1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Devlete Doğru
Devlete Doğru

Devlete Doğru

Kıbrıs Türk toplumunun her geçen gün biraz daha artan bir umutsuzluk ve çaresizlik duygusu içinde yaşadığı bir vakıadır. Karamsarlık duygusu hayatın bütün alanlarına yayılmış bulunuyor. Hiç kimse geleceğe umutla bakmıyor. En vahimi, toplum kendini aciz hi

A+A-

 

 

Kıbrıs Türk toplumunun her geçen gün biraz daha artan bir umutsuzluk ve çaresizlik duygusu içinde yaşadığı bir vakıadır. Karamsarlık duygusu hayatın bütün alanlarına yayılmış bulunuyor. Hiç kimse geleceğe umutla bakmıyor. En vahimi, toplum kendini aciz hissediyor ve bu acizciliğini de acizlik içinde seyrediyor. Oysa Kıbrıs Türk toplumunun elinde tarihsel bir imkan vardır ama nedense dikkatlerini bu imkana çevirmesi bir biçimde engelleniyor. Toplumun elindeki en büyük fırsat, Kıbrıs ülkesine hükmeden bir devletin ortağı olma imkanı iken, bu imkan, yaratılan yapay bir zihin ve siyaset kargaşalığıyla heba ediliyor.

Konuyu biraz açalım.  

Kanımca, Kıbrıs Türk Toplumunun en temel sorunu modern zamanlarda özne olamaması ya da özneleşme kapasitesinin düşük olmasıdır. Kıbrıs Türk toplumunun yakın dönem tarihi, diğer toplumlarda olduğu gibi, modernitenin ikiz süreçleri olan devlet-inşası ve ulus-inşası süreçleri içinde yoğrulmanın tarihidir. Gelgelelim, Kıbrıslı Türkler için her iki süreç de sorunlu oldu ve Kıbrıs Türk toplumu demokratik meşruiyet içinde devletleşmeyi veya uluslaşmayı başaramadı. Devletleşme ve uluslaşmadan kastım, egemen yurttaşlar topluluğu olarak belirli bir toprak parçası üstünde, yani içeride egemenlik icra etmek, dışarıda da uluslararası politikanın öznesi olmaktır.

Kuşkusuz, Kıbrıslı Türklerin içine sürüklendiği bu durum Kıbrıs’ta yaşanan ulus ve devlet-inşa süreçlerinden bağımsız olarak kavranamaz. Çoğunluk nüfusun tarihsel eğilimi Yunanistan ile birleşme olduğundan Kıbrıs’ta devletleşme uzun yıllar ilgi görmeyen bir olgu olarak kaldı. Kıbrıs Rum toplumu kendini Yunan uluslaşma sürecinin bir parçası saydı ve Kıbrıs’ta devlet-inşasına sırt çevirdi. Kıbrıs Türk toplumu ise Helen milliyetçiliğinin gölgesinde yanı başında yaşanan ulus-inşa sürecini bir varoluş endişesi olarak deneyimledi ve başkaldırının yollarını aradı. Bu süreç içinde de Türk milliyetçiliğine eklemlendi ve kendisini Türk ulusunun organik bir parçası olarak kurguladı. Korku ve endişenin yönlendirdiği bu tepkisel siyaset, sürecin doğası gereği Kıbrıs Türk toplumunu bir ‘soydaşlar topluluğuna’ indirgedi.

Kıbrıs’ta yükselen ‘ulusa eklemlenme’ süreçleri bir yandan içsel zaaflar, diğer yandan da dış faktörün dayatması sonucunda başarılı olamayınca, Kıbrıs adası devletleşme olgusuyla tanıştı. İki toplumlu Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşu ‘soydaşlar toplumunu’ yurttaşlar toplumuna dönüştürdü ve Kıbrıslı Türkler bu sayede Anayasal Özne olabildi. Ne var ki, bu durum uzun sürmedi. Kıbrıslı Rumlar 1960’lı yıllarda Yunan ulusuna eklemlenmenin mümkün olmadığını anlayarak bundan  vazgeçti ve Kıbrıs’ta devlet-inşasını kendi tekeline aldı. Bunun bir sonucu olarak da Kıbrıslı Türkler yeniden Türk ulusunun ‘soydaşları’ statüsüne indirgendi.

1974 sonrasında, biraz da Tük milliyetçiliği sayesinde, Kıbrıs Cumhuriyeti Kıbrıslı Rumların devleti olarak kalmaya devam etti. Kıbrıslı Türkler ise özne olma sorunun çözemediği gibi, değişen koşullarda iyice ‘Görünmeyen Toplum’ haline geldi. Daha da vahimi, Türk milliyetçiliğinin 1974 sonrası önüne koyduğu hedefler Kıbrıs Türk Toplumunun özneleşme kapasitesini iyice yok etti. Ayrılıkçı politika, Kıbrıs Türk Toplumunu uluslararası siyasetin ve hukukun dışına sürerken, içeride de egemen olmasına fırsat vermedi. Böylece, Kıbrıslı Türklerin parçası olduğu Ulus-inşa ve Devlet-inşa süreçlerinin tarihsel serüveni Kıbrıslı Türklerin dışarıda kaldığı bir Kıbrıs devleti ile Kıbrıslı Türkleri fazlasıyla “içine” alan Türk ulusunun baskın olmasıyla noktalandı. Böylece, Kıbrıs Türk toplumu hem Kıbrıs Cumhuriyeti hem de Türkiye Cumhuriyeti nezdinde ‘Görünmeyen Toplum’ haline geldi. Bugün açısından Kıbrıslı Türklerin Türkiye nezdinde konumu “taşrada yaşayan soydaşlar” algısından farklı bir algı değildir. Kıbrıs Cumhuriyeti nezdinde ise hükümsüz bir ahali…

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB dönem başkanlığını devralacağı 1 Temmuza doğru yol aldığımız bugünlerde tehditkar politikalarla “kalkıp” ‘soydaşlar’ olarak yerimize oturacağımıza, Kıbrıs’ta devlet olgusuna bağlanmanın çarelerini üretmeli ve tarihsel imkanı fiiliyata geçirmenin yollarını aramalıyız. Açıkçası, Kıbrıs’ta devlet olgusuna doğru dümen kırmalı ve Federal Kıbrıs Devletinin kuruluşu için kolları sıvamalıyız. Ve bilmeliyiz ki, Kıbrıs’ta devlet olgusunun ‘koçanını’ talep ediyorsak, elimizde tuttuğumuz kifayetsiz koçanlardan vazgeçmeliyiz. Bizi bu kifayetsiz koçanlar mahvetmedi mi?

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1203 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler