1. YAZARLAR

  2. Neşe Yaşın

  3. DİRENİŞ YAZI
Neşe Yaşın

Neşe Yaşın

Yazarın Tüm Yazıları >

DİRENİŞ YAZI

A+A-

Bu yaz başından beri hayatım, eşeğini kaybedip yeniden bulma festivalini andırıyor. Habire küçük, büyük aksilikler çıkıyor karşıma… Sonra bir biçimde düzeliyor ama… Ya da bir başka alandaki bir mutluluk dengeliyor beni üzen bir diğer durumu…
Bunların bir kısmını kendi şaşkınlığıma borçluyum kuşkusuz. Örneğin,  İstanbul’da yanlış havaalanına gidip uçağı kaçırmak ancak benim gibi şaşkalozlara yakışan bir durum.
Öyle çok da üzülmüyorum artık böylesi zamanlarda. Oradan oraya bavul sürüklemek dışında “Varsın sonra giderim. Belki de daha iyi olur” tesellisine geçiyorum hemen. Hayatın bana bir işaret çaktığını filan düşünüyorum.
Gümüşlük ’ten Bozcaada’ya geçme planım, Bozcaada-Gümüşlük olarak yön değiştirdi bu hata sayesinde… Araya bir İzmir durağı eklenerek…
Yaz yolculukları, arkadaşlar demektir biraz da benim için… Eski arkadaşlarla buluşmalara eklenen yeni tanışıklıklar… Bir de hep benimle kalacak, hayatın anlamını derinleştiren bazı özel anlar...
Bu bir direniş yazı, hiç kuşku yok bundan… Direnen Haziran’dan direnen Temmuz’a geçildi Türkiye’de bulunduğum bu günlerde… Direnişin gündemi öylesine yoğun ki bunun dışında bir şeyle kolay kolay ilgilenemiyor insan. Gece gündüz her yerde konuşulan da bu zaten…
Yüzümüz Troya’ya dönük güneşin doğuşunu bekleyerek başımızda defne taçlarla İlyada okuduğumuz o güzel sabahtan söz etmeliyim ben yine de… Poseidon’un öfkeli olduğu bir gün doğumuydu… Ve bizler Haluk Şahin’in Cevat Çapan’ın desteğiyle organize ettiği 12 yıldır süren bu güzel ritüeli gerçekleştirmek için oradaydık. İngilizce, Fransızca, Japonca, Korece okumaların yanısıra, İlyada’nın 13. Bölümünün bir kısmını  “Kıprıslıca” okumayı son anda akıl edip anında çeviri yaptım.
İlyada okumasının ardından gerçekleştirilen “Ozan’ın Günü” etkinliğinin bu yılki konuğu bendim… Belgin ve Haluk Şahin’in Itırlı Bahçesi’nde dikkat kesilmiş izleyicilerle güzel anlardı bunlar.
Sabah feribotundan el salladığım Bozcaada’dan defne tacımı İzmir’e kadar taşıdım ama orada gerekli olan Gezi’deki kaskımmış daha çok da… Mesele şu ki Kordonboyu’nda gezinti yapma hevesi ile çıkınca bir protesto yürüyüşünün içinde buluverdim kendimi… Bırakıp gitmek olmazdı…
Şimdi Latife ile denize karşı oturmuş yazı yazarken Gümüşlük Akademisi’nde dün geceki sevincimizi düşünüyorum. Mahkemeye sevk edilen Taksim Dayanışması üyeleriyle ilgili tutuksuz yargılanma kararından söz ediyorum. Birden moralimiz düzelmişti kararı işitince.
Mücella Yapıcı’nın mahkemede anlattıkları nasıl da içimizi acıtmıştı karar öncesinde…
Sabah kalkınca Mücella ile ilgili bir anı geldi aklıma ve Latife’ye anlattım. Gözlerimiz yaşardı ikimizin de…
Mücella, kocasının ölümünden sonra şimdi anımsamadığım bir nedenle evinden çıkarılınca denk düştüğü için yaşlı bir adama ait Boğaz’da bir evin ikinci katını oldukça uygun bir fiyatla kiralamıştı ve arkadaşlarla ziyarete gitmiştik onu.  Israrla üst katta küçük bir odası bulunduğunu ve orayı bana ayıracağını, İstanbul’a gelişlerimde orada kalıp yazmamı istediğini söylüyordu. Çıkarıp göstermişti odayı “Burası senin” diye…
Savunmasında hiçbir mülkü olmayan 62 yaşında hasta bir kadın olduğundan söz ediyordu ya, içerden bildiğim sıkıntılarıyla birlikte bunu anımsamak nasıl da duygulandırdı  beni…
Bir yandan da hayattaki gerçek kahramanların yerlerini bulmasının sevincini yaşıyor insan… Bunca çirkin politik kişilik arasında bir onur abidesi olarak duruyor Mücella Yapıcı…
Ne olursa olsun neşeyle, iyimserlikle yaklaşabilmek lazım hayata… En karanlık sandığın anlarda bir dönüşüm yaşanabiliyor, birden renkler belirebiliyorsa o kadar da kötü bir yer sayılmaz dünya…
Bir umut yazı bu sanki… Kıbrıs’ta, Türkiye’de, dünyanın başka yerlerinde yaşanabilecek değişimlerin habercisi… Kötülük, en vahşi, en korkutucu biçimiyle karşıda dursa da onun yenilebileceğine dair bir inanç var içimde…
Sonu zafere varmasa bile güzeldir direniş… Hem neden varmasın ki zafere? Kötülerin onca sahteliklerinden biri de bizi ürkütmeye çalıştıkları “güç”leri değil mi?

Bu yazı toplam 2133 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar