UBP_nin Genel Başkanı kim olmalı?

İrsen Küçük( 13%)
Ahmet Kaşif( 19%)
İlkay Kamil( 12%)
Tahsin Ertuğruloğlu( 12%)
Hüseyin Özgürgün( 2%)
Ersin Tatar( 1%)
Hasan Taçoy( 32%)
Zorlu Töre( 1%)
Resmiye Canaltay( 3%)


2745 kişi oyladı.
 Cenk Mutluyakalı

 Tayfun Çağra

 Sami Özuslu

 Dr Filiz Besim

 Fatma Azgın

 Sevgül Uludağ

 Ünal Fındık

 Kutlay Erk

 Fayka Kişi

 Ödül Aşık Ülker

 Tamer Öncül

 Neriman Cahit

 Neşe Yaşın

 Tufan Erhürman

 Mert Özdağ

 Ozan Ceyhun

 Dr. Hasan Alicik

 Doç.Dr Mehmet Çaglar

 Vedat Yorucu

 Levent Özdağ

 Asım Akansoy

 Sinan Dirlik

 



 
 
Quo Vadis Sayın Talat?
27/07/2010 - yeniduzen.com

 

Quo Vadis Sayın Talat?

Mutlu AZGIN 

Sayın Mehmet Ali Talat’ın, bağımsız katıldığı son Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybettiği günden itibaren siyasi hayatına nasıl bir yön vereceği, konuşulup tartışılıyor.

Aslında bu tartışma en çok CTP-BG içinde yapılmaktadır, nedeni malum...

CTP-BG yılsonu Siyasi Tezler Kurultayı’nın ardından gerçekleştireceği Olağanüstü Kurultay için Başkan adayı arayışlarını sürdürmektedir. Zira, halen görevi yürüten Genel Başkan Sayın Ferdi Sabit Soyer bir önceki yarışlı Kurultay sürecinde son kez aday olduğunu kamuoyuna duyurmuş ve partililerinden “son defa” destek istemişti. Neden böyle bir açıklama yapma ihtiyacı duymuştu Sayın Soyer?

Duymuştu çünkü, özellikle 2005-2009 ( “referandum hükümetleri” sonrası) yılları arasında hükümet ve parti yönetiminde aktif rol almış kişilerin, partililer, seçimler aracılığıyla “cezalandırıldığını” ve dolaylı olarak “degiştirin” çağrısına kulak verilmesi gerektiğini düşünüyorlar. Bunun yanı sıra yenilenme ve gençleşme ihtiyacı da vurgulanıyor. Peki tüm bunların Sayın Talat’la ilgisi ne?

 

KESTİRME ÇÖZÜM TALAT

CTP-BG ve benzer partilerde, yani literatürdeki tanımıyla “manifesto-program partileri”, Başkan değiştirmek çok kolay olmaz:

1)     Belirli bir manifesto- program çerçevesinde örgütlenmiş partilerde “makamlar” görev olarak algılanmaktadır. Yani “grup içinden herhangi bir insan” manifesto ve programa bağlı kalmak şartıyla çeşitli görevlere getirilebilir. Makamlar ya “tebliğ edilir” veya “görev kabul edilir” ama asla talep edilmez. Talepkarlar dahi bu rolü kesmek zorundadır .

2)     Ek olarak, CTP-BG (kadrocu devrimci  gelenek) kültüründe fevkalade hissedilir yeri olan “şekilsel eşitlik” ilkesi, parti kadrolarında her göreve kendini layık görebilen” hatırı sayılır sayıda insan yaratır. Bazı akıl almaz cüretkar çıkışların, eylemlerin ve kişisel hayal kırıklıklarının zaman zaman yaşanmasında  önemli bir etmendir...

3)     Bireyler  genel anlamda parti grubunun özelde ise kendi gruplarının “organik”uzantılarıdır.  Bu nedenle aslında Genel Başkanlık değişimi “yönetici elit”lerin tümünü değiştirme isteğidir, veya parti içindeki etkinlik ve pozisyonlarını dönüştürme talebi. Bir başka deyişle, şayet Genel Başkan kendi rızası ve doğal nedenlerle görevi bırakmak istemiyorsa, süreç oldukça karmaşık ve çelişkili devam eder. Manifesto-program partilerindeki değişimin karmaşık ve çelişliki olması 3 temel maddeyle açıklamaya çalışmak sanırım yanlış olmayacaktır:

a)      Yarış, manifesto ve program yarışına dönüştürülür, yani ideolojik nedenler üzerinden bazen çok gereksiz tartışmalar yapılabilir. İktidar yarışı nedeniyle bu ideolojik sebeplendirmeler karşılıklı suçlamalara dönüşme tehlikesini barındırmaktadır, ve çoğunlukla irili ufaklı iktidar-çıkar kavgalarına alet edilir (veya, avrupa ve bizdeki örnekleriyle partiden toplu istifalar gerçekleşir ve genelde partiden istifa eden uzlaşamayan elitlerdir,ayrılanlar farklı parti kurar ve oranın yönetici kadrosu olurlar).

b)     “Karizmatik lider partileri”nin aksine (mesela Akıncı’nın TKP’si) bu tarz partilerde gruplar güçlüdür ve ağır sürtüşmeler çok daha uzun süreli olumsuz etkiler yaratır.

c)      “Herhangi bir grup üyesinin herhangi bir göreve” getirilebileceği fikrinin hakim olduğu  örgütlenmelerde hoşnutsuzluk tüm bir elit kadronun gözden çıkarılmasına, suçlanmasına neden olabilir. Bu durum sürekliliği zedeleyici bir unsurdur. Aynı şekilde tersi de gerçekleşebilir, yönetici grup kendini korumaya alıp yine kendi içinde kapalı kalmaya devam edebilir, ki bu durum  dinamizim ve devinim sorunu yaratır.

 

Sayın Talat tam da bu nedenlerle muhtemel sıkıntıların ve yaratılacak karmaşanın ortadan kaldırılması için fırsat olarak görüldü. Sayın Talat’ın toplum nezdinde saygınlığı ve parti elitlerine nazaran daha az yıpranmışlığı ve aday olması halinde tartışmasız gruplar-arası “hegomonik rakipsizliği” bulunmaz bir fırsattı. Dahası Sayın Talat birçok partili gözünde “hükümet kurbanı” bir siyasi figürdü. Tüm bu görüşler tartışma kaldırır ancak oluşan algı bu. Ve haliyle Talat, kestirme çözümler durağından kalkan ilk otobüs olacaktı...

 

 

TALAT’IN VE SİYASİ PARTİLERİN ÇEVRELENDİĞİ SİSTEM

 

Lakin, SayınTalat geçen hafta Cihan Haber Ajansın’a yaptığı açıklamada “parti liderliği” düşünmediğini bir kez daha yineledi. Birtakım gerekçelendirmelerle konuya açıklık getiren Sayın Talat, siyasette herhangi bir partinin liderliğine soyunmayı düşünmediğini  fakat “siyasi partilerin dışında ama tümüyle dirsek temasında olarak bugüne kadarki birikimleriyle hizmet etmek istediğini” belirtti. Bu gerekçelendirmeler ve anlamları  üzerinde uzun uzun tartışabiliriz. Mesela birikimleri,yetkinliği,edimleri ve kapasitesi konusunda kimsenin şüphesi olmadığı gibi, parti liderliğinin bazı çevrelerin dışlanması anlamına geleceği görüşü bir hayli tartışmalıdır. Zira Talat’ın genel politik hedef ve amaçları doğrultusunda zaten kendiliğinden bazı grupları kucaklayacak bazılarını da dışlayacaktır. “Konsensus siyaseti” otoriter rejimlerde mümkün sadece. Belki de kastettiği “çözüm ve barış bloğu”nun partiler üstü sesi olmaktır. Dahası ve en önemlisi sözünü ettiği “hizmet”in çerçevesi hakkında detay nedir, bilmiyoruz.  Neyse, konumuza geri dönelim, önemli olan büyük resim...

  Bence mesele farklı, sistemle alakalı...  

 

SİSTEMİN ADINI KOYMAK:  BAŞKANLI PARLAMENTER REJİM...

 

Sayın Talat’ın yukarıda sunduğu gerekçelendirmeler aslında Başkanlı Parlamenter sistemimize içkin çelişkileri de beraberinde getirir.

Hemen not edelim, sistem tartışmaları yapılırken KKTC’nin “hükümet ve yönetim biçimi” olarak parlamenter sistem içinde çalıştığı tanımlamasını yapmak kesinlikle olan biteni anlatmakta/açıklamakta yetersiz kalır. Bu nedenle sistemin Başkanlı Parlamenter Sistem olduğunun ayırdına varmak ve böyle kullanmak çok daha açıklayıcı olacaktır.

 

Klasik Başkanlı Parlamenter sistemlerde yasama, yürütme, yargı, hukuk normu hiyerarşisi temelinde yetki ve sorumlulukları  gereği parlamenter sistem devam etmekte, ancak Devlet  Başı veya Devlet Başkanı/ Cumhurbaşkanı  halkoyu ile seçilmektedir ( İrlanda, Bulgaristan, anayasa değişikliğiyle Türkiye, ilk akla gelenler). Yani, yürütme parlamentoda yeterli milletvekiline sahip “parti grubu” (veya grupları) tarafından yönetilir ve Hükümet Başı/ Başbakan yine aynı grup içinden çıkar, yasa yapıcı parlamento olduğuna göre aynı zamanda parti grubu yasama görevinde de belirleyici olur. Ancak Klasik Parlamanter rejimlerde olduğu gibi Devlet Başkanı/Cumhurbaşkanı parlamento tarafında değil halkoyu ile seçilir. Bu durum, parlamenter rejim içinde yürütme ve yasama erkine müdahale şansı vermez (anayasal yetki ve sorumluluklar temelinde) ve fakat  halkoyu ile seçilmiş olması Devlet Başkanı açısıdan çok önemli bir “siyasi güç ve prestij” kaynağıdır.

 

SİSTEMİN KKTC’DE ADINI KOYMAK: GÜÇLENDİRİLMİŞ BAŞKANLI PARLAMENTER REJİM VEYA SEÇİMLİ DİKTATÖRLÜK

 Ancak bizdeki örneklere bakıldığında, Kıbrıs Sorunu başta olmak üzere Cumhurbaşkanlığı’nın “siyaseten işlevsel” yetkileri  halkoyuyla seçilmiş olmanın “siyasal prestij”i ötesinde çok daha güçlü ve çok daha derin anlamlar içermektedir:

1)    Cumhrubaşkanı belirli bir siyasi hareketin lideri olduğunda, anayasal görev ve yetki sınırlandırılmasına bakmaksızın ( hukuksal bakış açısı) “siyasi gücü” dolayımsız halk oyuyla seçilen diğer örneklerde çok daha fazladır. Kuzey Kıbrıs’ta her “ana akım” partinin temel hedefi Genel Başkan’ını “toplum lideri” yapmak, yani Cumhurbaşkanlığı makamına taşımaktır. Türkçe meali şu: Yıllarca liderlik yaptığınız partinin adayı olarak seçimleri kazanırsınız, ortada oluşması muhtemel iki durum vardır. Ya kendi geleneğinizden siyasi hareket Parlamenter sistem içinde hükümet kurmaktadır (1992 öncesi ve sonrası  Denktaş örneği), veya zaten siz Başbakanlık görevini sürdürürken aday olmuş ve Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmışsınızdır ( 2005 Talat, 2010 Eroğlu). Bu noktanın detaylandırılmasını başka bir yazıya bırakmakla birlikte şunu söyleyim KKTC deneyimi şimdiye kadar göstermiştir ki “KKTC’yi yöneten (paradigma) Cumhrubaşkanı seçer”. Sayın Rauf Raif Denktaş’ın DP’nin 1992 yılında kurulmasıyla birlikte yıllarca liderliğini yaptığı ve kurucusu olduğu UBP adayına karşı yarışması bu gerçeği değiştirmez.

 

2)   Partilerin sorun/konu hiyerarşisi bakımından en belirleyici/ayrıştırıcı adeta “ kimlik oluşturucu” siyasetlerini  Kıbrıs Sorunu hakkındaki politikaları tayin etmektedir. Bu kadar önemli bir konuda tam ve en yetkili kurum olarak Cumhurbaşkanlığı  hedefi yine siyasi hareketlerin “hedef hiyerarşisi” içerisinde en üst sırada yerini alır...

 

Bu durumda, Cumhurbaşkanı hele de aynı partiden önce Başbakanlık yapmış daha sonra  Cumhurbaşkanı seçilmişse (Sayın Talat ve Eroğlu) veya hükümet etmekte olan siyasi partinin kurucu lideri/ruhani lideriyse ( Sayın Rauf Denktaş) böyle bir siyasi pozisyonun ve hükümet ile geliştirilecek ilişkilerdeki siyasi etkinliğin ve gücün farkında mısınız? Herhalde seçimli demokrasilerde eşine az rastlanır bir güç yoğunlaşmasının tek elde ve tek makamda toplanmasıdır bu durum... Efendim falanca şahıs şöyle yapmıştır filanca böyle tartışmasına girmenin manası yok. Bu sistem (hukuksal değil) siyasal açıdan tam bir “seçimli diktatörlük” sistemidir. Diktatörce yönetilip yönetilmeyeceği seçilen siyasilerin uhdesindedir.

 

3)   Tüm bu siyasi etkinliğin “yetki paylaşımı, denge ve kontrol mekanizmaları” geliştirilmeden sözde parlamenter sistem içinde vuku bulması, demokrasilerde devlet ve vatandaş arasındaki en önemli siyasi kurum olan siyasi partiler açısından çok ciddi dengesizlik ve istikrar sorunu yaratmaktadır. Yani Cumhurbaşkanı hem partinin içinde çok güçlü bir siyasi figür olarak varlığını sürdürecek ve birçok kararda önemli bir etkinliğe sahip ilişkisel ve siyasal kapasitesi olacak, hem de iç siyasetteki gelişmelerden sorumlu tutulmayacak (icra). Bu da tamamıyle hukuksal bakış açısı yanılgısıdır. Zira Cumhurbaşkanı’nın hem hükümet üzerinde çok geniş yönlendirici gücü vardır (yasal yetkisi olmamasına karşın) hem de zaten kendi konumu hükümetin başarı ve başarısızlığıyla dolaysız bağlantılıdır.

 Başbakanlık görevinden sonra Cumhurbaşkanlık görevine gelmesi halinde siyasilerin, partiler çok daha ciddi bir karmaşa yaşar. “Başbakanlık yaptıktan sonra” vurgusuyla, parlamenter sistem içinde partiyi Genel Başkan olarak yıllarca hükümete hazırlamak ve toplum nezdinden partiyi hükümet kurabilecek noktaya taşımak kastediliyor ( hem vatandaş hem de parti içindeki konum). Böyle bir örgütlenme ve siyasi hedef başından sonuna çok önemli farklı çalışmalar gerektirir. Hükümet edebilecek çoğunluk yetkisini halktan aldıktan sonra hemen akabinde Cumhurbaşkanı olmak demek, parti içi dengelerin alt üst olması ve dahası yeni Başbakan’ın halk tarafından değil de partililerce seçilmesini doğurabilir demektir. Sayın Ferdi Sabit Soyer, erken seçim nedeniyle 2005 yılında CTP-BG Genel Başkanı görevinde seçim kazanmıştır. Lakin böyle olmayabilirdi, aynen İrsen Küçük örneğindeki gibi partili delegeler tarafından seçilebilirdi. İçinde yaşadığımız siyasi ortama bir bakınız allah aşkına, toplum olarak kasım ayında UBP delegelerinin Başbakan seçmesini beklemek zorundayız. Evet bu noktada “zaten sistem gereği Başbakan seçmiyoruz” denebilir, ancak seçmen ve partililer biliyor ki parti başkanları çoğunluk yetkisi verdiğimiz partiden Başbakan olacakdırlar. Sayın Talat’ın Cumhurbaşkanı seçildiği gün CTP-BG kendi içinde kaynamaya başlamış (haklı-haksız,nasıl-neden tartışması bir kenara), UBP  ise çok daha beter bir kaosa doğru sürüklenmektedir.  UBP bu sistemin bedelini çok kötü ödeyecektir zira CTP-BG ve Talat’a nazaran Eroğlu’nun Saray’a terfi etmesi arkasında çok daha büyük bir kaos ve güç açığı bırakmıştır...

 

 

 

 

HAL BÖYLEYKEN SAYIN TALAT NASIL BİR HAREKET GELİŞTİREBİLİRDİ?

 

Farzedelim ki Sayın Talat CTP-BG Genel Başkanı oldu yeniden. Örgütlenmesini Başkanlı  Parlamenter sistem içinde hükümet olma hedefiyle gerçekleştirecektir. Genel seçim, erken olsun olmasın öncelikle Başbakanlık yarışına girecek ve partisini ona göre hazırlayacaktır. Başbakan oldu diyelim. Peki sonra? Ardından Talat yeniden Cumhurbaşkanlığı yarışına girecek ve seçilmesi halinde belki de  Başbakan, aynen İrsen Küçük örneğindeki gibi parti delegeleri tarafından seçilecek yeni Genel Başkan olacaktır.  Durum buyken, Sayın Talat’ın dışarıda beklemesi ve parti liderliği düşünmemesi herkesin hayrınadır. Ya da partilerin, içerideki güç dengelerine bakmaksızın Cumhurbaşkanı ve Başbakan adaylarını şimdiden hazırlaması gerekir ki sözünü ettiğim siyasi geleneğimizde parti Genel Başkanları aynı zamanda partilerin ve partililerin toplum lideri adaylarıdır. Aritimetik imkansızlıklar (TDP,ÖRP,DP) ve “ adaylık tekrarları”  (UBP-Denktaş 1985-90,CTP-Talat 2010) bu gerçeği değiştirmez.

 Şimdi geriye tek bir soru kalıyor: Siyasi partilerin kendi liderlerini Cumhurbaşkanı adayı göstermeleri Kuzey Kıbrıs’ta siyasi gelenektir, yukarıda irdelemeye çalıştığım nedenlerden dolayı. Sayın Talat’ın dışardan siyaset yapması, CTP-BG’nin Talat’ın aday olması halinde kendi liderini büyük ihtimalle Cumhurbaşkanı adayı göstermemesi demektir. Denktaş-UBP (1992’ye kadar) ilişkisinde olduğu gibi Parti Genel Başkan’ı partiyi parlamento seçimlerine hazırlama ve en iyi ihtimalle liderini Başbakan yapma durumunda kalacaktır. Etkilerini ve CTP-BG üzerindeki yansımalarını bu oluşan yeni durumu takip ederek hep birlikte göreceğiz. En azından teorik olarak yukarıda sözünü ettiğimiz nedenlerden ötürü göreceli istikrar yaratma ihtimalinin yeni durumun avantajları arasında olduğunu söylemek mümkün. Olumsuzluk olarak söyleyebileceğimiz Denktaş tarzı bir ruhani liderlik payesine Sayın Talat’ın yükseltilecek olması ve genel olarak parti üzerinde oluşturacağı “ikili sistem” tehlikesi.

  CTP-BG önümüzdeki Kurultay belki de 40 yıllık tarihinde ilk kez Saray’ı hedefleyen bir Lider değil Başbakanlık görevine kilitlenen bir Genel Başkan seçmek zorunda mı kalacaktır? ( yukarıda sözünü ettiğim “hedef hiyerarşisi”  ve “konu/sorun hiyerarşisi” toplamına denk düşen “total hiyerarşik konum” gereği).

Köklü bir partinin hele de bireylerin gücünü kurumlardan aldığını savunan bir partinin böyle bir “ipotek altına alınma” konusunda nasıl  tavır sergileyeceğini hep birlikte göreceğiz. Bu konunun Sol gelenekte (Denktaş-UBP ilişkisinin aksine) çok da kolay hayata geçirilemeyeceğini şimdiden söylemek sanırım hata olmaz...

 

PARTİ LİDERLİĞİ DÜŞÜNMÜYOR ANLAŞILMIŞTIR, PEKİ TOPLUM LİDERLİĞİ?

 

Bu nedenle Sayın Talat’ın niyetleri okunurken veya siyasi stratejisi, liderliği değil Genel Başkanlığı düşünmediğini söylememiz daha doğru olur. Söylemeden geçemeyeceğim, tartışma CTP-BG’yi epeyce yıpratmaktadır, bu nedenle  konu üstünde bir an önce tarafların karar vermesi ve net bir strateji ortaya konması gerekir. Yani, herkes Talat’ın niyetleri ve yol haritasıyla ilgili en azından Kurultay sürecine kadar bilgilendirilmeli ve bir karara varılmalıdır. Bir başka deyişle, benim merak ettiğim esas soru Sayın Talat’ın CTP-BG Genel Başkanlığı’na aday olup olmayacağı değil, aktif siyasi yaşamını bir sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle devam ettirip ettirmeyeceğidir. “Efendim şimdiden mi konuşulur bu meseleler” demek, bir partiyi bile bile ve göz göre göre istikrarsızlaştırmaktır. Bu sorumluluğu CTP’yi seven ve misyonuna inanan birinin taşımak isteyebileceğini düşünmüyorum.

Sayın Talat toplum lideri olmak istiyorsa yeniden, CTP-BG’nin başına geçmek zorunda kalacaktır; veya deneyim ve birikimlerini bağımsız ve emekli eski bir Cumhurbaşkanı olarak paylaşacaktır. Bundan başka bir seçenek CTP-BG’yi istikrarsızlaştırmaktan ve “ikili sistem” yaratmaktan başka hiçbir işe yaramaz... Yazıda sözünü ettiğim diğer bir istikrar sorununun önlenmesi için de Talat’ın yeniden Genel Başkan olması ve partiyi genel seçimlerde iktidar yapıp Başbakanlığı akabinde yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte göreve gelecek muhtemel Başbakan, takımıyla kendini hükümet edebilecek biçimde hazırlamalı ve tüm çalışmaların merkezinde olmalıdır. Ve tabii ki partililerin söz konusu kararlar ve kişilerin seçiminde oluşturulacak demokratik mekanizmaları etkili çalıştırabilmesi için yaratıcı yöntemler bulunmalıdır. Aksi halde Güçlendirilmiş Başkanlı Parlamenter sistem sürdüğü müddetçe genel olarak tüm bir siyasal hayat özelde siyasi partilerimiz çok ciddi demokratik istikrar sorunuyla cebelleşmek zorunda kalacakdır. Sistemin değiştirileceği güne kadar siyasi partiler yaratıcı ve hazırlıklı olmak zorunda, zira sistemin kendisi istikrarsızlığı ve anti- demokratik uygulamaları davet eder niteliktedir.

 

Sayın Talat her birkaç haftada bir verdiği demeçlerde “parti liderliği” düşünmediğini vurguluyor. Kişisel hakkıdır, kimse bir şey diyemez. Ancak, Sayın Talat’ın “toplum liderliği” konusundaki düşüncelerini  açıkça ifade etmesi de başkalarının en doğal beklentisi ve hakkıdır diye düşünüyorum. Bu gereklilik sistem içinde faaliyet gösteren siyasi parti CTP-BG’yi çok yakından ilgilendirmektedir. Nedenleri de zaten bu yazının ana konusu olan sistemsel yapının dayattığı zorunluluklardır...

Umarım Güçlendirilmiş Başkanlı Parlamenter sistemimizin yarattığı çelişkili ve diktatoryal eğilimleri ve siyasal hayatımızda meydana getirmesi muhtemel istikrarsızlık/dengesizlikleri görür ve çözüm önerileri aramaya, tartışmaya devam eder, ve belki  bir gün sistemi olduğu gibi bütünüyle değiştirebiliriz.

 

 

Siyasette cesur hakikat anlatıcılarına ihtiyacımız var!

KIBRIS GİBİ...

BİR RÜZGÂR MASALI…

Mandırada çifte bayrak

Yarım asırlık bölünmüşlüğün gölgesinde barış özlemi

Emekli maaşlarının geleceği üzerine istişare

Bir Portre, Bir İnsan

Güzelyurt bölgesinin küçük köyü Çamlıköy…

‘Verisiz, verimsiz’ tartışma geleneği!

Bir Portre, Bir İnsan


Sınırsız Sohbetler

Sağlıksız Yaşamlar 2

Tekel Cumhuriyet (TC) ve Özerkçi Yurtsever Birlik

ETTE PAHALIYIZ!

Güzel şeyler de oluyor!

Özeleştiri ve Uşşicikler: Siyasi hobbalarda eleştiri biçimi

Bir Portre, Bir İnsan

Üveyik yok, avı var

AYIP OLUYOR!

Emekli maaşlarının geleceği üzerine istişare

Bu Haber 1875  Defa Okunmuştur:
İlişkili Haberler:

Iliskili Haber Yoktur
Haber Arama:
 Yorumlar:
  Eğer, Sn. Mehmet Ali Talat CTP''nin genel başkanlığına tekrar dönerse, ben de tekrar dönerim, Ferdi Sabit Soyer hükümeti döneminde yapılanları sineye çekerek (Ö.Murat, A.Uzun vb)...
 
7/28/2010 1:56:07 AM 
 Yeniden Dönüş 

  Mutlu bey ben vatandaş olarak mutlu değilim.Yazı yazacağımıza Derviş beyin halk meclisine girip imkanlarımız çerçevesinder karşı devrim yapmak daha faydalı olacak.Cuntanın başına biri geçmeyecek yani literatüre başsız cunta terimini biz armağan edeceğiz.Buda taçsız kral gibi nesilden nesile anlatılacak. Daha sonra hep birlikte Özker Hocanın ruhunu çağıracayık sizin gibi arkadaşlar kısır tartışmaların içine girmesin diye.
 
7/28/2010 12:15:55 PM 
 Nazım Hakseven 

  Konunun geneli ile ilgili yorum yazmak istemiyorum. Yalnızca bir düzeltme yapmak istedim. Sevgili Mutlu 2005 erken seçimi Şubat ayında, Cumhurbaşkanlığı seçimi de Nisan ayında yapılmuştı. Dolayısıyle 2005 Şubat''ında CTP''nin başında hala Talat vardı. Ferdi S. Soyer Mayıs 2005''te yapılan olağanüstü kurultayda parti başkanı oldu. İlk seçimi de 2006 yerel seçimleridir.
 
7/28/2010 1:23:07 PM 
 Ahmet Canatan 

  Aynı tas aynı hamam akarken herşey, Yeni Düzen ya da Yeni Sistem nasıl başarılacak?Dünyada soğuk savaşın bitmesiyle yükselişe geçen özelleştirme furyasının bizde doğru işleyeceği bile muallak.Kıbrıs Türkü ''özgün konumu'' içinde değerlendirilmediği için gün geçtikçe eriyecek.Peki,eriyen ve kendini yitiren bir halka ha parti lideri olmuşsun ha toplum lideri ne farkedecek?Demokratik istikrar sorunumuzun yanında bir de istikrarlı asimilasyon sorunumuz var.Bu sorunu sizce yeni düzen veya yeni başkan çözer mi Mutlu Bey?
 
7/28/2010 2:57:42 PM 
 Muzaffer Serdengeçti 

   Ahmet Bey, duzeltme icin cok tesekkur ederim; ve fakat sizin soylediginiz bicimde degil yazi icinde parantez acip `ara secimler` oldugunu belirtmem gerekirdi (2006); Lefkosa ve Girne`de alinan oylar (ara secim) gayet detayli ifade ettiginiz en son secim surecinin onayi gidiydi; ancak tabii ki genel secimlerle ara secimler farkli, bu nedenle boyle bir farkin vurgulanmasi gerekiyordu. Yani `ilk secim` yerel degil, ayni anda yerel ve ara secimlerdir; ve onemli iki kentte Ferdi Sabit Soyer Baskanligi`nda iki milletveklligi de kazanilmistir. (Irsen Kucukun aksine) Baglam icinde vurgulanmak istenen Irsen Kucukle gelisen surecteki farklilik; ancak tam da soylediginiz bicimde benzerligin de vurgulanmasi ve `ara secim onayi` ile olusan `mesruluk` ve `genel secimlere hazirlama` arasindaki farkin vurgulanmasi gerekiyordu. Bu eksikligi hatirlattiginiz icin cok tesekkur ederim...
 
7/28/2010 4:32:53 PM 
 Mutlu Azgin 

   Cok haklisiniz Muzaffer Bey, yazinin teorik cercevesi oturtulmaya calisilirken sozunu ettiginiz turden bir durum, bazi diger meselelerin soyutlanmasi gibi veya analiz birimi olarak `elit yapicilar` uzerinde durulmasi gibi bir zorunluluk ortaya cikti. Ve bir anlamda soylediginiz sorunlarin olmadigi bir siyasa tasavvuru ile degerlendirme yapildi.Ancak temel olarak sistemin siyasiler ve partiler uzerindeki etkisi islendigi icin soylediginiz noktalari dislayici bir indirgemeciligin ortaya cikmasi da kacinilmazdi, ancak bu durum sozunu ettiginiz konularin dislanmasi veya `yok sayilmasi` veya `onemsenmemesi` anlamina gelmiyor. Cok haklisiniz...
 
7/28/2010 4:56:34 PM 
 Mutlu Azgin 

  ctp''de sayın f.s.soyer sonrasında lider vasıflarına haiz olaraktan başkan olabilecek birini şu aşamada ben görmem.ferdi beyde ilelebet başkan kalamayacağına göre, ctp küçülmeye devam edecektir. peki kim büyüyecektir mesela tdp büyüyecektir.ben soyer''in yerinde olsam öncelikle ''halk nasıl bir ctp istiyor'' diye kamuoyu araştırması yaptırırdım. ayrıca başarı istiyorsanız en kötüsünü düşüneceksiniz. ctp soyut bir kavrama dönüştü.
 
7/28/2010 7:30:32 PM 
 cemal erseven 

   Valla Cemal Bey, her baskan degistirelecegi zaman sizin soylediginiz turden yaklasimlar pompalanmaya calisilir. Eger CTP`de Ferdi Bey`den baska bir lider yoksa, bu zaten basli basina liderligi sorgulmayi gerektirir. Bunun ardindan kurdugunuz mantigi da anlamadim acikcasi, zira bu nedenlerle CTPnin kuculecegini ama TDP`nin buyuyecegini soyluyorsunuz; belli ki Mehmet Cakici`nin liderlik vasiflari (sizin kurdugunu mantik) cok daha takdire sayan sizin gozunuzde. Toplum nasil bir CTP istiyor kamuoyu arastirmasi soylediginiz anlamda muhakkak fayda icermektedir lakin CTPnin de halki yonlendiriciligi ayni oradan onemli sanirim, yani CTPilerin nasil bir CTP istedigi calismasinin yapilmasi bir anlamda, yorum icin tesekkurler, sevgiler...
 
7/29/2010 1:42:49 PM 
 Mutlu Azgin 

 

© 2008 Yeniduzengazetesi.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi/kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya yazarlara ait yazılardan dolayı Yeni Düzen sorumlu tutulamaz. " Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YeniDÜZEN veya yeniduzengazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz."




Web Tasarım :
Web-Art Bilişim