1. YAZARLAR

  2. Fikir Atölyesi

  3. Doç. Dr. Engin Kara: Maliye Bakanı ile röportaj, ‘bütçe dengesi’ ve Maastricht kriterleri
Fikir Atölyesi

Fikir Atölyesi

Yazarın Tüm Yazıları >

Doç. Dr. Engin Kara: Maliye Bakanı ile röportaj, ‘bütçe dengesi’ ve Maastricht kriterleri

A+A-

 


Doç. Dr. Engin Kara
Ekonomist

Maliye Bakanı Birikim Özgür’le yapılan ve 11 Kasım 2015 tarihinde Yenidüzen Gazetesi’nde yayınlanan röportaj, bilgiliendirici olmakla birlikte, gelecekle ilgili terdirgin edici unsurlar da barındırıyor.

Bunun nedenlerini aşağıda açıklamaya çalışayım:
Röportajda neredeyse sadece bütçeden bahsedilerek, kamu stoku/milli gelir oranının belirli bir seviyede tutulması gerektiğinin altı önemle çizildi. Bundan anlaşılan o ki, sürdürülmekte olan ekonomi politikalarının esas amacı, bütçe dengesini tutturmak. Oysa kamu stoku/milli gelir oranlarını dengelemek hiçbir zaman ekonomi politikalarının amacı değildir, bu sadece bir araç olabilir. Esas amaç, o ülkede yaşayan insanların refahını sağlamaktır. Ya da Kuzey Kıbrıs’ın özelinde bir örnek verecek olursak, KTHY’nin iflasının ardından havayolu çalışanlarının yaşadıklarının bir kez daha tekrarlanmamasını garanti altına almaktır.

KTHY’nin iflasının ardından bütçe rakamlarında iyileşme kaydedilmiş olabilir ancak Kuzey Kıbrıs’ta o dönemde başarılı bir ekonomi politikasının uygulandığını söyleyebilmek pek mümkün değil.
Eğer amaç baştan yanlış belirlenirse, uygulanacak politikalardan alınacak sonuç da kaçınılmaz olarak  ‘hedeflenmesi gereken esas amacın’ çok uzağına düşer.

‘Borçların döndürülmesi’

Tüm bunlar, bütçe dengesini sağlamanın önemsiz olduğu anlamına mı gelir?
Tabii ki hayır!
Şüphesiz, tıpkı kendi özel hayatımızda olduğu gibi, belirli bir refah seviyesini tutturmaya çalışırken, bütçe olanakları bunda önemli bir rol oynar. Bütçe sınırsız olmadığından, bu bütçeden yapılacak harcamaların da bir sınırı olmalıdır. Ve bu arada oluşan açık, zaman zaman borç alınmak suretiyle hafifletilir.
Devletler için de benzer bir durum geçerlidir. Devletlerin her zaman yükümlülüklerini karşılayabilmeleri için yeterli gelirleri olmayabilir. Bu nedenle finansal piyasalardan borç almak durumunda kalırlar. Genellikle de borç, bir başka borçla ödenir. Borçlar döndürülebildiği sürece ise bir sorun yoktur.

ABD ve İngiltere örneği

Örneğin ABD’de kamu borç stokunun milli gelire oranı %100’ün üzerinde olmasına rağmen, bu ülke borçlanma konusunda herhangi bir sorun yaşamaz. Bunun diğer önemli örneklerinden biri de İngiltere’dir. Oysa ABD ya da İngiltere örneklerinin aksine, ekonomilerin iyi yönetilmediği, yapısal ekonomik sorunların yaşandığı ülkelerde, kamu borç stokunun milli gelir oranında ortaya çıkan artışlar, ciddi sorunlar yaratabilir. Tıpkı Yunanistan örneğinde olduğu gibi!

‘Borç alamaz duruma gelmek’

Yunanistan’da yaşandığı şekliyle, yatırımcılar devletin sürekli artan borcunu ödeyemeyeceği endişesine kapılmaları durumunda, o ülkeye borç vermeme yolunu seçebilirler. Böylesi durumlarda bu devletler, mevcut borçlarını ödeyebilmek için yeniden borç alma noktasında sıkıntıya düşerler. Ya hiç borçlanamazlar ya da ancak çok yüksek faizler karşılığında borçlanabilirler. Ve yine Yunanistan örneğinde olduğu gibi, bir devlet çok yüksek faizle borçlanma yoluna gittiği vakit, finansal piyasalar, o borcun da ödenemeyeceği endişesini yükseltirler ve günün sonunda söz konusu devlet, hiç kimseden borç bulamaz hale gelir.

Böylesi durumlarda önerilen politikalardan bir tanesi de kemer sıkmaktır. Bu sayede sağlanan tasarruf neticesinde, borcun bir bölümü ödenir, piyasalarda ‘borcu ödeyemeyeceği’ yönünde var olan kuşku azalır ve devlet tekrar borçlanabilecek bir noktaya gelir. Yani ekonomideki koşullar tekrar normale dönmeye başlar.

Kuzey Kıbrıs tamamen farklı

Kuzey Kıbrıs örneğine baktığımızda ise, durum tamamen farklıdır.

Burada ‘normal’ çalışan ya da ders kitaplarında baz alınan ekonomik sisteme benzer bir sistem olmadığından, ekonomi politikaları belirlenirken ülkenin şartlarının da dikkate alınması zorunludur.

Örneğin Kuzey Kıbrıs’ın, açıkları kapatabilmek için tıpkı ekonomileri ‘normal’ düzenekte çalışan ülkelerin yaptığı gibi, uluslararası piyasalardan borç alabilmesi  söz konusu değildir.

Uluslararası piyasalardan borç alınamayacağına göre de, ‘dengeler’ ancak ‘içeride’ uygulanacak bir takım doğru politikalarla sürdürülebilir bir düzleme oturtulabilir.

Ve tam da bu noktada, Sayın Bakan’ın %60 olarak ifade ettiği ‘kamu borç stoku/milli gelir oranı’ hedefine bakmakta fayda vardır.

Maastricht kriterleri ‘Tanrı kelamı’ değil

Sayın Özgür’ün belirttiği şekliyle, evet bu oran Maastricht kriterlerine göre %60 olmalıdır ancak Maastricht kriterlerinin, kamu stoku/milli gelir oranını %60 olarak tavsiye ediyor olması, bu oranın Kuzey Kıbrıs ve hatta Euro Bölgesi için her dönem doğru oran olduğu anlamına gelmez.
Tabiri caizse, bu bir ‘Tanri kelamı’ değildir.

Ekonominin düzgün çalıştığı, krizin yaşanmadığı ‘normal’ dönemlerde bu oran düşük seviyede tutulmaya çalışılırken, kriz dönemlerinde kamu borç stoku/milli gelir oranında ciddi bir artşın yaşanmasına izin verilebilir.
Euro bölgesinde 2008 yılında bu oran %78, 2014 yılında ise %110 civarında ölçülmüştür. Bunlar, kriz dönemlerinde artışa müsamaha gösterildiğinin önemli örneklerindendir.

‘Kemer sıkma’ amaca dönüşebilir

KKTC’de kamu stoku/milli gelir oranını %160’tan %60’a çekmeye çalışmak bizi, eninde sonunda, bir araçtan çok bir amaca dönüşme riski taşıyan bir ‘kemer sıkma’ politikasının uygulanması noktasına taşıyabilir.
Kemer sıkarak düşürülecek bir kamu stoku/milli gelir oranı, %60 hedefine odaklanmak yerine, üretimi yani milli geliri artırıcı ekonomi politikalarının benimsenmesi gerekmektedir. Bunun da ancak orta ve uzun vadede gerçekleşmesinin mümkün olabileceği bilinmelidir.

Ekonomi, her ne kadar sofistike modellerin geliştirildiği ve kullanıldığı bir bilim dalı olsa da, sadece sayılarla ve oranlarla icra edilmez. Ekonomilerde politika yapıcının katkısı da ve dolayısıyla da ekonomi politikalarının kim tarafından idare edildiği de son derece önemlidir. Bu nedenledir ki ekonomiyi idare edecek olan isimlerin telafuzu dahi ekonomik dengelerin iyileşmesine ya da kötüleşmesine neden olabilir.

Her ne kadar Sayın Bakan öyle olmayacağını söylese de, açıklamalarını okuduktan sonra, kamu stoku/milli gelir oranının, insanları fakirleştirmeden ya da ikinci bir KTHY faciası yaratılmadan düşürüleceği konusunda beni ikna edememiş, hatta aksine, tedirgin etmiştir.

Bu yazı toplam 6156 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar