1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Dünya dili konuşamamanın bedeli...
Dünya dili konuşamamanın bedeli...

Dünya dili konuşamamanın bedeli...

24 Nisan 2004 bu ülkenin tarihinde en önemli referandumun gerçekleştiği tarihtir. Kıbrıslı Türklerin söke söke kazandıkları iki toplumun ayrı ayrı referandum hakkı aslında Rum toplumunda çok fazla bir heyecan yaratmamıştı. Bu nedenle Rumlar referandumun g

A+A-

  

 

24 Nisan 2004 bu ülkenin tarihinde en önemli referandumun gerçekleştiği tarihtir. Kıbrıslı Türklerin söke söke kazandıkları iki toplumun ayrı ayrı referandum hakkı aslında Rum toplumunda çok fazla bir heyecan yaratmamıştı. Bu nedenle Rumlar referandumun gerçekleştiği günden itibaren onu küçümsemeye, önemsiz ve değersiz kılmaya özen gösterdiler. Bunu sadece referandumda hayır dedikleri için değil, ayrı referandumun kendisine de karşı oldukları için yapıyorlar.  

Ama referandumu görmezden gelmek onun değerini azaltmaz.

8 yıl önce tarihe bir not düşülmüştür ve bu notu hiç kimse silemez. Benim üzüntüm güneyde Rumların ve kuzeyde de hayırcı Türklerin unutturmaya çalıştığı referandumun yıldönümünde çözüm, barış ve Avrupa değerleri için mücadele eden ve referandum hakkını söke söke kazananların da sekizinci yıldönümünde referandum kutlamalarını ihmal etmeleridir.

Kıbrıslı Türkler 2002-2004 sürecinde çözüm ve barış mücadelesini had safhaya taşıdı. Bu bize referandum hakkını sağladı. Yapılan referandumda ağırlıklı çoğunlukla “EVET” kararı çıkararak bu mücadeleyi taçlandırdık.

Kıbrıs Türk halkı içindeki “Hayırcı azınlık” Rum tarafından gelen ağırlıklı “Hayır”la bayram etti. Bu çözümün başka bahara kalması, yani “STATÜKO”nun sürmesi demekti.

Referandum öncesi dünya dili konuşmaya başlayan Kıbrıs Türkü, referandumda sağladığı ağırlıklı evetle buna devam etmiş, Rumların hayır demesine ve yaşanan büyük hayal kırıklığına rağmen görüşmelere karşı çıkmamış, görüşmelerden kaçan Rum lider Papadopulos’un aksine görüşmeleri isteyen taraf oldu.

Bütün bu süreçte çözümü isteyen, çözümü arzulayan ve her koşulda çözümü zorlayan taraf Kıbrıs Türk tarafı oldu.

Maalesef bu süreç 2010 Nisan ayından sonra kesintiye uğradı. Her ne kadar da yeni seçilen Cumhurbaşkanı Eroğlu BM Genel Sekreteri’ne “Talat’ın bıraktığı yerden devam etme” sözü verdiyse de bu sözünü yerine getirmedi.

Bugün artık bu sözünde durmadığını kendi sözcüsü itiraf ediyor. Eroğlu’nun sözcüsü Osman Ertuğ dün yaptığı açıklamada Eroğlu’na yapılan eleştirileri yanıtlarken Eroğlu’nun “Talat’ın bıraktığı yerden devam” dediğini ve buna bağlı olduğunu söyledi. Ancak devamında kendinden önceki dönemde izlenen çizgiyi “tavizkar tutum” olarak niteledi.

Ertuğ açıklamasında “esneklik ve iyi niyetle bir yere varılamayacağını CTP-BG’nin çok iyi bilmesi gerektiğini, çünkü kendilerinin iktidarda olduğu bir önceki dönemde izledikleri tavizkar tutumun bile Kıbrıs Rum tarafını bir çözüm noktasına getirmeye yetmediğini” kaydetti.

Siz kendinizden önceki dönemi bugün hala “tavizkar tutum” olarak nitelerseniz elbette kalınan yerden devam sözünüz havada kalır. Çünkü kalınan yer sizin tavizkar tutum olarak nitelediğiniz yerdi.

Demek ki siz taktik olarak BM Genel Sekreteri’ne bu sözü verdiniz ve iki yıl boyunca bu sözün altında ezildiniz.

Dahası 2002-2004 ve 2004-2010 sürecini bilmediğiniz, öğrenmek için de çaba harcamadığınız ve kendi bildiğiniz “eski çizginiz”le süreci götürmeye çalıştığınız için çuvalladınız.

2010 yılından itibaren Eroğlu ve görüşme ekibinin izlediği olumsuz tutum nedeniyle Kıbrıs Türkü sürekli zemin kaybetti.

Eroğlu seçildiği günden ve görüşmelere başladığı ilk günler hariç iki yılın çoğunda bir an önce görüşmelerin bitmesini ve BM’nin “artık herkes kendi yoluna” demesini hayal etti. Özellikle Greentree1 zirvesinde Ban Ki Moon’un Greentree2 için kullandığı “End Game” sözü Eroğlu’nu bu hayalini gerçekleştireceği yönünde umutlandırdı.

O günden sonra verdiği bütün mülakatlarda hep bu söze vurgu yaptı. Nihayet Ocak sonundaki Greentree2 zirvesinde bu gerçekleşmeyince artık gizlemeye de gerek görmeden ayrılıkçı mesajlar vermeye başladı.

Bu süreç Kıbrıs Türkünü görüşme sürecini sürdüren BM ile 2004’ten bu yana ilk defa yeniden ters düşürdü.

Nihayet beşli konferans için zemin olmadığını göre göre “ya konferans, ya da çıkmaz” diyerek görüşmelere katılmama kararı vermesi ve kendince BM yetkililerini zorlamaya çalışması tam bir çuvallamadır.

Konferans olmayacağını BM Genel Sekreteri ile görüşmesinden sonra açıklayan Downer bugün de bu konuda basına detaylı açıklama yapacak. Böylece biz de kapalı kapılar arkasında yaşananları biraz daha net görme olanağına kavuşacağız.

Biz referandum hakkımızı da, referandumda evet dedikten sonra BM ve dünya indinde kazandığımız itibarı da dünyanın anladığı dilden konuşarak sağladık.

Nisan 2010’dan sonra konuşulan “dünyanın anlamadığı dil” Kıbrıs Türküne zemin kaybettirmeye başladı. Bu dil sayesinde BM ile uzun süreden sonra ilk defa ters düşüldü. Bu dil nedeniyle dünyanın öteki devletleri ile yeniden birbirimizi anlamama sıkıntılarına doğru ilerlemekteyiz.

Referandumda verdiğimiz “EVET”in mirası 2 yıl gibi kısa sürede tüketildi.

Bu süreçte geliştirdiğimiz çözüm ve barış dili yerine, dünkü ayrılıkçı dil yeniden kullanılarak sonuca gideceğini zannedenler dünün derslerine iyi çalışmalıdır.

Çünkü bu ayrılıkçı dil 2004’te Rumları bütün Kıbrıs adına AB üyesi yapan zihniyetin ta kendisidir ve Kıbrıs Türküne hiçbirşey kazandırmadı.

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 798 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler