CTP’yi neoliberalizm mi çarptı?
CTP daha 1990’ların başında AB vizyonunu toplumla paylaştı.
Uzunca bir süredir de Kıbrıs Türk halkının kapalı ekonomik ilişkileri aşıp dünyanın ve Avrupa’nın ekonomik değerleriyle ilişkiye girmesini savunuluyor.
Ekonomik akıldan uzak yapının değişmesi ve anti-demokratik devlet düzenlemesinin tam bir reforma tabi tutulması CTP’nin temel hedefleri arasında yer almakta…
Diğer taraftan, yerli ve yabancı yatırımcının teşvik edilmesi için gerekli önlemleri almayı öngören bir siyaset izliyor CTP.
Son seçim bildirgesinde 50 milletvekili adayının imzasıyla tarihe not düşülen giriş bölümünün başlığı “Küresel dünyada yerimizi almak için” şeklindeydi…
Burada da uzun uzun CTP’nin dünya ile bütünleşme ve dünyalı bir topluma dönüşme vizyonunun odağında Batılı gelişmiş devletlerle ilişkilerin bugünün koşullarına uygun bir şekilde yani küreselleşme ve bölgesel birlikler temelinde geliştirme anlayışına sahip olduğu anlatılıyor.
Yani, CTP için Avrupa Birliği projesine dâhil olma hedefi, temel politika addediliyor.
CTP’nin AB’yle uyuma ilişkin öncelikleri aktarılırken, AB siyasi ve ekonomik kriterlerine uyum için gerekli çalışmalar üzerinde duruluyor.
Tüm bunlar partinin resmi belgelerinden derlenmiş bilgiler…
Tüm bunları hatırlatma ihtiyacı ise şundan kaynaklanıyor:
CTP, ülkemizin içinde bulunduğu koşullarda, tarihsel birikimleri ışığında ve hükümet deneyiminin zenginleştirdiği vizyonuyla, “NE YAPMALIYIZ?” sorusundan ziyade, kafa karışıklıklarını aşıp “NASIL YAPMALIYIZ?” sorusuna odaklanmalıdır artık.
Pek çok örneği vardır; AB uyum sürecinde toplumlar statükoyu aşıp gerekli düzenlemeleri hızlıca yaşama geçirmekte zorluklar yaşarlar.
Örneğin, güneyde, LGBT hakları ilk gündeme geldiğinde tüm partilerin konsensüsüyle ilgili yasa reddedilmişti.
Konuyu gündeme getiren milletvekili, “Günü geldiğinde oy birliğiyle bu yasayı meclisten geçireceksiniz” dedi.
1 Mayıs 2004’e 3 gün kala, ilgili yasa meclisten oybirliğiyle geçirildi.
Aynı durum açık ekonomiyle ilişkilendirilebilecek pek çok düzenlemeye ilişkin gerekli adımları atma noktasında da yaşanmıştır.
LGBT haklarını sağ nasıl hazmedemezse sol da bazı ekonomik adımları yadırgayabilir…
Temel vizyonunuza sıkı sıkıya bağlıysanız yadırgadığınız bazı konulara da daha geniş bakmayı önemsersiniz.
Genellikle AB vizyonunu yeterince içselleştirememiş toplum kesimlerinin muhalefeti nedeniyle ilerlemede gecikmeler yaşamış ülkeler olmuştur.
Hiç tartışmadan her şeyi kabullenmek mi önerilen?
Açık ekonomi politikaları ile şekillenen bir ortamda sizin “insana dair” mücadeleniz, eşitlik, adalet ve benzeri hassasiyetleriniz sayesinde uygulamada bir senteze ulaşılabilecektir.
Ancak bazen “ben daha solcuyum” deme gailesiyle sol adına sol içinden ve bireyler üstünden alevlendirilmeye çalışılan tartışmalar gerçekten düşündürücüdür.
Bugün AB uyum sürecinin yavaşladığı bir dönemden geçiyor Kıbrıs Türk toplumu.
İnanç azlığını ve kafa karışıklıklarını doğal karşılamak gerekir.
Bu şartlarda, AB vizyonunu da bütünlüklü bir bakış açısıyla sorgulamak ve sol adına “NE YAPMALIYIZ?” sorusuna geri dönüp farklı cevaplar üretmeye çalışmak herkesin demokratik hakkıdır.
Bu CTP’nin de hakkıdır ama bana göre, “AB vizyonunu hızla hayata geçireceğiz ancak NASIL YAPALIM ki sosyal yönden ‘insanı’ mağdur etmeden bu gelişmeleri yaşayabilelim?” sorusu temel siyasi çizgiyi oluşturmalıdır.
Bunun için iktidar tecrübesi yaşamış ve devlet yönetme sorumluluğunun ayırtına varmış sol kadroların, AB vizyonunu içselleştirmiş ve solun misyonuna ilişkin düşüncelerinin olgunlaşmış olması önemlidir.
“CTP’liyim” diyenlerin kafa karışıklığıyla değil risk alıp liderlik üstlenerek gidilecek konağa ilişkin sürekli hatırlatmalar yapmasında büyük fayda vardır.
Bana göre sol, asla ama asla, makro hedef olarak belirlediği AB ile uyumla çelişecek bir noktaya savrulmamalıdır.
CTP’yi neoliberalizm çarpmadı; bugünkü durağanlık bir tarafa, CTP, AB ile uyumda, bu süreci yaşamış tüm ülkelerdeki tüm çağdaş sol partilerin yaptığını yapmayı deniyor şartlar el verdiği oranda!