1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'DİT DİT’LER' VE NELER OLUYOR?
DİT DİT’LER VE NELER OLUYOR?

'DİT DİT’LER' VE NELER OLUYOR?

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu önemli bir açıklama yaptı. Ancak bu açıklamaya dönük olarak hassas bir ortam oluşmadı. Sayın Eroğlu,” bana Olağanüstü Hal ilan etmem için baskısı yapılmaktadır, ancak ben bunu yapmadım” dedi. Biz soru sorma, sorgul

A+A-

 

 

 

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu önemli bir açıklama yaptı. Ancak bu açıklamaya dönük olarak hassas bir ortam oluşmadı. Sayın Eroğlu,” bana Olağanüstü Hal ilan etmem için baskısı yapılmaktadır, ancak ben bunu yapmadım” dedi.

Biz soru sorma, sorgulama konusundaki dinamizmi mi yitirdik? Kim veya kimler bu baskıyı Sayın Eroğlu’na yaptı! Bunu açıklaması gerekiyor. Bu açıklanmalıdır diye Sayın Eroğlu’na taleplerin artması gerekiyor. Çünkü bu bir nevi darbe niyetidir. .Ancak ilginç olan bir şey vardır.

Sayın Eroğlu geçen hafta Bakanlar Kuruluna başkanlık etti. Bu Bakanlar Kurulundan da, 2 aydır maaşlarını almayan LTB çalışanlarına dönük ,“sizi zorla angarya çalıştıracağız” anlamına gelen, grev erteleme  kararı çıktı. Ancak Bakanlar Kurulu sözcüsü bu grev erteleme yasağını açıklarken, “halk sağlığı” falan derken, bir de ne olduğu belirsiz bir şey daha söyledi. “Güvenlik” olgusunu da gerekçesi arasında saydı. Ne güvenliği? Güvenliğin sarsıldığı hangi olay vardı o ana kadar..

Bakın olaylara bakın. Olağanüstü hal ilan etmesi ile ilgili olarak baskı altında olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanının Başkanlık ettiği Bakanlar Kurulundan grev erteletme kararı çıktıktan sonra  ortalık karıştı.. Yani ortalık, “güvenlik” gerekçesi ile grev erteleme kararı verildikten sonra karıştı.

 İnsanlar ve polis birbirine girdi. Elbette maaşlarını almayan LTB çalışanları grevlerine devam edecekti. Bu kaçınılmazdı. Grev erteleme ile de Öfkeleri de daha da artacaktı. Bu belli idi. O zaman çevik birlikler, polis gücü devreye sokuldu. Yani kararın gerekçesi, o kararla yaratılmış oldu. Böylece Lefkoşa sokakları savaş alanına döndü..Şimdi, ne oluyor diye sormak ve düşünmek gerekmiyor mu?

 Hele Bakanlar Kurulunun grev erteleme kararının bir gerekçesi de yasasını da hatırlatarak “Güvenlik” gerekçesi olursa ve hatırlattığı yasa da Güvenlik ve Olağan Üstü hal ilanına yol açacak şartları ifade eden yasa ise, o zaman ne düşünülmesi gerekir?  Evet, bu durum son derece önemlidir.

OYUN İÇİNDE OYUN.  İsrail ve Türk Savaş Uçakları.

İkinci olarak, basınımızda ve siyaset dünyamızda pek değer verilmeyen, çok önemli başka hususları da  ayni dönemde yaşamaya başladık..Bu da Kıbrıs sorunun çözümsüzlüğü ile ilgilidir. İsrail savaş uçakları Kıbrıs semalarında uçuş yaptı.

“Bizden”, ama Kuzeyden değil, Türkiye’den hemen açıklama çıktı.. “KKTC’nin hava sahası ihlal edildi” diye. Akabinde, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait savaş uçakları, İncirlikteki üslerinden havalandılar ve bölgeye uçuş yaptılar. Yine yapılan açıklamalara göre, İsrail savaş uçakları bunun üzerine o alandan ayrıldılar. Korktular mı? Yoksa fiilen bir şeyi mi hatırlattılar? Şimdi ne oluyor diye sormak  ve bunu da ele almak gerekmiyor mu?

Kardeşim, kroke olmuş boksör gibi ringde sallanıp duruyoruz. Toz dumandan önümüzü görmüyoruz. Çünkü toplumun düşünce ve siyaset dünyasına göz yaşartıcı bomba attılar, bunun için burnumuzun ucunu dahi göremiyoruz.  Ama egemenler, maskeli dolaştıkları için, onlar her şeyi net görüyor. Onun için planlamalarını rahatlıkla yapıyorlar.

Bunlar olurken basınımızda yine es geçilen açıklamalar oldu. “ Kıbrıs Cumhuriyeti” ve İsrail açıklama yaptı. “Bu bölge Kıbrıs Cumhuriyeti hava sahasıdır, kimsenin hava sahasını ihlal etmedik” dediler. Şimdi, bu durumda olayı bir başka açıklama ile bütünleştirdiğinizde etrafımızda bizi ilgilendiren ama bizim ilgilenmediğimiz çok tehlikeli olayları görmeye başlarsınız. Çünkü…

Türkiye Dış İşleri Bakanlığı da güneyde ikinci etap gaz çıkarılması ile ilgili açılan ihaleyi protesto etti.  Bu açıklamada açıkça şu noktalar üzerinde duruldu.  ‘Güneyin açtığı bu ihaleler; KKTC Hükümetinin TPAO verdiği gaz ve petrol arama ruhsatlarının olduğu bölgeler arasındadır, onlarla çakışmaktadır. Dolayısı ile bunu kabul edilmez buluyoruz ve Türkiye Cumhuriyeti, Garantör ülke olarak buna fırsat vermeyecektir ve açılan ihaleye katılan şirketlerde bunu düşünmelidir’. Diye ifade ettiği ve ciddi ölçüde uyarı taşıyan ve ayağınızı denk alın, sonra karışmam, dercesine sert bir açıklama yaptı..

İşte bu açıklamaları yan yana getirdiğinizde resim az buçuk netleşir. İsrail savaş uçaklarının üzerinde uçtuğu alan, “Kıbrıs Cumhuriyetinin” ihaleye açtığı alanların üzerindeki hava sahasıdır. Türk savaş Uçaklarının da “KKTC’ nin hava sahasını ihlal” olarak değerlendirip, karşı uçuş yaptıkları alan da budur.

Bu durumda akla hemen “Kıbrıs Cumhuriyetinin” İsrail’le yaptığı güvenlik anlaşması gelmelidir.  Evet olay açıktır.  Güneyin bu ihaleyi açma kararı ile birlikte, egemenlik alanı olduğunu söylediği bu bölge üzerindeki iddiasını  yürütmek için Güney Kıbrıs;  İsrail’le yaptığı güvenlik antlaşmasını devreye soktu  ve  İsrail savaş uçakları bu bölge üzerinde uçtu. Bu İsrail’inde bu bölge üzerindeki iddiasını ve iştahını göstermesi bakımından önemlidir. Çünkü, İsrail savaş uçakları Kıbrıslı Rumları çok sevdikleri için uçmadılar. Şimdi önümüzdeki günler oldukça gergin geçecek. Güney açısından ekonomik kriz içindeki Yunanistan’ın bu günkü halinden doğan  zafiyeti, İsrail’le yaptığı bu güvenlik antlaşması dolduruyor. Peki bu durumda olayı nasıl ele almak gerekiyor?

 

SİS BOMBALARI GÖZLERİMİZİ YAŞARTIRKEN..

 

Bakın açık konuşmak lazımdır. Uluslararası Hukuka, BM ilkelerine ve siyasi anlayışa göre, Kıbrıs Cumhuriyetinin egemenlik alanı bellidir. Tüm Kıbrıs’tır. Ayni uluslararası hukuka göre KKTC’nin egemenlik hakkı ise fiilidir. Uluslararası meşruluğu yoktur. Bu bizim gerçeğimizdir. İşte bu gün görüşmeler çıkmaza girdi diye sevinenler, gerçekte bunu pekiştirmektedirler. Ayni zamanda da Uluslararası hukuka dayanarak Kıbrıs Cumhuriyeti üzerindeki gasplarını da 40 senedir sürdüren güneyin egemen güçlerine de,Kuzeyin ve Türkiye’nin statükocuları da bu olanağı vermektedirler.

Şimdi güneyin, ikinci etap gaz ihalelerine dönük, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye ne yapabilir? Çözümsüzlük şartlarında, siyasi ve hukuki meşruluk bakımından çok bir şey yapamaz. Bu ancak güce başvurularak durdurulabilinir veya “ele geçirilebilinir”.  Bu ise, güneyin İsrail ile yaptığı antlaşmayla ve İsrail şirketlerinin de işin içine girdiği, bu aşamada, adamız merkezli, sıcak veya soğuk savaş gelişmesi demektir. Kıbrıs sorunun çıkmazından sevinenler, neyi dokuyor görüyor musunuz?

Hal böyle iken, Kıbrıs sorunundaki görüşmecimiz Sayın Eroğlu; LTB grevinin çözümüne değil de çıkmazına oynuyor, ama ayni zamanda da “Olağan Üstü Hal “ilanı ile ilgili üzerindeki baskılardan da söz ediyor.. Görüşmelerin fiili sürdürücüsü Sayın Kudret Özersay da, tamamen iç konulara indeksli yeni bir hareket başlatmakla meşgul. Üstelik de bu hareketin mantığı ne? “Temiz Siyaset”

Ama bana göre düşüncede en büyük gizlilik kirliliğine oynanıyor..Neden mi? Çünkü Sayın Özersay’ın başını çektiği hareket, Sayın Eroğlu’nun ve çözümsüzlüğü amaçlayanların söylemini öne aldı. .

“ Kıbrıs sorununda gelişme yoktur, onun için iç düzene bakalım, kendimizi düzenleyelim”. Yani, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda, adamızın egemenlik haklarını gasp eden ve yıllardır bu hakların üzerine dayanarak, Kıbrıs Türk halkına ve Rum halkına  yapmadığını bırakmayan güneyin egemen güçlerinin, bu fiili durumunun devamını sağlayalım. Çünkü, ideolojik körlük içinde, ayrılıkçılık masalını, yeni versiyonla ve beste ile  “pop” makamından da söyleyelim. Ama İsrail Uçakları da devreye girmiş!  Görme, duyma. Önemli olan İdeolojik çıkar. Ayrılıkçılık.

 

“DİT, DİT’ LEMEK”

 

İşte o zaman Eroğlu’na ve Özersay’a sormak lazımdır. Güneyin yeni ihaleleri açtığı, İsrail savaş uçaklarının Kıbrıs Cumhuriyetinin egemenlik alanındaki hava sahası diye uçuş yaptığı, bu durumu nasıl düzenleyeceksiniz ve ela alacaksınız?  Türkiye’nin savaş uçaklarını ve askeri gücünü kullanarak, bölgede yeni ve çok yönlü sıcak veya soğuk savaş ortamları geliştirerek mi?  Bu karmaşık ve ekonomik krizlerin pamuk ipliğine bağlı olduğu dünyada, Türkiye’nin ekonomik gelişmesinin, böyle yeni ve çok yönlü gerginliklere ihtiyacı olmadığı bu dönemde, bunu mu reva görürsünüz hepsimize?

 

EVET, HRİSTOFYAS BAŞARILIDIR, EROĞLU VE ÖZERSAY SINIFTA KALDI.

 

Peki güney? Bakın, kim ne derse desin, Sayın Hristofyas başarılıdır. Neden mi?  Sayın Hristofyas çok uzun bir zamandır, görüşmelerin 2013’den sonraya  kalmasını istiyordu. Çünkü gaz ve petrol konusunda gerçekleşen sürecin, görüşmeler sonuçlanmadan, kendilerinin tek başına oluşturacağı ortamla sonuçlanmasını arzuluyordu. Şimdi bu muradına erdi.

Dar, “ Elen “ çıkarları açısından amacına erdi. Bu tezinin tüm şartlarını da Sayın Eroğlu ve Kudret Özersay’ın bağnazlıklarını değerlendirerek yerine getirdi.. Şimdi, “Temiz siyaset” diyerek, yeni bir siyasi hareketin başını çekmeye kalkan Sayın Özersay’ın ve buna ışık yakan Eroğlu, eğer dediği gibi temizse, öyle bize; Sayın Hristofyas’ın ve güneyin arkasına saklanmadan, onları mahana göstermeden,  açıkça bunun ve  başarısızlıklarının nedenlerini söylesin. Neden, Green Tree’ de Hristofyas,” tüm iç konular bitmeden, ben Uluslararası Konferansın toplanmasını kabul etmiyorum” dediğinde, buna itiraz etmediğini ve bunu neden kabul ettiklerini  açıklasınlar?

 Şimdi eğer, Temiz siyasetse denen, bize, şimdi,“ Hristofyas istemez ve bunun için uluslararası Konferans yapılamıyor. Bu yüzden, Kıbrıs sorunu çözülemiyor. Bu yüzden çözüme değil de, iç konulara odaklanmak gerekir” demesin kimse. Çünkü bu temiz değil, çok eski ve üzeri yeni ambalajla örtülmeye çalışılan kirli bir görüştür. Bizi bu günlere getiren ve mahkum eden ana hatadır...

Çünkü bu süreci, Hristofyas kendisi açısından başarı ile tamamladı. Görüşmelerin, hem de Kıbrıs Rum tarafının suçlanmasına da fırsat vermeden, en nihayet, adaylık koymayacağını da ilan ederek, 2013 sonrasına kalmasını başardı. Üstelikte BM’nin de yapacak bir şeyi yok. Çünkü Özersay ve Eroğlu’nun onayı vardır, “iç konular bitmeden, BM’ nin Dörtlü Konferans veya Uluslararası Konferans çağrılmamasına” dönük olarak….

Şimdi oyun çok açık değil mi? Önümüzdeki günlerde gaz ve petrol konusunda güneyin bağnazlarının da isteği doğrultusunda alan alacak, Kıbrıslı Türkler de bakacak. Türkiye’nin de önü, yeni gerginliklerle dolu olacak?

 İşte bunu gizlemek için, çoktan çözülmesi gereken LTB meselesi karmaşıklaştırılıp çıkmaza sokuldu. Toplumun gündemi ve aklı, Cemal Bulutoğluları, İrsen Küçük, Eroğlu, o bu derken, alabildiğine karmaşıklaştırıldı. Toz duman yaratıldı. Bu toz dumanın içinde de Olağan Üstü Hal söyleminden tutun, artık önde Kıbrıs sorunu değil, iç meselelerdir diyen, düşünsel deformasyonlar gündeme getirildi.

 Sonra da herkes “kirlidir, tu kakadır” diyen bir kampanya ile Kıbrıs sorunun bu günkü çıkmazının, baş sorumlusu olan Eroğlu ve Kudret Özesay ikilisi, yeni ve temiz siyaset diye yola çıktı. Hadi bakalım, kendilerinden başka herkesin kirli olduğunu söyleyen temizler konuşsun..

Konuşun o tehlikeli sözleri bir yere bıraktım. Hadi “dit dit” leyin ve sorun. . LTB’nin aldığı 10 milyon sterlingin, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kullanıldığı  söylenen ve  yazılan 3 milyon’u ne oldu? Sorun “ Temizler”, dit ditleyin temizler. Sorun,  neden tüm toplumun karşı olduğu petrol dolum tesislerine karşı çıkan Eroğlu, neden Belediyenin içinde milyonlarca liralık çöp ihalesi hikayesinden, endek döndek bir hayli işe dönük,  toplum konuşurken, o neden susuyor? Susmak bir yere, neden, ama neden, ısrarla  Cemal Bulutoğlularının hamisi kesiliyor Sayın Eroğlu.  Bunu neden yapıyor?.

 Hadi temiz el; bas “dit dite” ve sor. Çünkü sen, demedin mi, şimdi iç konulara dönmek görevdir diye. Hadi, Cumhurbaşkanın Danışmanısın,  Kıbrıs sorunu bitti ,içe dönelim  diyorsun, öyle ise  sor bakalım, neden Cemal’i her şeye rağmen destekliyor. Bu üç milyon ne? Sor. Meclis seni temsil etmiyor da, Cemal’a, bu denli arka çıkan Eroğlu mu seni temsil ediyor? Sor, hadi Allah Aşkına sor.

Evet, artık açık olan bir şey vardır. Kıbrıs sorunu ve Federal çözüm, sırt dönülecek mesele değildir. Baksanıza, görüşmelerin tıkandığı anda, İsrail’in da artık dahil olduğu yeni gerginlikler ve çatışma olguları gelişiyor. Buna, hem güney, hem kuzey açısından son verecek tek şey federal çözümdür. Gelişmeler bize bunu her gün yeniden kanıtlıyor.

Ama İç konularda bundan ayrılmaz. Demokratik ve kendi kendini yöneten, kendi geliri ile kendi cari harcamalarını karşılama hedefine ulaşmak hedefi de da Kıbrıs sorunun dışında değildir. Bu ikisi kopmaz bir bağ taşımaktadır. Birini sonraya ertelemek, ikisini de başarısız kılar..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1995 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler