1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Devletin uzun yıllar kayıplarla ilgili araştırma yapmaması hem olumsuz, hem de çok acı sonuçlar doğurdu2
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Devletin uzun yıllar kayıplarla ilgili araştırma yapmaması hem olumsuz, hem de çok acı sonuçlar doğurdu2

A+A-

Kayıp Şahıslar Komitesi psikologlarından Ziliha Uluboy, Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı için hazırlanan “kayıplar”la ilgili raporda deneyimlerini aktarmaya devam ediyor:

"Özellikle eşler, anne-babalar, kardeşler veya büyük çocuklar travma sonrası stres bozukluğu, somatizasyon, depresyon, sıklıkla karşılaştığım ruhsal sorunlardır ve bireyler uzun süre psikolojik destek alamadan bununla yaşamak zorunda kaldılar. Elbette küçük yaşta babasını kaybetmiş çocuklar da sıklıkla psikolojik problemler yaşamaktadırlar. Kayıp kişi kaybolduğu zaman yaşı küçük olanlar anne veya babalarını hatırlayamadıklarından dolayı onlarla hiçbir anıları yoktur. Kaybolan kişi hep gelecekmiş gibi yaşadılar. İlk kez somut babayı Ara Bölgedeki Antropoloji Laboratuvarı yanında bulunan ziyaretçi odasında gören kayıp çocukları var. İlk kez anne veya babasına orada dokundular. Bu husus çok ciddi bir şekilde kendilerini travmatize etmektedir.

Diğer yakınları da kemikleri gördüklerinde “ben onu böyle hatırlamıyordum” deyip travmatize oluyorlar. Ancak diğer taraftan, bu hususun kayıp yakınlarının gerçeğe kısmı olarak ulaştıkları için faydalı yönleri de vardır. Kayıp kişinin neden, nasıl, ne zaman öldürüldüğü kayıp kişilerin aileleri için önemli bir husustur. KŞK arkeologları ve antropologları ölüm anında yaşanan fiziksel travmaları, örneğin kayıp kişinin bedenine kurşun sıkılıp sıkılmadığını, fiziksel darbe alıp almadığını, başkaları ile beraber gömülüp gömülmediği gibi hususlarda sözsel olarak bilgi vermesi gerçeğin bir nebze olarak ortaya çıkmış olmasına katkıda bulunduğu için faydalı olabilmektedir.

Kayıpları bulma sürecinin bu kadar uzun olması, kayıp kişilerin ailelerinin yaşadıkları travmaların süresini uzattı. Travmatik olayları, yas tutup azaltamadılar. Hala bugün ailelerde belki yaşar ümidi vardır. Aileleri kayıplarına öldü diyememektedirler. Kayıpların bulunması ne kadar erken yapılırsa travma o kadar azalmaktadır. Kayıp yakınları bunu içselleştirip iyileşme sürecine geçebilirler. Mezar bizim kültürümüzde önemli bir olgudur. Mezara gidip dua etme, mezara gidip çiçek bırakmak, ölümünü kabullenmeyi getirir ve yas sürecinin bir parçasıdır. Mezar arkada kalanlar için çok gereklidir.

Kayıpların çoğunluğunun genç ve erkek olması maddi ve manevi olarak yakınlarını etkiledi. O dönemlerde kadınlar çok fazla ev dışında çalışmazdı ve eve ekmek getirenin kaybolması kadınların üzerine ağır bir yük getirdi. Kadınlar çalışmak zorunda ve daha fazla sorumluluk almak zorunda kaldılar. Çocuklar, evin sorumluluğunu yüklenmek ya da paylaşmak zorunda kaldılar. Babası kaybolan çocuklar küçük yaşta hem okuyup hem çalışmak zorunda kaldılar. Devletin yaptığı yardım evin geçinmesini sağlamıyordu. Ailelerin bir çoğu devletin kendilerini rehabilite etmek için herhangi bir çalışma yapmadığını da dile getirmiştir.

Özellikle 1963-1964 arası kaybolan kişilerin aileleri çok zorluk çektiler. Otoriteler onlara hiç ya da çok az yardımda bulundu. Kayboldukları otoriteler tarafından kabul edilmedi.
Geri gelecek düşüncesiyle aileler hem maddi olarak çok zorluk çektiler hem de psikolojik olarak sıkıntılar yaşadılar. Devlet bile onların öldüğünü kabul etmezken sevdikleri nasıl kabul edecekti.

1974’e kadar başlarının çaresine bakmak durumunda kaldılar. 1974’te son esir teslimine kadar her teslim gününde kayıp yakınları gidip yakınlarının gelmesini beklediler. 1963-64’ten 1974’e 11-12 yıl geçmesine rağmen kayıp kişilerin aileleri ölümü hiç kabullenememişlerdi.

1974’te adanın bölünmesi kayıp yakınlarının aileleri için çok ciddi bir travmaydı. Aileler evlerinden göç etmişlerdi ve kaybolan sevdikleri o eve gittiğinde onları bulamayacak düşünceleri vardı. Kayıp kişi sınırın öteki tarafında kaldıysa, ya da bu tarafında olsa bile nerde yaşadıklarını nasıl öğrenecek düşüncesini kayıp kişilerin aileleri yıllarca taşımışlardır.

Kaybolan kişilerin genelde erkek olması sebebiyle sıklıkla kayıp şahısların çocukları baba figüründen yoksun büyüdüklerini gözlemledim. Ancak, onlar babalarını hiçbir zaman ölü olarak kabul etmediler. Kayıp şahısların çocukları devamlı olarak babalarının geri gelmesi ihtimaliyle yaşadılar. Kayıp şahısların çocukları okulda sıkıntılar yaşadılar. Arkadaşlarını okuldan babaları arardı veya arkadaşları babalarından söz ederdi. Onlar hiç böyle bir şey yaşayamadılar.

Bir kayıp kişinin çocuğundan dinlediğim hususlardan birisi kendileri için en zor olan hususlardan birisinin okulun ilk gününde herkes annesini ve babasını anlattığında, onların, babaları hakkında anlatacak birşeylerinin olmaması onları çok derinden etkilemesiydi."

Bu yazı toplam 1208 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar