KTAMS Başkanı Ahmet Kaptan, halkın kendini yönetenlere karşı güven sorunu yaşadığını vurgulayarak, bunun ekonomik krizden daha önemli bir sorun olduğunu belirtti.
“UBP en iyi emir alan ve uygulayan”
· “Bunlar atılan küçük adımlardır, bunların çok daha tehlikelileri arkadan gelmektedir. Bu atılan adımlar aslında Kıbrıslı Türklerin işsiz burakılması ve adadan göç ettirilmesidir. Bu adımların amacı ekonomik istikrar yaratmak değil, tam tersine göçü tetiklemek ve hızlandırmak, bir toplum için en kötüsü olan beyin göçünün yaşanmasını sağlamaktır. Mantık ‘gelen Türk, giden Türk’ mantığıdır. UBP iktidarı en iyi emir alan, bunları uygulamaya en iyi koyan ve kendi toplumunu koltuk uğruna görmezden gelen bir zihniyete sahiptir” dedi.
· “Sayın Tokel’in tutumu çözüm üretici değil göstermelik bir çözüm arayışıydı. Çözüm arayışı için önce alternatiflerin konuşulması gerekir, sendikaların ve diğer ilgili tüm kesimlerin düşüncelerinin alınması gerekirdi. Ancak hazırlanan yasalar 8 Temmuz 2010 tarihinde ivedilik alınmak üzere meclise sunuldu ve görmediğimiz bir yasa hakkında destek arayışı içine girildi. Bizim bunları kabul etmemiz ve görüşme konusu yapmamız mümkün değildir”
· “Toplumun şimdi yaşadığı bu kadar rahatsızlık ve olumsuzluk karşısında ÖRP’nin hiçbir koşul sunmadan ve toplumun hassasiyetlerini gözardı ederek, sırf koltuk uğruna destek vermesi, hatta bunların yetersiz olduğunu yani daha da önlemler alınması gerektiğini, daha da fakirleşmek gerektiğini söyleyerek destek vermesi biz sendikaların ve emekli cemiyetlerinin kabul edeceği bir tutum değildir”
· “35 sendika iş ve güç birliği yapacak ve bunlar her geçen gün hükümetin attıkları adımlarla birlikte artarak devam edecek. Bunun nedeni kaos yaratmak değil, Kıbrıs Türküne yapılan olumsuz yaklaşımı yani ‘emir veren, emir alan’ konumunu orta yerden kaldırmaktır. Topluma bunları yaşatanların da bulundukları koltukları bir an önce terk etmesi, istifa etmesi ve toplumun önünü açması gerekir”
KTAMS Başkanı Ahmet Kaptan, hükümetin aldığı tedbirlerin amacının ekonomik istikrar yaratmak değil, tam tersine göçü tetiklemek olduğunu söyledi.
Kaptan, “Mantık ‘gelen Türk, giden Türk’ mantığıdır. UBP iktidarı en iyi emir alan, bunları uygulamaya en iyi koyan ve kendi toplumunu koltuk uğruna görmezden gelen bir zihniyete sahiptir” dedi.
Halkın kendini yönetenlere karşı güven sorunu yaşadığını vurgulayan Kaptan, bunun ekonomik krizden daha önemli bir sorun olduğunu belirtti.
Kaptan, 35 sendikanın iş ve güç birliği yaparak, eylemlerine devam edeceğinin altını çizerek, “Bunun nedeni kaos yaratmak değil, Kıbrıs Türküne yapılan olumsuz yaklaşımı yani ‘emir veren, emir alan’ konumunu orta yerden kaldırmaktır. Topluma bunları yaşatanların da bulundukları koltukları bir an önce terk etmesi, istifa etmesi ve toplumun önünü açması gerekir” diye konuştu.
· Soru: 35 sendika geçen hafta bir eylem yaptınız. Önce bu noktaya nasıl gelindiğini bir hatırlatır mısınız?
· Kaptan: Ülkede ekonomik sıkıntıdan çok daha önemli olan sorun çalışanların ve halkın kendini yönetenlere karşı olan güven problemidir. Kısaca geçmişe bakmak gerekirse, Şubat 2009’da o günlerdeki CTP-ÖRP hükümetinin hazırlamış olduğu bazı değişimler vardı. Bu özellikle kamuda yeni işe başlayacakların maaşlarında düşüş olacağıydı. O zamanlarda da sendikalar olarak ayağa kalkmıştık ve bu uygulamanın anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ve çalışanlar arasında “eşit işe, eşit ücret” mantığının bozulacağından iş barışını da ortadan
kaldıracağını, huzursuzluk yaşanacağını ve bunun direkt olarak verimliliği etileyeceğini söylemiştik. O tarihlerde CTP erken seçim kararı aldı. Erken seçim kararıyla birlikte KTAMS seçime giren partilere 3 soru yöneltti. Bunlar ülkenin yaşadığı sorunlarla ilgili sorulardı. Birincisi, maaş ve ücretleri düzenleyen yasayla ilgili seçim sonrasında ne yapacakları, ikincisi ülkenin doğal güzelliklerinin Türkiye’den gelen sermayedarlara karşılıksız verilmesi ve beraberinde teşviklerin yapılması ve üçüncü soru da Kıbrıs konusunda nasıl bir çözümü öngürdükleriyle ilgiliydi. O günlerde UBP çalışanlarla ilgili soruya kazanılmış hiçbir hakka dokunulmayacağı ve çalışanların maaş ve ücretlerini düzenleyen yasayı iktidar olmaları halinde mutlaka geri çekeceğini, muhalefet olmaları durumunda da red oyu vereceğini söylemişti. Bize bunu söylerken diğer kesimlere, özel sektördeki ticaret adamlarına, sanayicilere de özel sektörde çalışanlarla ilgili yeni düzenlemeler yapacaklarını söylemişti. Bu yeni düzenlemeler de çalışanların daha refah, daha mutlu olabilecekleri yani asgari ücretin daha ileri seviyelere çekileceğiyle ilgiliydi. Hatta bu konularda taahhütname imzalayıp bize verdiler.
“İKTİDARA GELEN UBP SÖYLEDİKLERİNİN TAM TERSİNİ YAPTI”
19 Nisan 2009’da 26 milletvekili ile iktidara gelen UBP maalesef söylediklerinin tam tersini yaptı. Önce iki ayda bir olan eşel mobilin aynen devam edeceğini taahhüt etmelerine rağmen bunu 6 aya çıkardılar. Daha sonra ise çalışanların maaş ve ücretlerini düzenleyen yasayı meclisten geçirdiler ve çalılşanlar arasında ayrım yaptılar. Kasım 2009’da o günlerin
Başbakanı Derviş Eroğlu, Türkiye Devlet Bakanı Cemil Çiçek ve Maliye Bakanı Ersin Tatar görüşme yapıp ekonomik istikrar paketi adı altında bir anlaşma imzaladıklarını söylemiştik ve o günlerde Sayın Eroğlu ve Tatar bizi yalanlamıştı. 5 Ocak 2010 tarihinde bu paketin bizim söylediğimiz tarihte imzalandığı resmi gazetede de yayınlanarak halkın bilgisine getirildi. Bu anlaşma Türkiye Cumhuriyeti’nde iktidar olan AKP’nin buradaki çalışanlarla ilgili yaptırımları ve ileriki günlerde hangi hakların ne zaman, nasıl geriye gideceğine dair bir hareket planıydı. O günlerde biz emeklilerle de ilgili bazı yaptırımlar olacağını söylemiştik, emekli örgütleri de harekete geçti. UBP 19 Nisan 2009, 18 Nisan 2010’u ve daha sonra 27 Haziran 2010 seçimleri öncesinde vaatler verdi fakat ne yazık ki seçimden 48 saat sonra Türkiye’ye verdikleri taahütleri tek tek yerine getirmeye başladı.
“ÇOK DAHA TEHLİKELİ ADIMLAR GELMEKTEDİR”
· Soru: Bundan sonra neler olacak?
· Kaptan: Aslında bunlar atılan küçük adımlardır, bunların çok daha tehlikelileri arkadan gelmektedir. Bu atılan adımlar aslında Kıbrıslı Türklerin işsiz burakılması ve adadan göç ettirilmesidir. Bu adımların amacı ekonomik istikrar yaratmak değil, tam tersine göçü tetiklemek ve hızlandırmak, bir toplum için en kötüsü olan beyin göçünün yaşanmasını sağlamaktır. Mantık ‘gelen Türk, giden Türk’ mantığıdır. UBP iktidarı en iyi emir alan, bunları uygulamaya en iyi koyan ve kendi toplumunu koltuk uğruna görmezden gelen bir zihniyete sahiptir.
“EYLEMLERDEN EYLEMİ YAPANLAR DA MUTLU OLMUYOR”
· Soru: Bu gelişmeler yaşanırken sizlerle görüşme yapıldı mı?
· Kaptan: 18 Nisan 2010’a kadar olan süreçte gerek kamu görevlilerinin sorunları, gerekse ülkede yaşanan sorunlarla ilgili Sayın Eroğlu’ndan defalarca randevu talep etmemize rağmen maalesef hiçbir randevu talebimize cevap vermedi ve bizimle hiçbir görüşme yapmadı. Görüşmelerimiz sadece eylem sonrasında zorlamalarla olmuştur. Cumhurbaşkanlığı sürecinde Sayın Eroğlu “sarayın kapılarını halka açacağım” dediğinde bu bize çok komik gelmişti. Çünkü başbakanlığı süresince bize kapısını açmayıp, cumhurbaşkanlığının kapılarını açacağını söylemesi bize komik ve anlamsız gelmişti. Sayın Küçük’ün başbakan olduğu süreçte de Sayın Küçük’le de görüşme şansına sahip olamadık. Sadece bir kez görüşmemiz oldu, o da Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Hastanesi’ndeki eylem sonrasında kitlemizle birlikte Başbakanlık önüne gittik ve o esnada bizi lütfedip kabul ettiler ve kendileriyle görüşebildik. Ülkenin sorunlarını
dialog kurmadan, karşılıklı konuşmadan nasıl çözeceğiz? Eylemler, grevler sonrasında da maalesef hükümet ya eylemlerimizi küçük göstererek bizi toplumla karşı karşıya getirmeye çalışıyor ya da bizimle alay etmeye çalışıyor. Bu da çalışma barışını kökünden dinamitlemektedir. Nasıl ki kamuoyu bu eylemlerden mutlu olmuyorsa, eylemi yapanlar olarak biz de mutlu olmuyoruz. Eylem, bir örgütün kullanması gereken en son silahtır ama maalesef kullanmak zorunda bırakılıyoruz.
“TOKEL’İN TUTUMU GÖSTERMELİK BİR ÇÖZÜM ARAYIŞIYDI”
· Soru: 35 sendikanın eylemi sonrasında Çalışma Bakanı Türkay Tokel ile bir görüşme yaptınız. Bu görüşmede neler konuşuldu?
· Kaptan: Çalışma Bakanlığı bizim randevu taleplerimize hiç cevap vermediği halde eylem günü sendikaları ziyaret etmeye başladı, ki burada bir art niyet vardır, çözüm arayışındaymış gibi bir imaj yaratmak adına sendikalarımıza ziyaret başlatmışlardır. Sendikalar 6 Temmuz 2010’da bir araya geldi ve 7 Temmuz 2010’da sayın bakanın KTAMS’a yapacağı ziyarette 35 sendikadan temsilcilerin bulunması kararı aldı. Bu toplantıda Sayın Tokel’e yaptığının ne kadar yanlış ve art niyetli olduğu hatırlatıldı ve çalışanların ve emeklilerin alım güçlerini geriye düşürecek bu yasaların Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin Kıbrıs Türkü’ne bir dayatması olduğu ve dayatanlar kadar bu emri uygulayanların da aynı derecede suçlu oldukları ve toplumun kendilerini asla affetmeyeceği söylendi. Bu yasalar geri çekilmediği taktirde de hiçbir sendikanın kendilerine randevu vermeyeceği, görüşme yapmayacağı, görüşme masasının başbakanlıkta olduğunu ve bunların ancak geri çekildikten sonra görüşülebileceği vurgulandı. Sayın Tokel’in tutumu çözüm üretici değil göstermelik bir çözüm arayışıydı. Çözüm arayışı için önce alternatiflerin konuşulması gerekir, sendikaların ve diğer ilgili tüm kesimlerin düşüncelerinin alınması gerekirdi. Ancak hazırlanan yasalar 8 Temmuz 2010 tarihinde ivedilik alınmak üzere meclise sunuldu ve görmediğimiz bir yasa hakkında destek arayışı içine girildi. Bizim bunları kabul etmemiz ve görüşme konusu yapmamız mümkün değildir.
“ÖRP KOLTUK UĞRUNA DESTEK VERİYOR”
· Soru: ÖRP’ye de silah çelenk koydunuz...
· Kaptan: Bundan 1 yıl öncesini hepimiz hatılayalım, gerek UBP gerekse DP ÖRP’den dolayı meclise girmemişlerdi ama aylarca maaşlarını almışlardı. Özellikle UBP ile ÖRP arasında ağıza alınmayacak seviyede tartılşmalar yaşanmıştı. Toplumun şimdi yaşadığı bu kadar rahatsızlık ve olumsuzluk karşısında ÖRP’nin hiçbir koşul sunmadan ve toplumun hassasiyetlerini gözardı ederek, sırf koltuk uğruna destek vermesi, hatta bunların yetersiz olduğunu yani daha da önlemler alınması gerektiğini, daha da fakirleşmek gerektiğini söyleyerek destek vermesi biz sendikaların ve emekli cemiyetlerinin kabul edeceği bir tutum değildir. Aslında kendi kitlelerine de ihanet içerisindedirler.
“TOPLUMA BUNLARI YAŞATANLAR İSTİFA ETMELİ”
· Soru: Bundan sonra neler yapmayı düşünüyorsunuz?
· Kaptan: 9 Temmuz 2010’da hükümete verdiğimiz süre doldu. Aldığımız karar doğrultusunda işyeri bazında sürekli grevlerimizi bir gece önce bildirmek kaydıyla hayata geçireceğiz. 35 sendika iş ve güç birliğini yapacak ve bunlar her geçen gün hükümetin attıkları adımlarla birlikte artarak devam edecek. Bunun nedeni kaos yaratmak değil, Kıbrıs Türküne yapılan olumsuz yaklaşımı yani “emir veren, emir alan” konumunu orta yerden kaldırmaktır. Topluma bunları yaşatanların da bulundukları koltukları bir an önce terk etmesi, istifa etmesi ve toplumun önünü açması gerekir.
Dünyada oluşan ekonomik krizin bizi etkilememesi mümkün değildir. Ama dünyadaki krizler aşılırken ülkeler hükümetleriyle, sivil toplum örgütleriyle bir araya gelerek bu oluşan ekonomik krizi veya oluşacak olan ekonomik krizi nasıl aşabileceğinin tartışmasını yaparak aşmaya çalışıyor ve birçok ülke de bunları çok fazla hissetmeden aşabilmiştir. Çalışanların bazı hakları donduruldu, bazı haklarından fedakarlık ettiler ama tedbirlere birlikte karar verdiler ve uygulama esnasında birbirlerini desteklediler. Güney’de de bir takım ekonomik tedbirler alındı ama bu ekonomik tedbirler Yunanistan’ın ya da AB’nin empozesiyle olmamıştır. Rum hükümeti gerek sendikaları, gerekse sivil toplum örgütlerini bir araya toplayıp birçok kararlar üretip, bunları birlikte sahiplenip toplumun önüne de birlikte çıktılar ve ekonomik krizi aşmanın yollarını birlikte buldular. Ayrıca UBP’nin dediği gibi kimse de işinden olmadı. Bizim ülkemizde de bu şekilde bir yöntem uygulandığı taktirde, yani bu paketi getirenin koltuğunun altına paket verilip geri gönderilirse, biz, diğer paydaşlarımız olan Sanayi Odası ve Ticaret Odası ile biraraya gelip herkesin aynı oranda yapacağı fedakarlıklarla sorunları aşabiliriz. Ekonomik krizi aşma adına kendilerine 20 öneri verdik. Kasım 2009’da verdiğimiz bu önerilerin de dikkate alınması gerekir. Bizler öncelikle ülkede kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınmasını, vergi adaletinin sağlanmasını, nüfus akışının yani ülkeye giriş çıkışların kontrollü olmasını ve gereksiz çalışma izinlerinin verilmemesini ve ülkedeki işsizlerin iş imkanına kavuşturulmasını istiyoruz.