Bize yakışır...
Dün ülkede kısa süreli bir benzin paniği yaşandı. Başta Lefkoşa olmak üzere bütün şehirlerde öğle üzeri trafik felç oldu. Dün ben de öğle saatlerinde Lefkoşa’da olduğum için trafik çilesini orada yaşadım. Hatta konuyu bilmediğim için önce kaza olduğunu sandım. Ama kaza bile olsa bu kadar sıkışıklık yaşanmazdı diye düşünürken radyodan ne olduğunu öğrendim. Üstelik benzinciler birliği başkanı canlı yayında “grev falan yok, bu dedikoduyu kim çıkardı anlamadım” diyordu.
Evet kısa süreli bu panik tamamen dedikodu ürünüydü.
Lefkoşa’dan dönerken Sim radyonun konu ile ilgili benzin kuyruğundaki vatandaşlarla yaptığı röportajları dinliyordum. Kimi yurttaşlar olayı rezalet, kimileri rezillik, kimileri de maskaralık olarak niteledi.
Ama kendisine mikrofon uzatılarak “grev falan yok, boşuna niye kuyrukta bekliyorsunuz?” diye soru sorulan bir yurttaş “öyle mi, yine de bize yakışır” dedi. Tek cümlede olayı özetledi.
Gerçekten de küçücük ülkemizde, küçücük bir dedikodu bile kilometrelerce kuyruklara neden olabildi. Düşünün daha kapılar açıktır ve insanlar Rum tarafından da acil yakıt ihtiyaçlarını karşılayabilir. Buna rağmen bir dedikodu ile ne olur, ne olmaz misali aracını alan benzinciye koştu.
Acaba kaç tane ülkede dedikodu bu denli etkili olabiliyor?
İnsanlar gerçek mi, değil mi diye bakmadan yollara düşebiliyor?
Ben gerçekten bu durumun psikolojik boyutlarının araştırılması gerektiğini düşünüyorum.
Üstelik ilgili örgütün başkanı canlı yayında “yok böyle birşey” dediği halde insanlar “ateş olmayan yerden duman çıkmaz, ya yalan söylüyorsa, ya bizi kandırmaya çalışıyorsa” gibi kuşkularla hareket ederek yollara döküldü.
***
Kuşkusuz bu olay yalnızca dün yaşadığımız bir örnek. Bu ve benzeri olayları her gün yaşıyoruz.
Bir kere dedikodu Namık kemal’dan beri “milli niteliğimiz” oldu.
Politik yaşamımızda bile dedikodu çok önemli bir yer tutar. Geriye doğru bir bakarsak hemen her seçim dönemi ilginç bir dedikodunun yayıldığını, halkın önemli bir bölümünün de bu dedikoduya kanarak oy doğrultusunu belirlediğini görürüz.
***
“Bize yakışır...” diyen yurttaşa katılmamak mümkün değil. Gerçekten de son genel seçimi insanlara tutamayacağı vaatler vererek kazanan UBP tek başına iktidara geldi. Bu durumu cumhurbaşkanlığı seçiminde de sürdürdü. Yalan vaatler cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde de artarak sürdü. Arkasından Haziran ayındaki yerel seçim sürecinde de devam etti. Ve insanlarımız bu vaatlerin tutulmayacağını bile bile sandığa giderek UBP’yi tek başına iktidar, Eroğlu’nu da cumhurbaşkanı yaptı.
Daha yerel seçimlerin yapıldığı gün UBP iktidarı düğmeye bastı. İlk olarak KTHY batırıldı. Çalışanlar sokağa atıldı. Şirket tasfiye edildi. Arkasından da hiç tartışılmasına fırsat verilmeden diğer ekonomik önlemlere geçildi. Çalışana vergi oyunuyla maaş azaltma, emekliye vergi yöntemiyle maaş azaltma, benzine, mazota, sigara v.b. ürünlere de zam yaparak yine çalışan kesimle, emeklinin cebinden bütçe açıklarını azaltmaya yöneldi.
Ne dediniz, seçim sürecinde tam tersini mi söylemişti?
Yurttaşın deyimiyle “bize yakışır...”
Bile bile lades olmak buna denir. Yurttaş UBP’yi 30 yılda tanımıştı. Vaatlerin yalan olduğunu biliyordu. Verilen sözlerin tutulmayacağını, atılan imzaların gereğinin yerine getirilmeyeceğini, herşeyin dereyi geçene kadar olduğunu biliyordu.
Bile bile lades oldu.
Ne diyelim yakışır...