıcı olmasıdır. Descartes, şüphe ederek durumu şüphe edemeyeceği son noktaya kadar götürmüştür. Artık kesin bir şey varsa o da şüphe ettiğidir. Şüphe etmek düşünmektir. Düşünmemiz ise var olduğumuzun kanıtıdır. Ve son tahlilde "Düşünüyorum, öyleyse varım" ortaya çıkmıştır. Descartes için bu var olduğu bilgisi bir başlangıç noktası oluşturmuştur ve diğer tüm bilgilerini bu bilgisinden çıkarsamıştır. Ünlü filozofun diğer tüm bilgileri çıkarsadığı kendi varlığının bilgisine aklı ile ulaşması, onun rasyonalizminin karakteristiği olup, çıkış noktasını oluşturmaktadır. Kendi varlığının felsefesinde kapladığı bu yekûn ağırlık ile tipikleşmiştir.

 

Öğrendiğiyle kalmak

Bu güzel ve anlamlı sözden yola çıkarak şöyle bir düşündüm de, artık düşünmüyoruz, sorgulamıyoruz, verilenle yetinip daha fazla bilgi arayışına girmiyoruz ve bunun açlığını hissetmiyoruz. Tek tip ve çok fazla birbiriyle aynı olan bireylerden oluşan bir insanlık var artık karşımızda. Peki neden? Bizi bu hale ne getirdi? Kim ya da kimler getirdi? Hiç başımızı iki elimizin arasına alıp düşünmüyoruz. Yeni nesille işim gereği iç içeyim. Onları yakından gözlemlemek hatta düşüncelerimi dile getirmek ve onları düşünmeye, sorgulamaya teşvik etmek gibi bir de şansım var yaptığım iş çerçevesinde. 6 yıl oldu akademiye gireli ve farkediyorum ki sınıfta soru soran, verilen bilginin doğruluğunu ya da neden o şekilde olduğunu sorgulayan öğrencilerin sayısı giderek azalıyor. Derste öğrendiği ile, kendisine hiçbirşey katmadan mesleğini icra edebileceğini düşünüyor artık gençler. Hatta daha da vahimi, birşeyler bilmenin çok da fazla önemli olduğuna inanmıyorlar artık. Haklılar bir bakıma. Onlar korku kültürü ile yetiştirilen ve hala o şekilde yetiştirilmeye devam edilen bir nesiller. Sınıfta olma çabası birşey öğrenmek için değil, öğretmeni onu devamsızlıktan bırakmasın diye. Sınavda sorulan sorular iyi ezberleyebilen öğrencilere birşeyler öğreten cinsten, o da tamamen kısa sürelli belleğe hitap ediyor maalesef. Kendini ifade etmeme nedeni, herhangi bir platformda ‘başım belaya girmesin’ diye aslında, birşey bilmediğinden değil. Tüm bunlar tabi ki ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ felsefesini aşılıyor onlara. Çok da bir müdahale yok bu durum karşısında hiç kimsede. Zaten amaçlanan ve istenen bu. Herkes işini yapsın. Sussun, otursun, ve başka da birşeye karışmasın, sorgulamasın, eksikleri farkedemesin, farketse de sussun ve söylemesin, hatta düşünemesin. İşte yetiştirilmek istenen ideal insan modeli. Eskiden düşünebilmek bir var olma kanıtı iken artık düşünmek var olmamamızın gerekliliğini hazırlayan bir unsur oldu. Düşünen insan herkes tarafından bir tehdit unsuru oldu.

 

Zihinsel evrimleşememe

Günümüz yetişkinleri oturup, bu günün gençliği için sakın ahkam kesmesinler. Çünkü onları kendileri yetiştirdi ve yetiştirdikleri gençlerden çok farklı bir noktada değiller maalesef.  Bir de tüm bunları bilmeyenlerin gerçekten bilmediklerinin farkında olmayıp, çok fazla bildiklerini zannetmesi ve bu doğrultuda davranış sergilemesi tehlikesi var. "Bildiğim bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimdir" altın prensibinden insanoğlu uzaklaşalı hayli zaman oldu. Önceleri "Nemrutlaşan" insanlardan bahsedilirken günümüzde "tanrılaşan" insanlardan bahsedilmiyor mu? Ne fark var peki aralarında geçen yüzyıllardan başka? Bencillik, kendine takılıp kalma, kendini aşıp içinde yaşadığı toplumun hem özgür hem uyumlu bir ferdi olamama, kısacası içerisinde yaşadığı toplumla bütünleşememe gibi özellikleri insanoğlu yüzyıllardır genleriyle aktarıyor gibi sanki. Fiziksel olarak bilmem ama zihinsel olarak evrimleşemiyoruz. Bu açık bir gerçek. Hatta bazen evrimimizin en başına doğru geri dönüyor olduğumuzu bile düşünüyorum.

 

“Özür dilerim”

Geçmişe baktığımızda göğe yol buldu insanoğlu bilgiyle. Günümüzde de uzayın sınırlarını araştırıyor, elini oralara götürmeye çalışıyor, hatta belki farklı yaşam formları keşfetmeye çalışıyor. Peki bilgiyle bu kadar yükselen insanlığın, toplumların bugün neden sınırlı bir bilgi birikimi ile kalma çabası neden? Artık içinde taşıdığı duyguların en uç noktalarında yaşıyor insanlık sanırım. Uzayı keşfediyor ama kendi içinde gittikçe kayboluyor. His yoksulu, amaç yoksulu, sevgi yoksulu, dostluk yoksulu, bilgi fakiri bir tür haline geliyor.

Ey insanoğlu! Sana yukarıdaki sözlerimle haksızlık ettiysem, seni olmadığın gibi gösterdiysem, her bir suçlamam için özür dilerim. Ama haksızlık etmediysem de eğer, şimdi tam zamanı, ayağa kalk, diril tekrar içimizdeki insanlık! Göster ölmediğini seni öldürmek isteyenlere!

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1014 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler