1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. DEVRİM SANCISI
DEVRİM SANCISI

DEVRİM SANCISI

Bir heyecan, bir saplantı bulup peşinden koşmak... Dünyanın sırrını çözmüş gibi duranların yaptığı bu... Koşuşturan kalabalıklara dahil olmak için böyle yapmak lazım. Ruhun boşluğa düşmesini engellemek, zihni ve bedeni dinamik tutmak için... Kimisi kendi,

A+A-

 

 

Bir heyecan, bir saplantı bulup peşinden koşmak... Dünyanın sırrını çözmüş gibi duranların yaptığı bu... Koşuşturan kalabalıklara dahil olmak için böyle yapmak lazım. Ruhun boşluğa düşmesini engellemek, zihni ve bedeni dinamik tutmak için... Kimisi kendi, kimisi ailesi ve yakınları, kimisi ise daha büyük kalabalıklar için yapıyor bunu... Ya da tümü uğruna. Belki de hayattaki cümle kaygı ve korkuları unutmak için gerekli hipnotize edici bir yere odaklanmak. Durursan belleğe takılacaksın ve geri dönülüp düzeltilemez olan için acı çekeceksin çünkü... Anı yaşayıp geleceğe doğru adım atmak dedikleri bu olmalı... Bütün bu hareketlilikler çağa uygun motifler taşıyor: Biriktirmek, yarışıp geçmek, görünür olmak, hedonizm ve şimdi aklıma gelmeyen türlü türlü şeyler... Zamana karşı bütün bunların yarışı söz konusu...

Son sıralar neden eskisi gibi yazamadığımı düşünürken vardığım sonuç bu:  Yazı, bugünden çok bellekle ilgili. Ayrıca, şiirin ve yazının selameti için gündelik meselelerin organizesinde boğulmak değil aylaklık gerekli... Geçmiş ve geleceğe doğru bir düzleme uzanmak, sonsuzluk duygusu ile kaçınılmaz trajik son arasındaki gerilimde durmak kışkırtıyor kalemi. Hayat yenilenme ve değişim talep ediyor. Yeryüzünde her şey denenmiş, bütün sözler söylenmiş değil kesinlikle... Yeni olana doğru uzanmak için sisteme yenik düşmeden yaratıcı zekayı canlı tutmak lazım.

Hayatının merkezine kendini ya da sevdiğin bir başkasını aldığında bir hapishane oluşturuyorsun varoluşuna... Daha büyük anlamları, hayatın sonsuzluğa doğru akışındaki heyecanı yitiriyorsun.

Dün, İstanbul’da vapurla karşıya geçerken kitaba dalmak ve manzarayı seyretmek arasında kararsızlığa düştüm. İkisini de çok çekiyordu canım. Son sıralar ne kadar az okuduğumu, uzun uzun okumaları ne kadar özlediğimi fark ettim. Eşikteki yaz, bu yüzden heyecan veriyor. Tatil, gündeliğin rutinden kaçıp doğayla daha yakın temaslar ve iç sesinle daha uzun birliktelikler zamanı sayılmaz mı biraz da...

Sosyal Medya’ya çok zaman ayırdığım için oluyor bu az okumalar. Geçen gün paniğe kapıldım bu yüzden ve en sevdiğim şeylerden birini yaptım. Bir kitapçıya girip uzun uzun dolaştım ve büyükçe bir paketle dışarıya çıktım.

Geçenlerde Facebook’ta yaşadığım bir deneyim bana “Sen neymişsin ya Kapitalizm!” dedirtti. Ne olduğuna inanamayacaksınız. Arkadaşlarımın düğünüyle ilgili fotoğraflar paylaştım. Düğünün sonunda gelin ve damat kendilerini denize attılar. Akardiyon eşliğinde dansla girilen iskelede bir Kusturica filmini andıran görüntülerdi bunlar. Kıyafetleriyle denize atlayan insanları gören Facebook bana ne postaladı dersiniz? Bir otelde Kataklysmos kutlaması için geceleme reklamı... Pes doğrusu!

Bunca hız ve kargaşa içinde birilerinin kar etmesi üzerine kurgulanmış bir hayat yaşadığımız. Paranın tahtında oturanlar dünyanın en prestijlileri... Bir yanda para  ve şöhret peşinde engelli yarışlar, bir yanda depresyon ve yoksulluk...

Kimileri dünyanın sırrını çözdüğünü sanıyor. Kendinden emin konuşmalar, ona buna atıp tutmalar. kendi promosyonu için takla atmalar, başkaları üzerinde iktidar kurmak için sinsi numaralar, vasat olanın “muhteşem” etiketiyle pazarlanması kasıp kavuruyor ortalığı.

Paraya ve mülke değer vermeyenler bir tür meczup gibi görünüyor. Para ve ün sahibi olmayanlar yenilmiş sayılıyor.

Başka bir dünya gerçekten mümkün mü peki? Bir gün çöker mi bu bezirgan saltanatı?

Başka bir dünyanın mümkün olabilmesi için sisteme teslim olmamak, alternatif yaşam modellerini zorlamak lazım belki de... Yunanistan’da güçlenen radikal sol bir anlamda halkın kapitalizme başkaldırısını simgelemiyor mu?  Hayatın kendini onarmaya yönelik bir itkisi vardır her zaman. Yanlış olan ne kadar sürdürebilir saltanatını?

Mütevazi hayatları sürdürmek için işten eve, evden işe  sıkıcı ve yorucu yaşamlar nereye kadar? Bunca adaletsizlik nereye kadar? Bize bunun tek ve en doğru yaşama biçimi olduğunu söyleyenler bu yalanı nereye kadar sürdürebilecekler?

Bu yazıyı yazmaya başladığım güneşli güzel gün, fırtına ve sağanakla sonlanıyor. Bütün bu tıkanmışlık içinde yeni yollar bulmak lazım. Benim içimde de küçük çaplı bir fırtına başladı nedense... Bir şeyler değişmeli... Hayat yeni devrimler bekliyor  bizden.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 976 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler