1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Din Eğitimi ve Çocukluk Çağı Korkuları
Din Eğitimi ve Çocukluk Çağı Korkuları

Din Eğitimi ve Çocukluk Çağı Korkuları

Dr. Cemal Mert: Prof. Dr. Yankı Yazgan, Türkiye’nin önde gelen Çocuk Psikiyatrisi uzmanlarından biridir. Psikiyatri ve beyin bilimleri alanındaki bilgilerin toplumsallaşması için yazdığı güzel kitapları vardır.

A+A-

Dr. Cemal Mert

mertcemal@kibrisonline.com

 

Prof. Dr. Yankı Yazgan, Türkiye’nin önde gelen Çocuk Psikiyatrisi uzmanlarından biridir. Psikiyatri ve beyin bilimleri alanındaki bilgilerin toplumsallaşması için yazdığı güzel kitapları vardır. Bu kitaplardan bir tanesi Doğan Kitap’tan çıkan “Söz Uçmuş Yazı Kalmış” adlı eseridir.Bu kitapta, günümüzde ülkemizde de yaşanan birçok toplumsal olaya dair açıklayıcı bilimsel yazıları bulabilirsiniz. Herkese tavsiye ederim.

Kitap’ta yeralan “Çocuklar Nelerden Korkar” başlıklı makalede, Türk Psikiyati Dergisinde yayımlanmış ve Prof. Dr. Mualla Öztürk Çocuk Ruh Sağlığı Ödülü’nü de kazanmış olan bir araştırmanın sonuçları irdelenmektedir. Sözkonusu araştırmada, şimdilerde Türkiye ve dünyanın tanınmış bilim insanlarından olan Prof. Dr. Neşe Erol ve arkadaşları, Türkiye’deki çocukluk çağı korkularını inceleyip yabancı ülkelerdeki benzer araştırmalarla karşılaştırmışlar. Araştırmanın en çok merak uyandıran kesimlerinden birisi, “en çok nelerden korkuyoruz”un cevabının araştırıldığı bölümdür. “Anneme ya da babama bir şey olur, ölürlerse”, “annemden, babamdan ayrılır, uzak düşersek” gibi korkular araştırmada ilk sırayı almışlardır. Bu korkunun hemen arkasından da, şeytan, cehennem veya dini bir kuralı çiğneme korkusu gibi dini içerikli korkular gelmektedir. Dini içerikli korkular, özellikle alt sosyoekonomik düzeyden çocuklarda çok daha yoğun bir şekilde karşımıza çıkıyor. Kuran kursuna devam etmiş ya da etmekte olan çocukların korku toplam puanlarının da çok yüksek oluşu, dini eğitimin rolünün incelenmesi gereğini telkin ediyor.’(*)

Türkiyeli eğitimci Necded Şahin de konuyu başka boyutları ile irdelediği bir makaleyi, Eğitim ve Toplum Dergisi’nde yayımlamış.(**) Yazar makalesinde, ailede, toplumda ve okulda din eğitimini incelemiş, Türkiye’den çarpıcı örnekler vererek konunun çocuk ruh sağlığı üzerindeki etkilerini ortaya koymaya çalışmıştır. Din eğitiminde, eğitimin veriliş biçimi, yöntemi ve veren kişinin karakterinin önemi üzerine açıklayıcı tespitler yapıyor. Türk ve yabancı ruhbilimci ve eğitimcilerden alıntılarla konuyu derinleştiriyor. Şahin, ünlü ruhbilimci E. Fromm’dan şöyle bir alıntı ile tezlerini güçlendiriyor: “Aslında, Alvin Jhonson’ın da inandırıcı bir biçimde gösterdiği gibi altıyla on sekiz yaşları eğitilmeye genel olarak sanıldığı gibi çok uygun yaşlar değildir. Bunlar okuma yazma, çarpım tablosu ve yabancı dillerin öğrenilmesi için en iyi yaşlardır elbette; ne var ki tarih, felsefe, din, edebiyat, ruhbilim vb.nin anlaşılabilmesi bu erken yaşlarda çok çok sınırlı kalabilir; bu derslerin üniversitede okutulduğu yirmi yaş sıraları bile, ideal olmaktan uzaktır. Pek çok insanın bu alanlardaki sorunları gerçekten anlayabilmesi için, üniversite çağında olduğundan çok daha fazla yaşam deneyine sahip olması gerekir.” (**)

Bu tezi doğrulayan nörobiyolojik araştırmalar günümüzde artık oldukça fazla ön plândadır. Bilgisayar ve manyetik rezonans görüntüleme teknolojileri kullanılarak yapılan beyinbilimsel araştırmalarda öğrenme, anlama, kavrama ve duygusal olgunlaşmanın (korku/kaygı vb.) biyolojik temelleri anlaşılmaktadır. Davranışsal ve biyolojik bulgular ışığında eğitimin her alanında olduğu gibi din eğitiminde de geleneksel anlayışlar sorgulanmaya devam ediyor. Dogma olan geleneksel bilgiler yıkılıyor. Yeni bilgiler ışığında yeni kuramlar ortaya çıkıyor.

Farklı ülkelerde kendi özgünlüklerine göre farklı din eğitimleri uygulanmaktadır. Ancak istisnasız tüm ülkelerde din eğitimi sorun olabilmektedir. Bu konuda ideal bir model keşfedilmiş değildir. En az sorun yaratan model, din bilgisi dersinin seçmeli olarak ‘normal’ okullarda uygulanmasıdır. Ancak bu durumda bile müfredat içerikleri, dersin sunumu, dersin alınmasında çocuğun mu velisinin mi iradesine göre karar verileceği ve dersi verecek öğretmenlerin niteliği konuları tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Ancak genel kabul gören bir anlayışa göre, ayrı okul çatısı altında ağırlıklı din eğitimi veren bir sistemin çocuklar için en sakıncalı eğitim sistemi olduğudur.

Dinsel eğitimin güçlü olduğu ülkelerde ahlâklı ve imanlı gençlerin yetiştiği, suça eğilimin azaldığı ve ruhsağlığının düzeldiğine dair iddiaları destekleyen herhangi bir bilimsel istatistiksel veri bulunmamasına rağmen, bunun aksini gösteren çokça veri bulunmaktadır.

Anlaşıldığı kadarıyla din eğitimi konusundaki tartışmalar dünyada olduğu gibi ülkemizde de daha uzun yıllar devam edecektir. Bu konudaki tartışmalarda dikkat edilmesi gereken husus dinci ve laikçi dogmatizmden, bağnazlıktan, dayatmacı anlayışlardan ve devlet eliyle din empoze edilmesinden kaçınılmasıdır. Böylesi anlayışların toplumsal çatışmaları tetiklediği yüzyılların deneyimi ile sabittir.

Devletin görevi din ve iman işlerini topluma bırakmak, din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına almak, farklı din, mezhep ve inanış sahibi ve dinsel inanışı olmayanlara eşit mesafede durmaktır.

 


(*)      Yankı Yazgan, Söz Uçmuş Yazı Kalmış, sy. 30-31. Doğan Kitap, İstanbul. 1. Baskı, Aralık 2010.

(**)    Necded Şahin, Alternatif Eğitimde Din Eğitimi, Eğitim ve Toplum Dergisi, Yaz’94.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1134 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler