1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Dostça bir dostluk maçı izledik
Dostça bir dostluk maçı izledik

Dostça bir dostluk maçı izledik

Maçın önem derecesine baktığımızda, her iki takım için de çok önemli bir karşılaşma olarak görünebilir. Ancak oynanan oyuna ve sahadaki heyecan potansiyeline baktığımızda, hiç de öyle bir maç olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Karşılaşma, tamamen bir

A+A-

 

 

Maçın önem derecesine baktığımızda, her iki takım için de çok önemli bir karşılaşma olarak görünebilir. Ancak oynanan oyuna ve sahadaki heyecan potansiyeline baktığımızda, hiç de öyle bir maç olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Karşılaşma, tamamen bir dostluk havasında ve dostluk maçı niteliğinde oynandı. Halbuki takımlardan biri şampiyonluk, diğeri de küme düşmeme mücadelesi veriyor. Yani her iki takımın da ecel terleri döktüğü bir ortam olması gereken bir maç olarak kabul ediliyordu.

Gelin görün ki, daha maçın ilk dakikalarda Çetinkaya’nın gelen iki golü, oyunun nasıl geçeceğinin habercisi olmuştu. Maç baştan sona Çetinkaya’nın hakimiyetinde oynandı. Maçın önemine göre, tribünlerde olması gereken heyecan, iddia, küme düşme tehlikesini andıran veya şampiyon olma sevinci ve endişesi taşıyan hiçbir hareketlilik yoktu. Gerek futbolcularda gerekse maçı izlemeye gelen taraftar veya sporseverlerde, bir an önce maç bitse de evimize gitsek gibi bir duygu hakimdi.

Savaş Tilki bana göre hayatının en rahat maçını yönetti. Doksan dakika boyunca çaldığı düdük sayısını bir kenara bırakın, tek bir sarı kart bile göstermedi. Gerçekten son zamanlarda hiç bu kadar heyecansız bir maç izlememiştim.

Kendimi bazen tek perdelik bir oyun izleyen tiyatro seyircisi gibi görüyorum. Hani tiyatroya gidersiniz de, her şey önceden kurgulanmıştır, kendilerine biçilen rolü ellerinden geldiğince iyi oynamaya çalışan oyuncular vardır ya; bizim futbolumuz da bu duruma gelmiştir. Perde açılır, oyun oynanır ve sonunda oynanan oyuna göre bizler de değerlendirme yaparız. Ama aslında her şey perde gerisinde oynanıyor.

Maalesef futbolumuzun geldiği nokta bu. Dünkü maçta, güzel hareketler olmadı mı, elbette oldu. Örneğin Ediz’in attığı ikinci gol muhteşemdi. Abbas’ın direkte patlayan yarı volesi harikaydı. Ama bizler bunları yazmaya, detaya girip oyunun organize ataklarından söz etmeye fırsat bulamıyoruz. Futbolda en önemli şey coşkudur, heyecandır, rekabettir, kazanma arzusudur.

Küme düşmeye oynayan bir takımın, Çetinkaya rakibimiz değildir, bizi rakiplerimizle yapacağımız maçlar ilgilendirir deme hakkı yoktur. Rakip kim olursa olsun, sahada ve üstelik kendi sahanızda oynadığınız karşılaşmada iyi mücadele etmelisiniz. Tıpkı tribünlerde yükselen “düşecekseniz şerefinizle düşün” diyen seyirci gibi.

Göçmenköy’ün maddi sıkıntı içerisinde olduğunu biliyorum. Bu ekonomik şartlarda yerinin Süper Lig olmadığı açıkça ortada. Kaç aydır futbolcuların maaşları bile ödenmiyor. Ama ne olursa olsun, futbolcu sahaya çıktımı elinden geleni yapmalıdır. Şimdi soruyorum size, Düzkaya, Çetinkaya’nın rakibimiydi? Geçen hafta gelip Çetinkaya’dan söke söke altın değerinde bir puanı alıp gitti.

Önemli olan oynanan oyunun hakkını vermektir. Mağlubiyetin arkasına sığınacak birçok nedeniniz olabilir, ama bir taraftarın size “şerefinizle düşün” diyecek kadar kötü oynuyorsanız, o zaman başınızı iki elinizin arasına alıp bir düşünün.

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 784 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler