1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Dohni’nin trajedisi bitmedi… 1
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Dohni’nin trajedisi bitmedi… 1

A+A-

 

Dohni’de savaş esiri olarak Leymosun’a götürülmek üzere tutuklanan, Dohni’den hareket eden ikinci otobüste oldukları anlatılan iki kardeşin dramı, Yıldan Gülakdeniz’in yüreğini paramparça etmiş vaziyette…

Yıldan Hanım’ın kardeşlerinden Ahmet Hamza’dan geride kalanlar Pareklişa’da ikinci otobüste bulunan diğer “kayıp” Kıbrıslıtürkler’le birlikte bulundu, DNA testleriyle kimlik tespitleri yapıldı ve 15 Ağustos’ta Taşkent Şehitliği’ne defnedildi… Ancak Yıldan Hanım’ın aynı otobüste olduğu söylenen ikinci kardeşi Yüksel Hamza’nın izine rastlanamadı…
Yıldan Gülakdeniz henüz cenaze töreni yapılmadan aramıştı beni ve yaşamakta olduğu bu korkunç dramı anlatmıştı…

Cenazeden sonra buluşmak üzere anlaşmıştık…

Belki “kayıp” kardeşi Yüksel Hamza’nın öyküsünü yayımlarsak, okurlarımız yardımcı olabilir, özellikle Kıbrıslırum okurlarımızdan onun hakkında bilgi sahibi olan varsa ortaya çıkıp belki bir şeyler anlatabilirlerdi…

Dün Yıldan Hanım’la buluşup konuştuk…

Yıldan Gülakdeniz bize Dohni’den hatırladıklarını, çocukluğunu, kardeşlerini, yaşadıkları travmaları ve dramları anlattı…
Yıldan Gülakdeniz, “kayıp” kardeşi Yüksel Hamza için yardım istiyor… Bu konuda bir şey duymuş, görmüş veya en ufak bir bilgi sahibi olan varsa, lütfen bizi arayınız… İsimli veya isimsiz olarak beni arayabilirsiniz. Telefon numaram 0542 853 8436… Kıbrıslırum okurlarım için telefon numaram 99 966518
Bir şey biliyorsak paylaşalım ve bu ailenin yaşamakta olduğu korkunç travmaya bir son verelim…


Yıldan Gülakdeniz’le röportajımız şöyle:

SORU: Siz Dohnilisiniz…
YILDAN GÜLAKDENİZ:
Evet, doğma büyüme Dohniliyim…

SORU: Kaç yaşındasınız?
YILDAN GÜLAKDENİZ:
1961 doğumluyum, 55 yaşındayım…

SORU: Neler hatırlarsınız Dohni’den?
YILDAN GÜLAKDENİZ:
Dohni böyle hep taştan, avlulu, evler hep avlulu, hanaylıydı…
Anneler genellikle hep Lefkara işi işlerdi… Biz da küçükken hep alışırdık, hep Lefkara işi işlerdik.
Öyle dışarıda, avlularda ya da sokak önlerinde bütün komşular toplanırdı çünkü evler böyle yan yana dizilmişti… Aralık yoğudu…
Hep birlikte kadınlar nakış işlerdi, erkekler da Limasol’a gider çalışırdı, benim babam Terazi’de (Zigi) BM Barış Gücü’nde çalışırdı.

SORU: Terazi’de (Zigi) kamp varıdı…
YILDAN GÜLAKDENİZ:
Evet, kamp varıdı Barış Gücü’nün, babam orada çalışırdı.
Yani çok zengin bir aile değildik ama çok mutlu bir aileydik…
Kalabalık bir aileydik…
Altı kardeştik, dört erkek, iki kız. Ben en küçükleriydim, onun için en sevilen ben idim…
Hatta bu Ahmet abim beni çok severdi… Bulunan Ahmet abim…

SORU: Ahmet abiniz kaç yaşındaydı?
YILDAN GÜLAKDENİZ:
Ahmet abim 1974’te 21 yaşındaydı… Ben 13 yaşındaydım…
Bulunamayan Yüksel abim da 19 yaşındaydı…
Yüksel Hamza… Babamın adı Hamza, annemin adı Ayşe…
Annem da, babam da Dohnili’ydi.
Benim hatırladığım yazda hep böyle haruba giderdik, dedemin çok harup ağaçları vardı. Harup toplamaya giderdik hep ailece… Hep böyle dışarıda, sokakta oynardık. Hep böyle güzel şeyler… Hep böyle fırına ekmek yoğururdu annem, haftada bir yoğururdu… Elde çamaşır yıkanırdı. Onlar hep böyle çamaşır suyu kokusunu duyduğum zaman, kaynatırlardı ya çamaşırları, onlar aklıma gelir.
Geçen gün Rum tarafına gittik arkadaşlarla birlikte.  Ansızın oturduğumuz yerde bir zangalak ağacı… Ani fark ettim ben böyle bu zangalak ağacını…
Tabii şimdi kendimi pek iyi hissetmem, biraz travma yaşadım, törenden sonra, kardeşimi gömdüğümüzde…
Gördüğümde o zangalak ağacını dedim ki “Be arkadaşlar, bu zangalak ağacı beni çok etkiledi… Tamamıyle aklımdan çıktıydı” dedim.
Kapılar açılmadan önce hep evimin hayalini kurardım… Sapasağlam, kesilmiş taştan bir evdi…

SORU: Dohni’nin taşı da çok meşhurdur…
YILDAN GÜLAKDENİZ:
Evet, elde kesilirdi. Arkadaşlarıma “Hep hayal ederdim yolu, evimi falan” dedim. “Açıldığı zaman kapılar ve gittim” dedim, “bir tek zangalak ağacı kaldı…” Bir tek zangalak ağacı Sevgül Hanım, evim tamamıyle yıkılmış… Hiçbir şey görmedim ve o zangalak ağacı benim için çok değerlidir, orada durup resim da çektim. Hatta bununla ilgili düşündüm bir kitap bir şey, hala daha kafamda var bir kitap bir şey yazayım köyümle ilgili, ailemle ilgili… Bakın teyzemin üç oğlu var şehit olan, dayım vardır, ailede çok vardır, zaten köyde aileler birbirleriyle akrabadır…

SORU: Eskiden on aile yüz kişi, bir köy olurdu zaten…
YILDAN GÜLAKDENİZ:
Bir da dedim ki seramikle uğraşırım, seramikle o zangalak ağacının ifadesini vereyim… Benim için çok önemli. İki-üç gün uyumadım… O zangalak ağacı aklıma geldi, hep eski olaylar.

SORU: Siz herhalde ilkokulu bitirdiydiniz o dönemde…
YILDAN GÜLAKDENİZ:
İlkokulu bitirdiydim, ortaokula başladıydım, orta bir idim…

SORU: Nerdeydi ortaokul?
YILDAN GÜLAKDENİZ:
Geçitkale’deydi…

SORU: Köfünye yani… Köfünye’ye giderdiniz…
YILDAN GÜLAKDENİZ:
Köfünye’ye giderdik.  Küçük bir minibüsçük vardı, onunla giderdik. Arada bir Larnaka’ya gidecektik veya Limasol’a gidecektik, halam vardı orda. Yani bizim gezmelerimiz böyleydi.

SORU: Belki da Köfünye’ye sinemaya falan da giderdiniz, yoksa?
YILDAN GÜLAKDENİZ:
Ben küçüğdüm diye, kardeşlerim giderdi. Öyle arada bir beni alırlardı. Araba da yoğudu, otobüs gelirdi. Köyün otobüsü vardı, onunla gidilirdi, ben o kadar gitmezdim.
Küçükken en sevdiğim şey – hatta ben bunları seramik yaparak da belirledim – annem çok güzel bez bebekler yapardı…

SORU: Buppa…
YILDAN GÜLAKDENİZ:
Evet, bütün çocukluğum, her zaman söylerim, annemin yaptığı bez bebeklernan geçti. Bir tek oyuncağım olduydu benim, dayım Avustralya’dan – şehit oldu o dayım da – geldi ve bana güzel bir et bebek diyeyim, o güzel süs bebeklerden getirdiydi. O kadar bir mutlu olduydum ki… İlk defa güzel bir oyuncağım olduydu… Ama şimdi bana dersan ki neye? Hiçbir şeye değişmem annemin bez bebeklerini…

SORU: Hiç kalmadı, değil?
YILDAN GÜLAKDENİZ:
Kalmadı… Çok şeyleri aslında sakladım ben…

SORU: Mesela ne sakladınız?
YILDAN GÜLAKDENİZ:
Mesela sakladığım, Ahmet abimin pasaportunu sakladım. Kızkardeşim İngiltere’ye yerleştiydi ve isterdi ki gitsin yanına.
Pasaport çıkarttı, hiç o pasaportu kullanmak nasip olmadı. O pasaport bu tarafa geldi, hiç atmadık, hep sakladık – kullanılmayacak ama bir hatıra olsun diye… Ve o pasaport… Bana dedikleri zaman ki kardeşlerim, birisi bulundu, öteki bulunamadı… Kayıplar Komitesi’nden bana gelip dendiği zaman “Kardeşlerinden biri bulundu, öteki bulunamadı, DNA’da da tespit edemeyik isim olarak hangisi hangisidir, kesinlikle olmaz” – çünkü ikisi de bekarıdı – dedim ki ben, “Bu daha da kötü bir şey” dedim. “Yani kardeşimin biri” dedim, “orada olacak… Ben gideceyim ve hangisi olduğunu bilmeyceyim! Hangisine dua ederim? Bu daha da bir kötü benim için” dedim. “Daha bir acı” dedim.
“Başka yapacak bir şey yok” dedi.
Dedim ki “Birinin, Yüksel’in boyu çok uzunudu… Ahmet abim kısaydı… Annemden aldıydı o, annem kısaydı, babam uzun, yapılıydı…”
“Ama hangisi hangisidir, boya da şey edemeyik” dedi.
Benim daha sonra aklıma geldi pasaport!
Açtım kendilerine telefon, dedim ki “Ahmet abimin pasaportu varıdı, Orada tam belli olur boyu” dedim.
Baktım, buldum o pasaportu…

SORU: Onun için sakladıydınız işte!
YILDAN GÜLAKDENİZ:
Evet… Ve o pasaport vesile oldu, boyunun ölçüsünden ortaya çıktı… Zaten boyu kısaydı diye Ahmet abim böyle o zaman moda olan yüksek topuklu ayakkabı giyerdi.

SORU: O zaman yüksek topuk, İspanyol paça ve Beatles saçı modaydı…
YILDAN GÜLAKDENİZ:
Evet ve onlar benim tarif ettiğim gibi hep çıktı giydiği kıyafetler ve öğrendik işte. O pasaportu saklamam, hangi kardeşimin bulunmuş olduğunun anlaşılmasına sebep oldu.
Başka sakladığım, nenemin cehizinden, annemin annesinin yaklaşık 200 yıllık bir kök aynası… Koskocaman. 1974’te biz eşyalarımıznan geldik bu tarafa. Ben 13 yaşındaydım. Babam Barış Gücü’ndeydi. Annem tesadüf burada kısılmadı. Londra’daydı, kızkardeşim doğum yaptığı için oradaydı, 1974’te annem burada bulunamadı. Ve ben 13 yaşında, tabii ki çocuğdum… Ama o zamanlar biraz daha yapılı olurdu galiba… Daha bir olgun mu olurduk yoksa? Bir da hayat insanı pişirir ya, olgunlaştırır… Şimdi çocuklar daha bir farklıdır. O zaman ben aldığım eşyayı almazdım, ben çocuk ne bilirdim, neyi alacam neyi almaycam… Ama o kök ayna geldi.  Geldi, Barış Gücü’ynan geldi eşyalarınan, benim evimde, köşede durur, en güzel yerde.

 

DEVAM EDECEK

 

Bu yazı toplam 1121 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar