1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Droit du seigneur (ilk gece hakkı)
Droit du seigneur (ilk gece hakkı)

Droit du seigneur (ilk gece hakkı)

Kıbrıslı Türklerin Hâlleri isimli kitabımla ilgili beni en fazla düşündüren eleştiri sevgili Cansu’dan geldi. Kitabın önsöz’ünde yer alan şu paragrafa takılmıştı Cansu: “Onursuzluğa mahkum edilmeye çalışılıyorsa bir halk ve dahası epeyce

A+A-

 

 

Kıbrıslı Türklerin Hâlleri isimli kitabımla ilgili beni en fazla düşündüren eleştiri sevgili Cansu’dan geldi. Kitabın önsöz’ünde yer alan şu paragrafa takılmıştı Cansu: “Onursuzluğa mahkum edilmeye çalışılıyorsa bir halk ve dahası epeyce mesafe alınmışsa bu konuda, her şeye rağmen mücadeleye devam etmek niyetinde olanların önünde iki yol vardır. Ya ‘biz onurlu bir halkız, hiç hata yapmadık, mağduruz’ diyerek sürekli olarak başkaları eleştirilir ya da öncelikle ne hâle gelindiğine bakılıp, özeleştiri mekanizması çalıştırılır, ‘kara gerçek’le yüzleşilir”.

Bu paragrafta sözü edilen “onur” kavramı sorunluydu sevgili Cansu’ya göre. Gerçekten de TDK sözlüğünde bu kavramın anlamlarından biri, “başkalarının gösterdiği saygının dayandığı kişisel değer, şeref, itibar” gibi benim normalde çok da fazla itibar etmediğim “değerler”di. Ancak (kitabın önsöz’ünü yazarken üzerinde yeterince düşünmediğimi itiraf etmekle birlikte), benim “onur” kavramına yüklediğim anlam bunlardan hiçbiri değildi. Önsöz’de kullandığım anlamıyla “onur”, TDK sözlüğünde de yer alan, “öz saygı” anlamını taşıyordu. Çünkü bana göre, Kıbrıs Türk halkının “onursuzluğa mahkum edilmesi”, öz saygısını yitirmesinin sağlanmasından başka bir şey değildi ve bir halkın başına gelebilecek en kötü şeylerden biri de buydu.

Aslında, iktidara tabi olanların öz saygısını ortadan kaldırmak, farklı zaman ve mekânlarda iktidarı elinde bulunduranların bu iktidarı perçinlemek ve onun devamlılığını sağlamak amacıyla kullandıkları en etkili yollardan biridir. Öz saygısını yitiren bir kişinin ya da halkın tabi olduğu iktidara başkaldırması ve hakkını araması mümkün değildir.

Kanımca bu konuda tarihten verilebilecek en çarpıcı örnek, ortaçağda bazı bölgelerde uygulandığı iddia edilen droit du seigneur, Latince adıyla jus primae noctis, Türkçe’deki çevirisiyle “ilk gece hakkı”dır. Bu hak sayesinde senyörlerin, kendilerine tabi olan (üzerlerinde iktidar kurdukları) bakire serflerini ilk cinsel ilişkilerini kendileriyle yaşamak zorunda bırakma olanağına sahip kılındığı ileri sürülmektedir. Bu hakkın doğal sonucu, sevdiği insanla evlenmeye karar veren bir kadının ilk cinsel ilişkisini sevdiği insandan önce senyörle yaşamak zorunda bırakılmasıdır.

Çoğu zaman salt cinsellik ve bu hakkın gayri insani karakteri üzerinden okunan bu hakkın bana göre iktidarın dayatılması ve tabi olanlara kabul ettirilmesi gibi önemli bir fonksiyonu da vardır. Bu yolla serfler, senyörün iktidarının kendileri için en özel olan alanlara (yatak odalarına ve cinsel hayatlarına) kadar yayılmasına ses çıkarmamak zorunda olduklarını öğreniyorlar ve muktedirin onurlarına yönelik en ağır müdahaleleri karşısında dahi sessiz kalmak zorunda bırakılarak, öz saygılarını, dolayısıyla iktidara başkaldırma olanaklarını tamamen yitiriyorlardı.

Nitekim, sinemada Braveheart, tiyatroda ve operada da Figaro’nun Düğünü ile gündeme getirilen “ilk gece hakkı”, bu eserlerde, yalnızca gayri insani yanıyla değil, iktidarı sağlamlaştırmanın bir aracı olarak da ele alınmış ve bu “hak”ka karşı çıkmak, öz saygının kazanılmasına (ya da kaybedilmemesine) yönelik bir mücadele olarak da okunmuştur.

Beaumarchais tarafından yazılan ve Mozart’ın operaya uyarladığı Figaro’nun Düğünü’nde, Kont Almaviva, hizmetçisi Susanna’nın Figaro’yla evlenmesinden önce ilk gecesini kendisiyle geçirmesini sağlamanın yollarını aramakta, Figaro, zekâsını kullanarak buna engel olmaya çalışmaktadır.

Braveheart’ta ise, William Wallace, sevdiği kadınla sırf İngiliz senyörün ilk gece hakkını kullanmasına olanak tanımamak için gizlice evlenmekte ancak bu kez de askerler karısına tecavüz etmeye kalkışmakta ve bu olay bir anlamda Wallace önderliğinde İngilizlere karşı başlatılan kurtuluş savaşının fitilini ateşlemektedir.

Bununla birlikte, her iki eserde de, erkek egemen bakışın hâkimiyetinin ve onurdan söz ederken yalnızca erkeğin onurundan söz ediliyor olmasının altını çizmek gerekir. Dikkatle incelendiği zaman, her iki eserde de, iktidarı elinde bulunduranın evlenen kadınla ilk cinsel ilişkiyi yaşamasının erkeğin onurunu ortadan kaldırdığının vurgulandığı fark edilmekte, Figaro’nun Düğünü’nde onurun kırılması, Figaro’nun (erkek kahramanın) zekâsı sayesinde önlenmektedir. Braveheart’ta ise onurun kırılmasının önlenmesi için evlilik gizlenmekte ancak bunun yetersiz kalması (senyörün askerlerinin kadına tecavüz etmesi) sonucunda Wallace (erkek kahraman), kırılan onurunu cesareti ve savaşçılığı (yine bir erkek hasleti) ile tamir etmektedir. Oysa “ilk gece hakkı” aracılığıyla kırılan onur (benim kullandığım anlamıyla öz saygı), hiç kuşkusuz öncelikle vücudu üzerindeki hakkı elinden alınan kadının ve ancak ondan sonra, sevdiği insana yönelik zorbalığı kabullenmek zorunda bırakılan erkeğindir.

Ama tartışmak istediğim esas mesele bu değildir. Ortaçağda olduğu gibi bugün de, iktidara tabi olanların öz saygısının ortadan kaldırılması, iktidar sahiplerinin, tebaanın kendilerine başkaldırmasını önlemek için kullandıkları en etkili yollardan biridir. Çünkü öz saygısını yitirmemiş insanların kendileri üzerinde tahakküm kurmaya meraklı olanlara er ya da geç direnecekleri, muktedirlerin çok iyi bildikleri bir gerçektir.

İşte bu nedenle, Kıbrıslı Türklerin Hâlleri’ndeki esas derdim, Kıbrıs Türk halkının öz saygısını (onurunu) yitirmeye başladığını vurgulamaktır. Bu öz saygı yitimi, bir yandan iktidarı elinde bulunduranların yoğun çabaları, diğer yandan da bu halkın geniş kesimlerinin sırf “rahat” yaşam tarzını sürdürebilmek adına onursuzluğu içlerine sindirmesi nedeniyle ortaya çıkan bir olgudur. Bu olgunun doğal sonucu olarak, Kıbrıslı Türklerin iktidarı elinde tutanlara başkaldırma, dolayısıyla demokrasiyi bu topraklarda hâkim kılma ihtimalleri her gün biraz daha zayıflamaktadır.

Tam da bu sebepledir ki bugün verilmesi gereken mücadele, her şeyden önce onuru kurtarma mücadelesidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1330 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler