DÖVME

DÖVME

Bu hafta seçtiğim konu hakkındaki yazıyı yazmak için fazla uzağa gitmem gerekmiyor. Vücudumdaki dövmelere ve Larousse’nin dövmeyle ilgili olarak verdiği tarih-antropoloji bilgilerine bakmam yeterli olacak. Milliyet’in kupon karşılığı ̵

A+A-

 

Bu hafta seçtiğim konu hakkındaki  yazıyı yazmak için fazla uzağa gitmem gerekmiyor. Vücudumdaki dövmelere ve Larousse’nin dövmeyle ilgili olarak verdiği tarih-antropoloji bilgilerine bakmam yeterli olacak. 

Milliyet’in kupon karşılığı ‘Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi’ verdiği 80li yıllardan kalma 24 ciltlik kitap seti büyük bir yer kapladığı çocukluğumun kitaplığından bugüne kadar yaşadığım neredeyse tüm evlerde kendine geniş bir yer bulmuştur. İnternete inat, bazı bazı aradığımızı ansiklopedide arar, aradığımız belirli bir şey yoksa bile sayfalarını öylece karıştırır, ilginç bulduğumuz yerleri okuruz.

Dövme, hemen her zaman büyüsel bir nitelik taşır. Dövmenin mevsimi de önemlidir: iyi bir dövme elde etmek için ilkbahar en uygun mevsim sayılır. Dövme genellikle belli bir çevreye ya da topluluğa katılmayı sağlayıcı bir işlev görür.

Bunun için, dövme yalnızca bir süslenme biçimi olmayabilir. Aynı zamanda, kişinin cinsiyetini, yaşını, bağlı olduğu kastı, gizli kurumu, topluluğu gösterir. Ama, en çok büyüsel, hastalık önleyici ya da iyileştirici değeri için gerçekleştirilir. Bir toplumda, dövmenin farklı işlevlerinin hepsi bir arada bulunabilir, ama tekniği, bedendeki yeri ve yapım koşulları değişir. Dövmelerin birçoğu gerçek bir tılsım niteliğindedir, cinlere, “kem gözler”e karşı koruyucu bir rol oynar. Bu durumda, dövme kolayca zarara uğrayacağı kabul edilen delikli organların (ağız, burun delikleri, edep yeri) yakınına yapılır.

Dövme yapımı, çok eski çağlara kadar uzanır. Bazı Ortadoğu kavimleri, XII. yy.’da, yılan ve timsahlardan korunmak için, bedenlerine deniz canavarları dövmesi yaptırıyorlardı. XIX. yy.’da, Avrupa’da, dövme daha çok bir amblem değeri taşıyordu: askerlerin, aynı meslekten kişilerin (duvarcılar, dülgerler, demirciler) birbirlerini tanımalarını sağlayan bir işaretti. Dövmede kullanılan motifler çok çeşitlidir: bir ok ya da hançerle delinmiş kalpler, beş ya da sekiz köşeli yıldızlar, denizkızları, erotik desenler, hayvanlar, gerçek ya da düşsel görünümler vb. gibi.

Dövme, özellikle gemiciler arasında yaygın bir uygulamaydı. İstanbul’a gelen Cezayirli gemiciler aracılığıyla Osmanlı denizciler arasında da moda oldu. XVII. yy.’dan başlayarak yeniçerilerin, bağlı bulundukları ortanın simgesini, vücutlarının görünür yerlerine dövdürdükleri görülür. Bu aynı zamanda bir bağlılık göstergesi sayılıyordu. Yeniçeri ocağının kaldırıldığı 1826’ya değin, çok yaygın bir biçimde uygulanan dövme, yeniçerilere özenen halk arasında da moda olmuştu. Özellikle hapiste yatanların dövme yaptırması neredeyse bir gelenek haline gelmişti. Yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra giderek yaygınlığı azaldı.

Dövme, Anadolu’nun geleneksel yaşam sürdüren bazı yörelerinde de yaygındı. Dövme yaptıran kişinin hastalıklardan, kötü etkilerden korunacağına inanılır; dövme yiğitliğin ve güzelliğin simgesi sayılırdı. Güney Doğu ve Doğu Anadolu’nun bazı yörelerinde kadın ve erkekler günümüzde de çeşitli yerlerine dövme yaptırmaktadırlar.

İlk dövmem İstanbul’daki ilk yılımda, yani 1993’te kendi kendime bir doğum günü hediyesiydi. Sol göğsümde, sağ yaprağı en sevdiğim benimi işaret eden siyah bir gül. Aman aman çatlamasın diye günde 2-3 kez özene bezene nemlendiriciler sürmüş, dövmenin şeklini alan yara kabuklarını psikoloji ders kitaplarımdan birinin içine ‘kabuk değiştiriyorum’ başlığını atarak yapıştırmıştım.

Bunda bir-iki yıl sonra ablam ve eniştemi aynı dövmeciye götürmüşken sağ ayak bileğime minik bir timsah dövmesi yaptırmıştım. Timsahtan çok, çelimsiz bir kertenkeleyi andıran bir ikinci dövme, yaptırırken hiç acıtmayan ilk dövmeden sonra epeyce canımı yakmıştı. Kemiğe yaklaştıkça acısı artıyormuş meğer. O nedenledir ki bir türlü içime sinmeyen bu mişaro kılıklı timsah dövmesini yeniden yaptırmak için pek çok kez fırsatım olmuşsa da bir türlü göze alamadım.

Rahmetli KTHY’nda eğitim şefi olarak bulunduğum o ‘unutulmaz’ 5 yılda gerek iş gerek eğlence, pek çok kez, üstelik personele dağıtılan pass biletler kolaylığı nedeniyle İstanbul’a ziyaretlerimizi epeyce artırmıştık.

İşte bu ziyaretlerimizden birinde ‘timsah’ dövmemi düzelttirmek bahanesiyle dövmeciye gittiğimse de, belimdeki doğum lekesine uyum sağlasın, dikkat dağıtsın umuduyla üzerine eski Çince’de ‘tehlikeli’ anlamına gelen bir yazıyı yazdırmayı uygun bulmuştum. Üçüncü dövmemi de böylece yaptırmış oldum.

Öyle görünüyor ki bugün dövme, geçmiş yüzyıllardaki anlamından epeyi sapmış. Özellikle Batı tarzı yaşamda,  sadece bedeni süsleme sanatı haline gelmiş. Gerçekten de bir tür alt-sanat haline gelmiş. Dövmeyle ilgili uluslararası dergiler çıkıyor ve her yıl yarışmalar yapılıyor.

İstanbul’da gittiğim dövmeci her yıl ‘dövmeliler’ partisi düzenlerdi, dövme sonrası doldurduğum üyelik formundan yola çıkarak her yıl bana da bu partiye davet emaili gönderiliyordu. Partiye gidecek tüm vücudu dövmelerle kaplı tipleri hayal edince, üç kıçıkırık dövmeyle bu partide boy gösterme cesareti bulamamıştım kendimde. Hatta gittiğimi, yeteri kadar ‘dövmeli’ olmadığım söylenerek kapıdaki görevliler tarafından geri çevrildiğimi bile görmüştüm rüyamda!

Tek tanrılı dinler dövmeyi yasaklasa da, her geçen gün artıyor dövme yaptıranlar. Bir de dövme yaptırmanın bağımlılık yaptığı inancı yaygındır. İnsan bir kere dövme yaptırdı mı bir daha bir daha yaptırası geliyor...

Dövme gerçekten de bedeni güzelleştiren, farklılaştıran bir süs mü, yoksa teni lekeleyen, çirkinleştiren bir şey mi? Kimileri ilkine inanıyor, kimileriyse ikincisine. Ben dövmenin insan bedenini güzelleştirdiğine, farklılaştırdığına (aşırıya kaçılmadığı sürece) inanıyorum ki üç tane dövme yaptırdım. Ve bundan yola çıkarak bu yazıyı yazdım.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 980 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler