1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. DOCYouth - Belgesel Film Gençlik Kampı
DOCYouth - Belgesel Film Gençlik Kampı

DOCYouth - Belgesel Film Gençlik Kampı

Bu hafta üçüncüsü gerçekleşecek ‘Crossroads Gençlik Tiyatro Kampı’ndan sonra haberini aldığım en heyecan verici kamp herhalde 2-7 Temmuz tarihleri arasında düzenlenen DOCYouth-Belgesel Film Gençlik Kampı oldu. Okulların tatile girmesiyle birli

A+A-

 

 

 


Bu hafta üçüncüsü gerçekleşecek ‘Crossroads Gençlik Tiyatro Kampı’ndan sonra haberini aldığım en heyecan verici kamp herhalde 2-7 Temmuz tarihleri arasında düzenlenen DOCYouth-Belgesel Film Gençlik Kampı oldu. Okulların tatile girmesiyle birlikte katılmak istemişsem de, kampın 16-30 yaşları arasındaki ‘gençler’e yönelik olduğunu öğrendiğimde üzülmek değil, orta yaşlı gibi hissetmiştim kendimi.

Kampla ilgili haber yapmak üzere sevgili İpek Uzunoğlu ile kampın gerçekleştiği ara bölgedeki CCMC binasına yürürken belki de adımlarımın ağır aksak olmasının nedeni işte bu orta yaş sendromuydu, kim bilir..?

Kampa ulaşıp harıl harıl belgesel filmlerinin montajlarıyla uğraşan ‘gençler’i görünce özellikle bir tanesi karşısında mahcup oldum, varlığı okkalı bir tokat etkisi yarattı bende. Soyismini öğrenememekle birlikte kamp katılımcılarının belki de en genç ruhlusu, 40 yaşındaki Canan ‘hanım’dı. Demek ki neymiş? İnsan yeter ki istesin – biyolojik yaşın koyabileceği her türlü engel aşılır… Bir dahaki sefere iyi bir ders oldu bu bana. Sağolsun varolsun.

Neyse, dönelim kampa. Kıbrıs genelinde yetişen genç sinemacılara yönelik hazırlanan bir haftalık atölye çalışmaları kapsamında katılımcılar, Güney Kaliforniya Üniversitesi’nden, Sinema Sanatları Okulu profesörü ve sinema teoristi Michael Renov ile ödüllü yönetmen Alex Rotaru yanında, David Hands, Kostas Kostanidis, Yetin Arslan gibi yabancı ve yerli sinemacılarla birlikte çalışma fırsatı yakaladılar. Bir hafta boyunca geliştirdikleri belgesel film türüne yönelik bilgi, birikim, beceri ve tekniklerden yararlanarak kendi kısa filmlerini yarattılar.

DOCYouth Kampı ABD Dışişleri Bakanlığı ve Güney Kaliforniya Üniversitesi’nin Sinema Sanatları Okulu (SCA) desteği; ve ICFFCY - International Children’s Film Festival of Cyprus (Uluslararası Kıbrıs Çocuk Filmleri Festivali), CCMC - Cyprus Community Media Centre (Kıbrıs Toplum Medya Merkezi), Sugarfoot Films, Nicosia2017 ve Lefkoşa’daki ABD Büyükelçiliği işbirliği ile ortaya çıkmış. 

Ziyarete gitme sebebim Los Angeles’ten gelen Michael Renov ve Alex Rotaru ile şöyleşi yapmak. Montajla uğraşan gençleri rahatsız etmemek için H4C Kafeye yürüyoruz. Neyse ki içerisi serin. Frappelerimizi yudumlarken yönelttiğim soruları içtenlikle yanıtlıyorlar.

Kampa adanın her yerinden toplam 18 kişi başvurmuş. “Kaçı Kıbrıslıtürk? Kaçı Kıbrıslırum?” diye soruyorum, “İnan saymadık. Bunun pek de bir önemi yok.” diye yanıtlıyorlar. “Tek dikkatimizi çeken, ne katılımcılar ne de CCMC binasında birlikte olduğumuz kişiler arasında her üç dili de konuşabilen (Türkçe, Rumca, İngilizce) kimsenin olmadığı oldu. Bu çok ilginç. Onun dışında ne bizler ne de onlar tarafından bu kişilerin adanın neresinden geldiğine yönelik herhangi bir vurgu yapılmadı. Önemli de değil zaten. Bir arada olma nedenimiz birlikte film yapmak.”

Bir başka soru: “Peki, katılımcılar kampa gelirlerken filmlerinde kullanacakları görüntü vs getirdiler mi yanlarında?”

Yanıt Alex’den geliyor, “Katılımcılardan gelirken film olabilecek bir konu getirmelerini, sunmalarını istedik. Herkes bir fikirle geldi, birlikte işlenebilecek ya da birleştirilebilecek fikirleri bir araya getirdik. Zaten 18 ayrı film üzerinde çalışabilecek teknik donanıma sahip değildik. Kullanabileceğimiz 7 kamera olduğu için katılımcıları 2’şerli 3’erli 7 gruba ayırdık. Gruplar arasında kamera kullanımı, montaj vs gibi teknik konularda deneyimli katılımcılar açısından bir denge oluşturmaya özen gösterdik. Her grup filmi için gerekli çekimleri kamp süresince temin etti.”

“Peki gelen film konuları neydi? Kıbrıs ve Kıbrıs sorunu ekseninde mi döndü gelen konular?”

Michael cevaplıyor: “Hayır, çok farklı konular üzerine çalışıyorlar. Örneğin dövmelerle ilgili, ya da müzik ve müzisyenlerle ilgili… Sokak hayvanlarıyla ilgili mesela… Yani çok çeşitli ve evrensel konularla geldiler. Tabii her evrensel konu nasıl yorumlandığına bağlı olarak daha yerel bir konuyu, sorunu, travmayı barındırabilir içinde, daha gizli katmanlarında. Ancak bize gelen fikirler içerisinde ilk andan göze çarpan bir Kıbrıs sorunu ile ilgili film yapma eğilimi olmadı.”

“Bugün kampın son günü. Bundan sonrasıyla ilgili biraz bilgi verebilir misiniz?”

Alex: “Bugün gece yarısına kadar filmlerinin montajlarını bitirmeleri gerektiğini söyledik. Çok yoğun çalışıyorlar. Kampın ilk günleri film izlemek ve filmler üzerinde tartışarak geçti. Belli teknikler üzerinde konuşarak. Sonra kendi çekimlerini yapmak için genellikle Lefkoşa (güney ve kuzey) sokaklarına çıktılar. Katılırsınız ki bu sıcakta kolay olmadı bu. Kimileri söyleşiler yaptı. Yoğun bir hafta oldu. Şimdi ellerindeki çekimleri birleştirmeleri gerek. Bazılarının elinde saatler süren çekimler var. Tüm o çekimlerden kullanmak isteyecekleri ortalama 5 dakikalık görüntüye indirgemeye zorlanıyorlar. Söylemek, göstermek istedikleri şeyi 5 dakikada anlatmak, işte işin en zorlu kısmı bu.”

Michael: “Yarın akşam ise filmlerin gösterimi gerçekleşecek. Ayrıca Alex’in ‘Shakespeare High’ adlı belgesel filminin prömiyeri yapılacak. Belgesel Los Angeles’de drama eğitimi veren liselerin her yıl birbirleriyle rekabet ettikleri bir tiyatro festivali ile ilgili. Kaçırmak istemezsin!”

Gerçekten de kaçırmak istemedim! 7 Temmuz Cumartesi akşamı ara bölgedeki Nicosia2017 Bahçesi’nde gerçekleşecek belgesel gösterimlerini izlemek için toplandık. Katılımcıların ‘Those were the days…’, ‘Stray Life’, ‘Roofless’, ‘War 2.0’, ‘Tattoos’, ‘Music’ ve ‘Gurbets’ isimlerini verdikleri 7 kısa belgesel de oldukça başarılıydı. Her biri titizlikle hazırlanmış, çoğu teknik ufak tefek hatalar olsa da, hata bulmak için gitmedik oraya.

Sonrasında 1 saat 20 dakika süren, ‘Shakespeare High’ ise fevkaladeydi. Temel olarak sanat dersinin, burada dramanın nasıl da gençlerin hayatını ve bakışaçısını değiştirdiğini, onların travmalarını iyileştirdiğini, hatta hayatlarını kurtardığını vermeye çalıştı. Ve çok da başarılı oldu. Bence her lisede mutlaka gösterilmesi gereken bir belgesel.    

Bu konuyla ilgili söyleyecek çok şey var daha, ama bana ayrılan iki  sayfayı doldurdum bile…

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 898 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler