1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Durum budur !
Durum budur !

Durum budur !

Kurulduğu günden beridir Kıbrıslı Türklerin özgürlük, eşitlik ve adalet ilkeleri çerçevesinde, kendi kimliğini oluşturan sosyal değerleri ile dünyada hak ettiği onurlu yeri edinebilmesi için mücadele ederek, emek cephesinin bir parçası oldu CTP. Kıbrıs

A+A-

 

Kurulduğu günden beridir Kıbrıslı Türklerin özgürlük, eşitlik ve adalet ilkeleri çerçevesinde, kendi kimliğini oluşturan sosyal değerleri ile dünyada hak ettiği onurlu yeri edinebilmesi için mücadele ederek, emek cephesinin bir parçası oldu CTP. Kıbrıs’ta varolan durumun, statükonun kabul edilemeyeceğinden hareketle, değişim ve dönüşümün siyasi programı üzerinde çalıştı.

Yeni bir toplum projesinin önündeki en büyük engelin, Kıbrıslı Türklerin siyasi iradesi, varlığı ve kimliğini sürekli tehdit eden “çözümsüzlük” olduğu saptamasının çok net altını çizdi. Somut durumun somut tahlili bize, resmin büyüğünü ve tarihsel süreci dikkate almadan ayrıntılarla uğraşmanın yaratılan sisteme entegre olmak ve sistem içerisinde “oyalanmak” demek olduğunu her zaman göstermiştir. Dün de bugün de !

50 yıllık kısa siyasi tarihimizde 1964 ve 74 süreçleri gibi kırılma noktaları ile biçimlenen siyasi sistem, ayrılıkçılık, izolasyon ve şükran kültürü ile deforme olan sosyal dokuda ciddi tahribatlar yarattı. Ayrılıkçılık siyaseti ve kültürünün mimarlığını ve uygulayıcılığını yapan Denktaş – UBP ikilisinin yarattığı ağır tahribatın büyük bedelini yine bu toplum ödedi...göçle, baskıyla, terörle, kıyımla...

Bugün dünyanın dört bir yanına yayılmış ciddi bir Kıbrıs Türk toplumu yaşıyorsa ve göç hala güncelse, bunun sorumluları her zaman UBP-Denktaş siyaseti olagelmiştir. Bu siyasetin açılımı nedir? Bunun üzerinde durmak lazım. Kıbrıs’ta kalıcı bölünme için ayrılıkçı zihniyetle hareket eden bu siyasetin temel amacı, statüko dediğimiz var olan durumu ya da sistemi düzenlemektir. UBP zihniyeti halka sahte umutlar vererek çözümsüzlük koşullarının her bağlamındaki istikrarsızlık ve belirsizlik altında, sürdürülebilir gelişmiş bir ekonomik, siyasal ve sosyal sistem kurma hayali aşılamaya çalışmıştır. Normal olmayan koşullar olağanlaştırılarak içinde bulunduğumuz şartların ne denli demokratik ve ekonomik olarak ne denli gelişebilir olduğu üzerinde sürekli görüş pompaladılar.

Kısa siyasi tarihimiz bize, sisteme dönük dönüşüm hedefi içermeyen, UBP tarzı değişim hedeflerinin geçersizliğini açıkça ortaya koymuştur.

Sistemin büyük dönüşümünün adı açıktır; federasyondur. Günlük siyaset için her bir değişim adımı, büyük dönüşüm projesini dediğimiz çözüme entegre olarak öngörüldüğü, hayata geçtiği ölçüde bizim için anlamlıdır ve desteklenebilirdir. Yoksa biz bu adımları atalım gün ola çözüm de olursa iyi olur siyaseti tam bir safsatadır, aldatmacadır.

Türkiye’nin vesayeti altında kendi kendini yönetmenin imkansızlığı, sivilleşmenin ve demokrasinin bir imaj oyununa dönüştüğü bu şartlarda “sistem içi değişim” iddiaları halktan destek bulmamaktadır. Çünkü artık hemen herkes bu ülkede statükonun sürdürülemez olduğunu artık açıkça ifade etmektedir.

Bugün Türkiye’de yaşanan AK parti  Ergenekon hesaplaşmasında Kıbrıs ayağının sürekli göz ardı edildiğini görmekteyiz? Peki Ergenekonun merkezi kabul edilen KKTC’de sivilleşmeden bahsetmek mümkün mü? Peki Türkiye hükümeti, Kıbrıslı Türkleri cezalandırırcasına kendi uygulamalarından çok daha ağırını “ekonomik model”, (izolasyon altında olduğunu kendisinin ifade ettiği KKTC’ye), “ekonomik akıl” diyerek aktarmakta bu denli ısrarlı iken, mesela neden aynı kararlılık ve istekle sivilleşme hamlesini Kıbrıs’ta desteklemiyor, hayata geçirilmesi konusunda destek olmuyor? Peki bu bağlamda KKTC’de, Türkiye hükümeti ile Ergenekon arasındaki oluşan “detant politikasını” hangi demokratik kriter ve sivilleşme düşüncesi bağlamında değerlendirebiliriz ? Bunun Kıbrıs sorunu politikası ile ilgili bir bağı var mıdır?

Bir “sosyal dizayn”dan bahsediyoruz. Evet bugün bir “sosyal mühendislik projesi” ile karşı karşıyayız. Bunu UBP’liler “Yeni Kıbrıslı Türkler”i yaratmak olarak anlatıyorlar. Tıpkı, Yeni Türkiye ve Yeni Türkiyelilerden bahsedildiği gibi.

Değişim dedikleri de bu işte, Kıbrıslı Türk kimliğini bozmak ve yeniden yaratmak. Türkiye sermayesine uygun “yatırım iklimi” yaratmak, çözüm isteyen tüm demokratik güçleri ekonomik ve siyasi baskı ile sindirmek, zengini daha çok zengin, orta kesimi daha da fakirleştirerek gelir dağılımını dünyadaki ve Türkiye’deki neo liberal politikaların sonuçlarında olduğu gibi açmak ve bunu adına da “büyüme” demek.

Kıbrıs’ta dünyaya bağlanma ve kalıcı çözüm için daha çok çalışma ve müzakere etme yerine, Kıbrıslı Rumlarla “güç oyunları”na  girişme, hiçbir bilimsel araştırmanın yapılmadığı yerde petrol arama, 2. Dünya savaşından kalma bir araştırma gemisi ile hava atma...

Durum nedir? Diye sorarız kendimize...Kısacası budur !

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 868 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler