1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. DÜNYADA VE KIBRIS’TA SU TÜNELLERİNE İLİŞKİN RİVAYETLER
DÜNYADA VE KIBRIS’TA SU TÜNELLERİNE İLİŞKİN RİVAYETLER

DÜNYADA VE KIBRIS’TA SU TÜNELLERİNE İLİŞKİN RİVAYETLER

Günümüze kadar gerçekleştirilen bilimsel araştırmalar, nesilden nesile aktarılan, ya da zamanla öyküleştirilen rivayetlerin kökenlerinin antik dönemlere dayandığını ortaya koymaktadır

A+A-

 

 

Tuncer Bağışkan

 

Günümüze kadar gerçekleştirilen bilimsel araştırmalar, nesilden nesile aktarılan, ya da zamanla öyküleştirilen rivayetlerin kökenlerinin antik dönemlere dayandığını ortaya koymaktadır. Farklı coğrafyalardaki farklı toplumlar tarafından benimsenen rivayetler zaman sürecinde anlatım değişikliğine uğradıklarından varyantlar şeklinde günümüze kadar gelmişlerdir. 

Rivayetler her daima insanların ilgisini çektiklerinden, bu haftaki yazımızda bu konuya örnek teşkil eden bir rivayeti irdelemek istedik. Rivayetin konusu da, bazı su kaynaklarına yanlışlıkla düşen cisimlerin başka bir su kaynağında ortaya çıkmasıyla ilgilidir. Çok tanrılı dinler döneminde Yunanistan’da (veya Sicilya’da) ortaya çıkan bu rivayetin, zaman sürecinde Anadolu’daki Konya’da, ayrıca Kıbrıs’taki Lapta, Değirmenlik, Galatya (Mehmetcik), Livadya (Sazlıköy) ve antik Tarmaso yerleşim birimlerinde de kabul gördüğü anlaşılmaktadır.

 

ALPHEİOS İLE ARETHUSA ÖYKÜSÜ

 

Şiir tarzında yazılmış olan Alpheios ile Arethusa öyküsünün Romalı ozan Ovidius tarafından Grek ve Roma mitolojisine kazandırıldığını arkeoloji eğitimim sırasında öğrenmiştim. Edith Hamilton’un ‘Mitologya’ adlı kitabında yer alan bu öykünün Ovidius tarafından anlatımı yaklaşık olarak şöyle: “(Sicilya Syrakusa kentindeki Ortygia’da kutsal bir kaynak vardı.) Arethusa adındaki bu kaynak, eski zamanlarda su değildi. Su bir yana, su perisi bile değildi. Artemis’in izinden yürüyen güzel bir avcıydı. Erkeklerle ilgisi yoktu onun da, yalnız avlanmayı, ormanın başıboşluğunu, özgürlüğünü severdi. Bir gün av peşinde koşmaktan yorulmuş, kan-ter içinde kalmıştı. Serinlemek için karşısına çıkan bir ırmakta yıkanmaya karar verdi. Soyunup soğuk suya girdi. Bir süre yüzdü, yıkandı; ama ansızın ırmağın dibinde bir şeyin kıpırdadığını duyunca hemen kıyıya fırladı. O anda bir ses geldi kulağına : “Acelen ne, güzel kız? Neden böyle çabuk çıktın?” Bu sözleri duyan Arethusa, korkudan arkasına bile bakmadan kaçmaya başladı. Bütün gücüyle koştu, koştu. Ormanın gölgeliklerine vardığı zaman, arkasından birinin geldiğini anladı. Irmak tanrılarından Alpheios’tu arkasındaki. Kız kaçtı tanrı kovaladı. Kız kaçtı, tanrı kovaladı. Sonunda yakalanacağını anlayan Arethusa, Artemis’e yakarıp yardım diledi. Tanrıça da oracıkta bir kaynağa çevirdi onu. Yalnız kaynağa çevirmekle kalmadı, toprağın altından bir geçit açarak Yunanistan’dan Sicilya’ya, ta Ortygia (adasına) kadar götürdü. Kutsal kaynak hala oradadır. Arethusa, yine de Alpheios’tan kurtulamadı. Irmak tanrısı, aynı geçidi kullanarak Ortygia’ya kadar gitti. İkisinin suları orada birbirine karıştı. Bugün Yunanistan’daki (Peloponez yarımadasının Elis ile Arkadya bölgeleri arasında akan) Alpheios ırmağına bir tahta çanak atın; göreceksiniz, o çanak Sicilya’daki Ortygia adasında bulunan Arethusa su kaynağından çıkacaktır.”

 

ŞEMS KUYUSU RİVAYETİ

 

Konumuzla ilgili olan Konya’daki Şems-i Tebrizi türbesinin yanında bulunan kuyunun rivayeti Prof. Dr. Saim Sakaoğlu tarafından derlenmiş olup, bilim dünyasına şu şekilde aktarılmıştır: “Mevlâna Celaleddin-i Rumî’nin türbesi, (M.S II85 yılında doğan) arkadaşı Şems-i Tebrizi’nin türbesi gibi Konya’dadır. Bugün Karatay Lisesi olan eski Erkek Sanat Enstitüsü binasının arkasındaki (Şems-i Tebrizi’ye ait) bu türbenin hemen yakınında bir kör kuyu vardır. Suyu çoktan çekilen bu kuyudan, vaktiyle türbedar tarafından isteyenlere su verilirmiş. Benzerlerine Anadolu’nun başka yerlerinde, az da olsa, rastlanılan bir hikâyesi vardır bu kuyunun. Hac zamanı Konya’dan yola çıkan iki hacı adayı Kâbe’ye varırlar, gerekli ziyaretleri yaptıktan sonra Zemzem Kuyusu’na giderler. Bu hacılardan biri kuyudan su alırken, elindeki baba yadigârı, kıymetli tası düşürüverir. Hacı üzülürse de elden bir şey gelmez. Tası çıkarmak mümkün olmaz. Hacı, başka bir tasla kuyudan suyu alır, gereğini yerine getirir. Günlerden sonra Konyalı hacılar memleketlerine dönerler. Ziyaretçilerden vakit bulduğu bir gün, tasını kuyuya düşüren hacı, Şems-i Tebrizî’nin türbesine gider. Hacı orada ne görsün, Zemzem Kuyusu’na düşürdüğü baba yadigârı tas türbedarın elinde. Türbedara hiç bir şey söylemeden meselenin aslını öğrenmek ister:

- “Türbedar efendi, bu tası nereden aldınız acaba?”

- “Türbenin bahçesinde bir kuyu vardır, oradan su ihtiyacımızı gideririz. Geçenlerde yine bir ihtiyaç için kuyuya su için gitmiştim. Kuyunun içinde bir şeyin parladığını gördüm. Bu, işte o tastır.”

- “Bu benim tasımdır, Zemzem Kuyusu’ndan su alırken düşürmüştüm. Öyleyse bu kuyu ile Zemzem Kuyusu arasında bir münasebet olmalı.”

O günden sonra Konyalılar bu kuyudan tas tas su içmişler. Kuyu da herkes tarafından tanınmış, adına da, Şems-i Tebrizî’nin türbesi yanında olduğu için, Şems Kuyusu denilmiş.”

 

LAPTA BAŞPINARI (KEPHALOVRYSOS) RİVAYETİ

 

Kıbrıs’ın su kaynaklarının yağışlara bağlı olarak azalıp çoğaldığı şüpheye mahal vermeyecek bir şekilde bilim adamları tarafından ortaya konmuş olmasına karşın, yine de Girne Sıra Dağları’nda Başpınar (Kephalovryso) adlarıyla bilinen Lapta, Değirmenlik ve Karava (Alsancak) pınarlarının kaynağının Anadolu olduğuna ilişkin bazı yerel inanışlar bulunmaktadır. Kıbrıs’taki bu pınarların, yer altı su tünelleri aracılığıyla Anadolu’dan geldiğine inanılmasının nedeni ise günümüze kadar gelen bir rivayete dayanmaktadır.

Rina Catselli tarafından derlenen bir rivayete göre, bir zamanlar Anadolu’da yaşayan bir dilenci su içmek için nehre eğildiği bir sırada tahtadan yapılmış yemek tasını nehre düşürmüş. Onu nehre düşürmesi sadece yemeğini yitirmesine değil, dibindeki gizli bölmede sakladığı paralarını da yitirmesine neden olmuş. Bu olaya canı çok sıkılmışsa da, dere, tasını alıp götürdüğünden yapabileceği herhangi bir şey yokmuş. Bir süre sonra bu kişi denizi aşıp Anadolu’dan Kıbrıs’a gelmiş ve dilenmek için Girne Sıra Dağları’nın en yüksek köyüne gitmiş. Bir gün Lapta’yı gezerken, bir evin tavuk kümesinde su teknesi olarak kullanılan suluğun Anadolu’da nehir kenarında yitirdiği yemek tası olduğunu fark etmiş. Ev sahibesine nerede bulduğunu sorunca da, köyde Kephalovrysos adıyla bilinen Başpınar’da bulunduğunu öğrenmiş. Kadından izin aldıktan sonra onun şaşkın bakışları arasında yemek tasının altındaki gizli bölmede bulunan ellenmemiş durumdaki paraları yerinden çıkartmış. Bunun üzerine kadına yemek tasının kendisinin olduğunu söylemiş ve onu Anadolu’da nehre nasıl düşürüp yitirdiğini anlatmış. Böylece Lapta’daki Başpınar suyunun Anadolu’dan bir tünel aracılığıyla geldiği hükmüne varılmış.

 

DEĞİRMENLİK BAŞPINARI (KYPHALO VRİSİ) RİVAYETİ

 

M.S XVII’inci yüzyılda Kıbrıs’ı ziyaret eden bir seyyahın yayınlanan notlarından öğrenebildiğimiz kadarıyla, Değirmenlik (Kythrea) köyünün üst başında bulunan Kephalo Vrisi (Değirmenlik Başpınarı) akarsuyu “Venüs Çeşmesi” adıyla bilinmekteydi. Kıbrıs’taki akarsu kaynaklarının aşk tanrıçası Afrodit’e (Venüs) adanmış olduğuna ve buralarda genellikle tanrıçaya adanmış bir tapınak bulunduğuna inanılmaktadır.

Konumuzla ilgili olarak Halkbilimi araştırmacısı Oğuz Yorgancıoğlu’nun anlattığı bir rivayete göre, Değirmenlik suyunun genellikle Konya’dan geldiğine inanılırmış. Rivayete göre bir zamanlar Konya’da değirmen taşı yapan ve yaptığı değirmen taşlarını getirip Kıbrıs’ta satan bir Türk değirmenci varmış. O zaman Değirmenlikli bir papaz’a da bir değirmen taşı satmış. Eski değirmeninin taşını nasıl değiştireceğini papaza tarif etmek için evine gittiği gün su kaynağında sazdan yapılmış ağzı kapaklı küçük bir zeytin kabı görmüş. Kendisine ait olduğunu söylemiş ve zembildeki işaretini de görünce ona inanmışlar. Meğer bu kabı Konya’da su evleğine düşürmüş ve yetiştirip alamadığından gözden kaybolmuştu.

Değirmenlikle ilgili olan bu rivayetin bir başka varyantı ise Rupert Gunnis tarafından saptanıp aktarılmıştır. Ancak yazar kitabında, yeraltında kaybolan Anadolu’daki akarsuların Kıbrıs’ta açığa çıktığının doğrulandığını öne sürmüş olmasına karşın, bu bilginin doğru olmadığı jeolojik çalışmalar sonucu ortaya çıktığını da belirtmiş olalım. Yazarın aktardığına göre eskiden Cythera (Değirmenlik) diye bilinen bu yer Venüs (Afrodit) için kutsal sayılırmış. Değirmenlikli köylüler bu su kaynağını “Kephalovryso” (Değirmenlik Başpınarı) olarak bilirler ve kesinlikle denizin altındaki bir tünel aracılığıyla Anadolu’dan geldiğine inanırlardı. Orta çağda bu akarsuyun buradaki dört değirmeni döndürdüğü, Lefkoşa’dan giden zahirelerin bu değirmenlerde öğütüldüğü ve antik yazarlardan Lusignano’nun verdiği bilgilerden bu suyla köyün etrafındaki pamuk tarlalarının sulandığı öğrenilmektedir. Rupert Gunnis’in aktardığı rivayete göre, çok yıllar önce Anadolu’da oturan yaşlı bir kadın Değirmenlikli bir adamla evlenen kızıyla kalmak için buraya gelmiş. Bir gün kızıyla çamaşır yıkamak için Değirmenlik Baş pınarına gitmiş. Çamaşır yıkarken su kaynağının ağzından çıkan gümüş bir kap (veya tekne) görmüş. Bunu sudan alınca, bir yıl önce Anadolu’daki evinin yanından geçen dereye düşürdüğü kap olduğunu hemen tanımış.

GALATYA, LİVADYA VE TARMASO KİLİSELERİNDEKİ SU KUYULARININ RİVAYETLERİ

 

Rivayete göre Galatya göleti yanındaki antik Ayia Marina kilisesinin batısında bulunan “Gopsa kuyusu” (“Ceneviz Kuyusu”) ile Sazlıköy Banaya Kyra/Cira Kilisesi içindeki kuyuyu alttan birbirine bağlayan bir tünel bulunmaktadır. Bu iki kuyu arasındaki mesafenin ise yaklaşık bir kilometre olduğu kaydedilmiştir. Eskiden Livadya adıyla bilinen Sazlıköy’ün yaşlılarından Mustafa Emin Gündeğer ile Mehmet Emin Yekta’nın, ayrıca Galatyalı Enver Mehmetemin ile Mustafa Cengizer Beyi’nin anlattıkları rivayete göre,  bir gün Galatyalı çobanın biri hayvanlarını sulamak için Gobsa kuyusundan kovayla su çekerken kovanın bağlı olduğu ip kopunca kova kuyuya düşmüş. Bir süre sonra da bu kova Livadya’daki Banaya Kyra/Cira Kilisesi’nin içindeki kuyuda bulunmuş. Böylece iki kuyu arasında bir tünelin bulunduğu görüşüne varılmış. Şu anda Gopsa kuyusu üzerindeki tek parça halindeki büyük bilezik taşının Livadya’daki Banaya Kyra/Cira Kilisesi’nin hemen doğu bitişiğindeki kayalıktan mucizevi bir şekilde kesilerek oraya götürüldüğüne inanıldığı anlatılmaktadır.

Galatyalı Raşit Tolgan’ın anlattığı bir rivayete göre, Galatya (Mehmetcik) ile Eftagomi (Yedikonuk) köylerinin arasında bulunan Tarmaso mevkiinde Ay. Luka adında bir kilise varmış. Bir zamanlar Tarmaso’daki Ay. Luka Kilisesi kuyusuna düşen altın bir tas, bir süre sonra GOBSA kuyusunda bulunmuş. Şu anda Gobsa kuyusunun olduğu bölge ‘Kilise Ormanı’ adıyla bilinmekte olup orada antik bir mezarlık alanı ile Meryem Ana ile eş tutulan Ayia Marina’ya adanmış bir kilise harabesi bulunmaktadır.  Tarmaso’daki aziz Luka kilisesine saygı duyan Eftagomi (Yedikonuk) köyünün Ortodoks Rumları, köylerinin meydanına yaptırılan eski kiliseye bu azizin adını verirlerken, 1950 yılında eskiyen bu kilisenin yerine inşa edilen şimdiki kiliseye de ayni adı vermişlerdir. Tarmaso’daki Ay. Luka kilisesini konu alan saptadığımız aşağıdaki ilginç rivayeti de aktararak bu haftaki yazımızı sonlandırmış olalım. 1908 doğumlu olan Eftagomili (Yedikonuklu) rahmetlik Murat İbrahim Hacı Murat’ın anlattığı rivayete göre bir zamanlar Tarmaso’daki Ay.Luka kilisesinde çok büyük bir düğün varmış. Denizden geçen Anadolulu korsanlar burada ışık olduğunu görmüşler. Karaya çıkıp ışığa doğru ilerledikçe oradan çalgı seslerinin geldiğini duymuşlar. Rum olan düğün sahibi onları düğün ziyafetine davet etmiş. O gece yemişler, içmişler, oynamışlar ve eğlenmişler. Bir ara korsanlardan biri eline geçirdiği sazı alıp Rumca olan aşağıdaki türküyü söylemiş. Sabah olunca da gelini gemiye bindirdikleri gibi gözden kaybolmuşlar.

 

“Ay. Luga du Tarmasu, bu banosu dumbari.

Os bu stegi astro cen fengari, istegi ce nifi isto gamari.

O da yiri do fengari, bayi ge nifi isto garavi”

 

TÜRKÇE TERCÜMESİ:

 

Tarmasulu (Tarmasolu) Aziz Lugas. Kimin üstüne vurursa.

Yıldızlar ve ay durduğu sürece gelin de odasında duracaktır.

Ay kaybolunca gelin de gemiye gidecektir.)

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 567 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler