1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. DESTUR, ERKEK VAR!
DESTUR, ERKEK VAR!

DESTUR, ERKEK VAR!

Elye köyündeki akrabalarımızı ziyarete giderdik çocukluğumda. Bazen beni oraya bırakırlardı. Üç dört gün kalırdım. Hayretle tanıklık ettiğim bir durum vardı: Kadınlarla bir evden ötekine ziyarete kestirmeden değil de uzun bir yol dolaşarak gider

A+A-

 

         Elye köyündeki akrabalarımızı ziyarete giderdik çocukluğumda. Bazen beni oraya bırakırlardı. Üç dört gün kalırdım. Hayretle tanıklık ettiğim bir durum vardı: Kadınlarla bir evden ötekine ziyarete  kestirmeden değil de uzun bir yol dolaşarak giderdik. Erkeklerin oturduğu köy kahvesinin önünden geçmemek için yapılırdı bu... Erkeklerin sakınılması gereken bazı varlıklar olduğunun bilgisi bana o günlerde verilmiştir ilk. Ben şehirli bir kızdım tabii.  Daha modern bir hayata aittim. Şehirde erkeklerden o kadar da kaçmak gerekmezdi. Yine de dikkatli olunmalıydı.

Televizyon başına toplaşarak ya da kışlık- yazlık sinemalarda izlediğimiz Türk filmlerinde de erkeklerin ne kadar tehlikeli olduğunu; kadınlara ne büyük kötülükler yapabileceklerini izlerdik. Çoğu İstanbul’da geçen bu filmler bana şehrin korkutucu hikayeler sakladığı duygusunu verirdi.  Hemen hemen her yıl yaptığımız İstanbul ziyaretlerinde kötü adamların her an beni kaçırıp sokaklarda dilendireceği, sonra da bir pavyona satacakları korkusunu yaşardım. Bir gün annemle kalabalık arasında ayrı düşmüş halde vapurdan inerken adamın biri elimi tutup beni çekiştirmiş; ben panik içinde bağırırken adam kendi kızının elini tuttuğunu sandığını söyleyip kaçıp gitmişti.

 Kadınların iki ayrı ses tonu ve beden dili olduğunu hayretle keşfetmiştim. Erkeklerle konuşurken değişirdi ses tonu…  Kimi kez ürkekleşir; kimi kez de daha cilveli hale dönüşürdü. Kendi erkeklerinden söz ederken hafif sitem etseler de korurlar ve sahiplenirlerdi onları.

O günlerde de kadınlar için eskilerde çok daha kötü zamanlar olduğunun bilgisi aktarılırdı. Ninelerimiz,  daha küçücükken evlendirilmiş ve epey baskı görmüşlerdi.  Bir yanda modernleşme, bir yanda gelenek vardı.  Geçmişe dair hikayeler öylesine korkutucuydu ki bugünü düşününce içimize su serpilirdi.

Şehirdeki kadınlar arasındaki misafirliklerde bazı kadınlarla erkeklerin yaptığı ayıp şeylere dair dedikodulara kulak misafiri olurdum… Hayatın, karmaşık, sonsuz keşiflere açık ama aynı oranda da korkutucu olduğu duygusunu yaşardım can sıkıntısıyla geçen monoton yaşantılar içinde…  Erkekleri ölüme bulaşmış bir ülkeydi bizimkisi… Her yanı karartmış militarizm içinde ortalığı temizleyip parlatmak, hayata keyif ve renk katmak düşmüştü kadınlara…  Kıbrıslıtürk elitlerin daha çok da İngiliz etkisi taşıyan bir modern hayatı vardı… İngiliz modernizminden sonra  Kemalizm  heyecanla benimsenmiş, giyim kuşamda rahat başka bir tutuculuğa geçilmişti. Şıklık taşıyan hayatlardı bunlar ama garip bir ikiyüzlülük hissederdim. Üst orta sınıfta daha oturmuştu da daha alt sınıflarda  ithal modernizmin eğreti duruşu vardı.  Bir kız çocuğu olarak kadınların hayatına dahil olmalıydım. Ne kadar istemesem de…  Babamın kitabevinde yapılan politik sohbetler beni daha çok cezp ediyordu oysa…  Sonradan düşündüm de biz “babalarının kızları” olmuş bir kuşağız. Geleneksel kadın rollerini ret ederken annelerimizden çok babalarımızı örnek almışız.

Annemin ölüm yıldönümlerinde bazen evde çeşitli etkinliler yaparım. Her yanı annemin fotoğrafları, zeytin dalları, mumlarla süsler annemin yemekleri ya da tatlılarından pişiririm. Bir keresinde  anne şiirleri okumuştuk. Bir başka sefer toplumsal cinsiyet atölyesi düzenlemiştim. Ama hiç unutmadığım anne-kız ilişkisiyle ilgili atölyedir. Çok kozmopolit bir kadın grubuyduk. Herkes annesinin fotoğraflarını getirmişti ve annesi üzerine konuştu. Ortak kavram “utanç” idi… Kuşağımın kadınları olarak geleneksel kadın rollerini reddetmiş ve babalarımızın mesleklerini seçmiştik.

Kadınlarla erkeklerin dünyasının ne kadar keskin bir hiyerarşi ile ayrılabileceğini evliliğim nedeniyle bir süre kaldığım Sivas’ta gözlemlemiştim. O yüzden dindar çevreler fena halde ürkütür beni. Sevdiğim dindar insanlar vardır ama onlarla mesafeli bir ilişki kurduğum, hayatlarına herhangi bir bağla bağlı olmadığım için mümkündür bu… Diğer türlüsünün bir kabus olduğunu biliyorum. Bu yüzden kadınların dindar ve konservatif politikacılardan korkusu çok anlaşılırdır benim için. Bunun Türkiye’deki bazı tezahür ediş biçimlerinden, adeta Beyaz Türk ırkçılığına dönüşmüş, sınıfsal ve statüsel kibir taşıyan halinden ürksem de…

Bazen bazı tutucu erkeklerin bakışlarıyla karşılaşır ve kafalarından neler geçtiğini okurum. Hatta bazı kadın arkadaşlarla onların kafalarındakini ses tonlarını da taklit ederek repliklere dönüştürüp eğleniriz. Hayat böylesi bir erkek modeliyle muhatap olmak zorunda kalmış kadınlar için hiç de eğlenceli değil biliyorum. Ama değişecek dünya… Kadınların çok daha özgür olacağı günlere kavuşacağız mutlaka.

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1679 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler