1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. DUNNİNG-KRUGER SENDROMU NEDİR?
DUNNİNG-KRUGER SENDROMU NEDİR?

DUNNİNG-KRUGER SENDROMU NEDİR?

Ayşe BAŞEL: Dunning-Kruger Sendromu aslında günümüzde “Cahil Cesareti” diye adlandırdığımız durmun bilimsel araştırmalar ve somut ıspatlar sonucu ortaya konulmuş şeklidir.

A+A-

 

 

Ayşe BAŞEL

 

Yaklaşık olarak 8 yıldır bu mesleğin içerisindeyim. Sık sık bu sendrom ile ilgili birşeyler yazılıp çizildiğini görüyordum fakat hiç ilgimi çekip de baktığım olmamıştı. Geçenlerde bilimsel makalelerin yayınlandığı bir bilim dergisinde bu konu ile ilgili yapılan bir araştırma ilişti gözüme ve başlığında türkçe anlamını da yazmış oldukları için merak ettim ve okudum.

         Dunning-Kruger Sendromu aslında günümüzde “Cahil Cesareti” diye adlandırdığımız durmun bilimsel araştırmalar ve somut ıspatlar sonucu ortaya konulmuş  şeklidir. Bu sendromun adı aslında, sözkonusu araştırmaları yapan Cornell Universitesi’nde görevli psikologlar Justin Kruger ve David Dunning ‘in soyadlarından gelmektedir. Dunning ve Kruger bu çalışmalarıyla 2000 yılında Nobel Ödülü kazandılar. “Journal of Personality and Social Psychology”nin Aralık-99 sayısında yayımlanan teorileri özetle, “cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır” diyor.  Metin çözme, araç kullanma, tenis oynama gibi çeşitli alanlarda yapılan araştırmaların sonucunda 2 psikolog şu bulgulara ulaşmışlardır:
-Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
-Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
-Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
-Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.

 

AUTO-EVALUATİON

         İki uzman daha sonra, bu teorilerini test etme olanağı bulmuşlar ve Cornell Üniversitesi’ nden 45 öğrenciye bir test uygulamışlar. Bu testte yer alan 45 öğrenciye çeşitli farklı alanlara dair sorular sormuşlar. Ardından öğrencilerden “testin sonucunda ne kadar başarılı olacaklarını tahmin etmelerini” istemişler. Sonuç gerçekten çok ilginçmiş. En başarısızlar (yani sadece yüzde 10 ve daha az doğru cevap verenlerin), testin yüzde 60′ına doğru cevap verdiklerini, fakat iyi günlerinde olsalar yüzde 70′e ulaşabileceklerine inandıklarını rapor etmişler. Testte en yüksek puan alanlar (yani en az yüzde 90 doğru sonuç alanların) ise gayet alçakgönüllü davranıp soruların yüzde 70′ine doğru cevap verdiklerini düşündüklerini belirtmişler. Ben henüz bu sendrom hakkında bu kadar detaylı bilgi sahibi değil iken, akademideki öğrencilerime her sınav haftasının sonunda benim dersimden almayı bekledikleri notu isim soyisimlerinin yanına bir kağıda yazmalarını söylerim. Ve inanın sonuç aynen bu araştırmadaki gibi olur hep. Hiç değişik bir sonuç görememişimdir. Bu araştırmayı gerçekleştiren iki uzman, bu bilinçsizliği, “kronik kendi kendini değerlendirme (auto-evaluation) yeteneksizliği” olarak yorumluyorlar teorilerinde.

 

 

ÖNDEYİZ

Özetle, Çalışan, kendi kapasitesini değerlendirmekten ve eksikliğini teşhis etmekten acizdir. Ama asıl vahim olan, bu “yetersizlik + haddini bilmeme” durumunun, mesleki açıdan, karşı konulmaz bir itici güç oluşturmasıdır. Bir örnekle daha da somut bir hale getirecek olursak; işinde çok iyi olduğuna yürekten inanan bazı “yetersiz”ler, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaya çalışmaktan ve haddi olmayan görevlere talip olmaktan en küçük bir rahatsızlık duymamaktadırlar. Aksine bunu bir “hak” olarak göreceklerine emin olabilirsiniz. Bu üstünkörü hesaplarla uğraşanlar varken, bir diğer yandan da gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar ise çalışma hayatında “fazla alçakgönüllü” davranarak kendilerine haksızlık edecekler, öne çıkmayacaklar, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmayacaklar, kıymetlerinin bilinmesini bekleyecekler, ve bilinmeyince için için kırılacaklar ve kendilerini daha da geriye çekeceklerdir. Hatta, muhtemelen üstleri tarafından ihtiras eksikliği veya itaatsızlık, bilgisizlik, beceriksizlik ile suçlanacaklardır. Sanki “aaa etrafımızda ne kadar fazla var bu karakter ve davranışa sahip insanlardan” dediğinizi duyar gibi oluyorum. İddia ediyorum ki biz toplum olarak en başımızdan en sonumuzdakilere kadar bu sendromun en yaygın görüldüğü toplumlar arasında yer alabiliriz. Bunu ilerleyen süreçte bilimsel bir araştırma ile de ıspatlamayı düşünmekteyim.

 

PETER İLKESİ

Tüm bunlar hakkında araştırma yaparken karşıma, hemen hemen bu sendrom ile birlikte aynı zamanlarda ortaya çıkan ve çoğu zaman Dunning-Kruger Sendromuna eşlik eden bir diğer durum gözüme çarptı. Bu sendrom “Peter İlkesi” diye bilinen bir prensibe ciddi anlamda zemin hazırlıyormuş üstelik. Peter İlkesi, bir hiyerarşi içerisindeki her çalışanın yetersizlik gösterdiği noktaya kadar terfi etme, atanma eğiliminde olduğunu iddia eden ilke olarak Dr. Laurence J. Peter ve Raymond Hull tarafından 1968 basımı Peter İlkesi (The Peter Principle) adlı kitapta toplanmış mizahi incelemenin ana konusu olmuştur. İlke, hiyerarşiye dayalı bir organizasyonda veya sistemde, kişilerin yeterli oldukları sürece daha yüksek bir pozisyona terfileri nedeniyle, eninde sonunda artık yeterli olmadıkları seviyeye (yetersizlik seviyesi) geleceklerini öngörmektedir. Peter İlkesi diyor ki; “Her çalışan, iş ortamında yetersiz olduğu noktaya kadar yükselir” . Bunun doğal sonucu olarak, sizce de birçok yüksek makam yetersiz insanlar tarafından işgal edilmiyor mu? Tabi tüm yüksek makamlardakiler de bunu üzerine alınmasınlar. Zaten üzerine alınanlar da muhtemelen kendine dair farkındalığı olan insanlar olacaklardır.





 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 2172 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler