1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Dolaylı vergilerle gelirler arttıkça, pahalılık gelir'
Dolaylı vergilerle gelirler arttıkça, pahalılık gelir

'Dolaylı vergilerle gelirler arttıkça, pahalılık gelir'

“... Bütçe gelirlerini artırmanın yolunu, dolaylı vergilere dayandırmıştır. Bu yöntemle hem üretim hem de hizmet sektörlerinin girdileri artmaktadır. Sonuçta ülkemiz, sadece yurttaşlar için değil hem turist, hem de öğrenci için pahalı bir konuma gel

A+A-


EKONOMİK PROGRAM VE RAPOR (4)





TC Başbakanlık Kıbrıs İşleri Başmüşavirliği’nin adanın kuzeyinde uygulanan ‘Ekonomik Program’a dair İZLEME RAPORU’nu Ferdi Sabit Soyer, YENİDÜZEN’e değerlendirdi:



“... Bütçe gelirlerini artırmanın yolunu, dolaylı vergilere dayandırmıştır. Bu yöntemle hem üretim hem de hizmet sektörlerinin girdileri artmaktadır. Sonuçta ülkemiz, sadece yurttaşlar için değil hem turist, hem de öğrenci için pahalı bir konuma gelir. Böylece rekabet edilebilirlik imkanı da ortadan kalkar…”




2008’de 808 bin olan turist sayısı, 2011 yılında 1 milyona ulaşmıştır. Ayrıca geceleme sayısı ve oranında da artış vardır.  Destinasyon çeşitliliği ve Türkiye ile İngiltere dışındaki ülkelerden gelen turist sayısı da artmıştır.
Bunlar doğrudur ve Sayın Halil İbrahim Akça’nın bu gelişmeler için olumlu katkısı ve desteği olduğu da açıktır.

Ancak bunlar oluşması için 2011 yılında turizmin desteklenmesi amacıyla TC Yardımı kapsamında toplam 25 milyon 190 bin 810 TL bir destek sağlanmıştır.

Bunun 22 milyon 581 bin TL’lik kısmı ise doğrudan ulaşım maliyetlerinin aşağıya çekilmesi ve Türkiye ile İngiltere dışından charter seferlerle turist gelmesi için kullanılmıştır.
Önemli ve ciddi bir destektir bu…

Ancak, 2011’ deki bu durumu devam ettirmek ve daha da artırmak için gelecek yıllarda da aynı desteğin garantisi var mı?
Bence belirsiz olan nokta budur. Ha bir doğru vardır, bütçe imkânlarının geliştirilmesi ve gelirlerin önemli bir kısmının, maaş ödemeleri ile tüketilmemesi, sürdürülebilir bir ekonomiye katkı sağlayacaktır.
Ancak, bunun da zaman alacağı açıktır. Üstelik bu giderlerin azalmasının bir yolunun da ekonominin büyümesi ve büyüyen ekonomi içinde devlet gelirlerinin artması ile olacağı gerçeğidir.
Bu noktaya gelene kadar reel sektöre ve turizm sektörüne, eğitim sektörlerine destek şarttır.

Fakat açıkça belirtildiği ve bizim de eleştirdiğimiz gibi, bu program, bütçe gelirlerini artırmanın yolunu, dolaylı vergilere dayandırmıştır.
Bu yöntemle hem üretim hem de hizmet sektörlerinin girdileri artmaktadır.
Sonuçta ülkemiz, sadece yurttaşlar için değil hem turist, hem de öğrenci için pahalı bir konuma gelir.
Böylece rekabet edilebilirlik imkanı da ortadan kalkar.

 

GEMİNİN ARDINDAKİ FİLİKA

 

Ekonomik Rapor’da ilginç olan bir nokta daha vardır.
Enflasyon ve hayat pahallığına bakış...
Bu rapor tıpkı, 2009’da imzalanan program gibi “KKTC’ de Hayat Pahalılığı ve Enflasyon, neden Türkiye’den fazla çıkmaktadır” gerçeğine çare üretememiştir!

Raporun 16 ve 17’nci sayfalarında açıkça bu duruma değinilmektedir.
Enflasyondaki artış ve pahalılığın nedenleri konusunda, sağlıklı bir tespit yapılamamaktadır.
Bu oldukça manidardır.

2006’da yaşanan ve 2010 ile 2011’de süren TL’nin döviz karşısında değer kaybetmesi, bizleri Türkiye’den çok daha fazla etkilemektedir.
TL’nin yabancı paralar karşısında olumsuz dalgalanması bize negatif olarak yansımaktadır. Biz denizdeki geminin arkasından giden bir filika olduğumuz için, deniz durgun ve dalgasız olsa dahi geminin pervanelerinde çıkan dalgadan etkilenmekteyiz.
Bu yüzden kadimi sallanmaktayız.  Denizdeki geminin, denizin dalgalarından sallanması ile onun arkasına bağlı olan biz, tam “allem galem” olmaktayız.
Bunu göz ardı edemeyiz.

Bakınız, rapor bir gerçeği ifade etmektedir. Hem de Türkiye bağlamında. İşte o zaman akla şu söz gelir. “Ona var da, bize yok mu?”
Sayın Akça’nın başkanlığında hazırlanan söz konusu rapor; 2011 yılında Türkiye’deki  enflasyon artışına dönük şu tahlili ve değerlendirmeyi yapmaktadır:

“Türkiye’de 2011 yılında yaşanan enflasyonun detaylarına baktığımız zaman, yıl içinde Türk Lirası’nda gözlenen belirgin değer kaybı, özellikle temel mal fiyatlarına yansıyarak, tüketici enflasyonundaki yükselişin ana belirleyicisi olmuştur. Toplam talep koşullarının enflasyona düşüş yönünde verdiği katkının azalması ve yıllık gıda enflasyonunun son yıllara kıyasla daha yüksek seviyede gerçekleşmesi enflasyondaki artışta belirleyici olmuştur”. ( Sayfa 17)

Paranın sahibinde TL’nin değer kaybının, enflasyon yönündeki artıştaki belirleyiciliği veri iken, nasıl olur da TL kullanan ve temel mallarda ithalatının  % 70’e yakınını Türkiye’den yapan,  %30’unu da AB ve diğer ülkelerden yapan KKTC’ de bu etkin olmamaktadır? Mümkün mü?  TL’deki bu değer kaybı bize de yansımayacak mı? 


ENFLASYON GÖZ ARDI EDİLEBİLİR Mİ?

Enflasyon nedeni ile Türkiye’de  temel tüketimde, taşımacılıktaki artışlar olacak… KKTC’de, “Ekonomik Program” nedeniyle ithalat vergileri ve fonlar ekstra artacak… Ama kimse bunu ekonomiye negatif yansıdığını görmeyecek.
Bu nasıl olur da göz ardı edilir?  Ayrıca raporda,  2011’ de Türkiye’de enflasyon artışını  tetikleyen  faktörlerden biri olarak, talep azalması gösteriliyor.
Peki, ülkemizde pazara katkı sağlayan en önemli unsurun maaş olgusu olduğu bilinmiyor mu?
Eğer siz maaşları hem enflasyon karşısında eritir, hem de programın başarısı için dolaylı vergilerin artması ile pahalılığa kurban ederseniz, ihalelerin kapatarak toplam talebe yönelik akışı kırarsanız, bunun sonucunda ne beklersiniz ki?
%14 enflasyonu etkileyen bu ana noktalar göz ardı edilirken, mesela hala TÜFE sepetinin mal ağırlıklı olmasına bağlanırsa, bu doğru bir yaklaşım değildir. 

Yeni TÜFE ile Hayat Pahalılığı % 0.9 olarak ilan edilince, Kıbrıs’ın kuzeyi Türkiye’den daha ucuz mu oluyor?
Rapora, malların fiyatları konunda fazla artış olmadı demek, inandırıcı değildir.

Allah aşkına Türkiye’ye giden herkes oradaki ve buradaki fiyatları her alanda görmektedir.

Bu yapılarak, kamu çalışanlarının maaş artışı aşağıya çekiliyor.

HP ORANLARIYLA OYNAMAK

1994’te tespit etmiştik, UBP hükümeti şimdiki gibi incelikle değil, ama Hayat Pahalılığı (HP) oranları üzerinde kabaca oynuyordu… O dönemde, HP, % 30 azaltılıyordu ne yazık.
“Kağıt üstündeki düşük enflasyon”, yalnız idarecilerin kendi kendilerini kandırmasına yarar ve “göz bağcılığı” fazla uzun süre de etki yaratmaz.
Üstelik söz konusu bu program, 2011 yılında KKTC’de %4,4 enflasyon olacağı öngörüsü ile kurgulanmıştır. Ama gerçekleşme 2011 de %14 olarak şekillenmiştir. Bunun ekonomiye, bütçeye, insan ve toplum üzerine getirdiği ekonomik ve diğer yükler göz ardı edilebilir mi?

Çünkü, 2011 bütçesi bu öngörü ile şekillenmiştir.

Ancak “eşel mobil” dondurulduğu için bütçeye negatif etkisinin önüne geçilmiştir.

Yani devlet baskısı, devlet bütçesini enflasyona karşı korumuş, insanını ezmiştir.. 

Tabii 2012’de eşel mobil verileceğinin açıklandığı için de hemen “Hayat Pahalılığı” % 0.9 olarak düzenlenmiştir.
Ancak, burada bir başka husus vardır. 2011 yılında %14 enflasyon oluşmasına karşın, bu rakam çalışanların maaşlarına %14 HP ödeneği olarak yansıtılmazken, devletin verdiği tüm hizmetlerin ücretlerine, resim, harç ve diğer vergilere yansıtılmıştır. Yani, hem halka artış verilmemiş, hem de araç ruhsatlarından tutun, resim, pul ve diğer vergilere %14 enflasyon yansıtılmıştır. Yani devlet, enflasyonun artışını,  küçük-büyük demeden yurttaşın ve tüm iş çevrelerinden almıştır.

Devlet kendini enflasyona karşı kormuş ama yurttaşını da korumasız bırakmıştır. Bu gerçek Sayın Akça’nın raporunda yoktur. Bunun ekonomiye getirdiği yük de bu anlamda hesapta yoktur.

Peki o zaman bu iş nasıl olacak? Bunu göz ardı eden bir ekonomi yönetimi olabilir mi? 2004- 2008 dönemine dönük en büyük eleştiri, bizim HP artışını vermemiz ve 2002 protokolüne uymamızdır. Yani ekonomik büyüme oranına göre kamu çalışanlarına artış verilmesi... Bize yapılan bu eleştiriye desteğin ne acıdır ki 1994’te çalışanlardan %30 HP çalınmasını da insanlara iade etmemize karşın, koyu bir CTP düşmanlığı çerçevesinde bazı sendikal çevrelerden o günde ve 2004-2008 döneminde önüne ardına bakmadan gelmesidir.

Şimdi ise uygun koşullar oluşturulduğu için bu program uygulamaya sokulmuş ve hep beraber; “kendim ettim, kendim buldum, gül gibi sararıp soldum” türküsü çağrılmaktadır. Biz yalnız kamu çalışanlarına değil, 1994’te ve 2006’daki büyük enflasyonda; iş dünyasına dönük de kayıpları karşılama siyaseti gütmüştük. Yani enflasyonun yükünün halk ve ekonomi üzerinde yol açtığı baskıyı göğüslemiştik. Nitekim bunu bir şekliyle Türkiye de yapmaktadır.

2011’de ve 2012’de enflasyonda öngörülen rakamın üzerine çıkış eğilimi ortaya çıktığında, yılın ilk yarısında TC Merkez Bankası, öngördüğü enflasyon düzenlemesinin aşılması üzerine, hedeflerini yeniden revize etmiş ve Türkiye ekonomisinin enflasyon karşısında alacağı yükü azaltan tedbirler almıştır. Bu bizde yapılmamaktadır.

Aksine şimdi enflasyona karşı halkı ve ülke ekonomisini bir nevi koruyan HP ödeneği bir yıl verilmemiş ve 2012’de de düşürülmesi için yol aranmıştır. Dolayısıyla bu rapor enflasyon gibi bir temel ekonomik hadiseye dönük, Türkiye’de yapılanın tersine resmen, tedbirsiz bir durum serdetmektedir.

 

 


YARIN: ‘Süper Emekliler’ ve maaşlardaki durum

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 580 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler