1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. DÜNÜN IŞIĞI
DÜNÜN IŞIĞI

DÜNÜN IŞIĞI

Aydan Afşaroğlu’ndan DÜNÜN IŞIĞI Aydan Afşaroğlu’nun, Mustafa Gökçeoğlu ile ilgili (305) sayfalık kapsamlı kitabını büyük bir dikkatle, notlar alarak okudum. Öncelikle Aydan’ı, bu çalışması için kutlamak istiyor ve bu tür çalışmalarını

A+A-

 

 

 

 

Aydan Afşaroğlu’ndan

DÜNÜN IŞIĞI

Aydan Afşaroğlu’nun, Mustafa Gökçeoğlu ile ilgili (305) sayfalık kapsamlı kitabını büyük bir dikkatle, notlar alarak okudum. Öncelikle Aydan’ı, bu çalışması için kutlamak istiyor ve bu tür çalışmalarını sürdürmesini diliyorum; çünkü, toplumsal belleğinin çoğu ‘İngiltere ve TC’de olan toplumumuz için’ bu tür çalışmalara çok ihtiyacımız var.

Okurken notlar alma alışkanlığı sonunda yazdıklarımı bir kenara koyarak, bu kitapla ilgili, Remzi Yektaoğlu (Halluma’nın) değinilerine yer vermek istiyorum… O denli yerli yerine oturmuş olduklarından dolayı…

“DÜNÜN IŞIĞI – MUSTAFA GÖKÇEOĞLU”

Beş bölüme ayrılmış kitabın bölümleri sırasıyla şöyle: Mustafa Gökçeoğlu’nun Yaşamı * Toplum İçerisinde Mustafa Gökçeoğlu’nun Algılanışı * Araştırmacı Kimliğiyle Mustafa Gökçeoğlu * Mustafa Gökçeoğlu’nun Eserlerinin Ortaya Çıkış Öyküleri * M. Gökçeoğlu’nun Eserlerinin Değerlendirilmesi.

Aydan Afşaroğlu’nun bir tez çalışması olarak yaptığı ve daha sonra gözden geçirip yayımladığı bu eser için peşinen ona – bir kez daha – teşekkür ederken ve arkasının da gelmesi dileğini yinelerken, değindiğim gibi Remzi Yektaoğlu’ndan bazı alıntılarla noktalamak istiyorum…

***

R.Y – O, Gönyeli’de, filizlenmiş bu toprakların tadını tuzunu almış, insanını iyi bilen, bu ülkenin insanlarından biri olarak çalışmış birisidir ve, diğer araştırmacı yazarlara göre de bir farklı özelliği daha var; bir kere çok üretkendir ve müthiş üretkendir.

Bu üretkenliği, yaşıyla ters orantılıdır, Gökçeoğlu’nun yaşı arttıkça, yapmış olduğu araştırmalar da artmaya başlamıştır.

(…) Galeri Kültür olarak biz, yayıncılığa başlamaya karar verdiğimizde, ilk Gökçeoğlu’nun kitabıyla başladık, bu çok enteresandır. “Kıbrıs Türk Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü”nü kitaplaştırarak başladık. (…) O kitabın sonrasında biz (3.) baskısını da yaptık… Artık kitap (4.) baskıyı bekler duruma geldi. Bu kitap, Kıbrıs’ta temel eserlerden biridir. ‘Kıbrıs Türk Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü’ kitabı, bana göre, Gökçeoğlu’nun yapmış olduğu çalışmalar arasında ‘ustalık’ eserlerinden biridir.

(…) Kendisi daha sonra da önemli çalışmalar yaptı; özellikle, otantik dalda, halkbilim sahasında ve hala da yapıyor.

(…) Gökçeoğlu, kitabı çıkana kadar, çocuk gibi bir heyecan taşır. Kitabı çıktıktan sonra da, o heyecanını, yani, yeni gelen bir kitabı eline verdiğimizde halini her halde ben size burada anlatamam; bunu, yaşamak lazım…

(…) Onun çalışma odası, herhalde, dünyanın en güzel çalışma odalarından biridir. Aslında, bir ‘belgesele’ konu olabilecek niteliktedir çalışma odası. Kitapları ve o kerpiç duvarlar arasındaki Gökçeoğlu, bana göre tam bir Kıbrıslılığı yansıtır ve çok güzel bir görüntüdür…

BU TOPLUM… BU ÜLKE…

(…) Aydınların ve düşünürlerin bir topluma ışık saçtığı, toplum bilincinin yükselmesinde, ‘yol göstericilik’ rolü olduğu inancını taşımaktayım. Aydınların topluma karşı yüklendiği bu sorumluluk karşısında, toplumun da aydınlara karşı bir sorumluluğu olmalıdır.

(…) Toplum derseniz; ‘toplum’ dediğiniz kesim, bu ülkede giderek küçülen bir kesimdir. Benim anladığım toplum, bu ülkenin 42 derece sıcağında yaşayan Kıbrıslılardır. Kökleri milattan önce 15 binlere kadar uzanan bir yapıdan hareketle, değişik kültürlerin bunun içerisine gelip yoğrula yoğrula oluşturduğu bir kültür, giderek yok olmaktadır…

(…) Ben, bir Kıbrıslı olarak Gökçeoğlu’na saygı duyarım; çünkü, ‘O’ benim; yani, bana ait bir kültürün bilimsel çalışmalarını yapıp, su yüzüne çıkartan, onları kitaplaştıran bir insandır ve benim için tam bir Kıbrıslıdır Gökçeoğlu…

 


SENDİKALAR – SENDİKACILIK…

 

Pratik, insan hayatında olduğu gibi, ‘toplum hayatında da’ en iyi öğreticidir. Son dönemlerde toplumumuzun içine düşürüldüğü durum beni en çok meşgul eden gerçeklik… Özellikle de kaldıramayacağı onca ağır yük altında “bir sosyal patlama olur mu, olmaz mı” tahminlerinin çok ötesine geçti pratik… Ama, bir sosyal patlama olmasa da, ‘her şey düzelecek yoluna girecek’ gerçeği de artık bizim için Kaf Dağı’nın ardında gibi…

 

SENDİKALAR

İşte ve şartlar karşısında, ülkemizde  onca gerçeklik karşısında, çığırından çıkmış ‘resmi ve sosyal politikayı’ ayakları üzerine dikecek… daha doğrusu bu yolda ağırlığını ortaya koyup yönler çizecek olan kurumlarımızın gerçekliğinin altını kalın çizgilerle çizmek zamanını daha da geciktirmemek gerekiyor.

Evet, ‘siyasal iktidar ve sosyal politikalar’ rayından çıkmışsa onları rayına oturtacak ‘şu bu demeçler vb’ değil… Sosyal hareketin en başta gelen dinamikleri olan SENDİKALARDIR…

Sosyal tarihi ve sosyal hareketleri gözlemlemeden, onlardan gerekli dersleri çıkarmadan, bir toplumun / ulusun ileri adımlar atması mümkün değildir. Bunun için de altı çizilecek ilk gerçek ise şudur:

“Sosyal bir hareket olmadan, sosyal bir politika mümkün değildir…” Bu gerçeğin altını kalın çizgilerle çizen de: Dünyadaki tüm köklü değişikliklerin ve uygarlıkların altında güçlü sosyal solukların oluşudur…

MİLİTAN SENDİKACILIK…

‘Ateş Hattının altındadırlar, yalnız bırakıldılar’ gerçeği bizim sendikacılığımız için yüzde yüz doğru; ama ve belki de insafsızlık sayılacaksa da bu durumda dahi, yepyeni bir sendikacılığın – tam da ateş altındayken – deneyimden de kaynaklanan yepyeni bir ete kemiğe büründürülmesidir… (Zordur bu hem de çok zor ama imkansız değil tam da zamanıdır… Yeni bir dayanışma biçimi ve yepyeni mücadele silahları için…)

***

Hepimiz farkındayız çünkü somut olarak bu kadar gerçek deneyimini yaşamadık şimdiye dek…

Mevcut siyasal partilerin uğradıkları – az ya da çok – itibar kaybına bakıp siyasal yaşamda da yeni yöntemler geliştirilmeli politikada… Özellikle de, artık daha da  uzatmadan politika kulvarımızda ‘GENÇLERE’ yer vermek gerek…

SOSYAL BİR POLİTİKA

En önemli olgu ise, ‘tarihsel bir geçeği’ de hep göz önünde tutmak zorundayız. O da şu:

“Sosyal bir hareket olmadan, sosyal bir politika mümkün değildir… Onu da yukarıda saydığımız şartlar dayatır…”

Şu gerçekten emin olalım:

“Ülkemizde sendikacılık alanında olup bitenler… Ve, daha da olacak olanlar… yalnız bu kurumları ve sosyal yaşamı değil… Siyasal yaşamın bürüneceği ‘yeni yön ve olguları’ da yakından ilgilendiriyor, ilgilendirecektir…

***

Ağırlık olarak, ülkemizde sendikacılığın yolunu ve yöntemini – pek çok gerçeğimiz de dahil bugüne dek, ‘siyasal iktidarlar’ çizdi…

Bunu, tersine çevirmenin zamanı gelmedi mi? (Daha doğrusu geçmedi mi?)

En azında, “Uzlaşma Sendikacılığı”nın hiçbir şey getirmediğine bakıp, “Protestocu sendikacılık” yolunda daha da somut adımlar atmanın tam da zamanıdır…

Eğer aydınlatırsak, o adımların sesi, sadece emekçi yığınlar arasında yankılanmayacak, tüm halk kitlelerinin de gözünü açacaktır…

 


 

PARANTEZ

Bütünden kopan parça

Hem kendini hem bütünü

Öldürür…

Bölündükçe…

Artmaz, eksiliriz…

  

 

 

Bu haber toplam 985 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler