1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Dershanelere Kapanır Mı?
Dershanelere Kapanır Mı?

Dershanelere Kapanır Mı?

Türkiye Eğitim Sistemi, “4+4+4” modelinin tartışmalarını atlatmadan yeni bir eğitim gündemi ile karşılaştı; “dershanelerin kapatılması”… Üstelik bu kez geriye dönüş yok gibi… 2013-2014 öğretim yılında Türkiye’deki

A+A-

 

 

Türkiye Eğitim Sistemi, “4+4+4” modelinin tartışmalarını atlatmadan yeni bir eğitim gündemi ile karşılaştı; “dershanelerin kapatılması”… Üstelik bu kez geriye dönüş yok gibi… 2013-2014 öğretim yılında Türkiye’deki dershanelerin kapatılacağı kamuoyu ile paylaşıldı bile…

 

Peki, ama bizde durum ne? Biz bu yapıdan nasıl etkileneceğiz? Bizim de böyle bir radikal karar almamız mı gerekiyor? Yoksa tam tersi dershanelerin varlığı eğitim sistemimiz için gerekli mi?

 

Kuşkusuz yukarıdaki sorulara verilecek yanıtlar, eğitime hangi pencereden baktığınıza göre değişecektir… Ancak galiba eğitim yapılanmasının genel fotoğrafına bakmakla işe başlanması gerekliliği aşikardır… Bu anlamda ülkemizdeki dershanelerin ve kurs yerlerinin neler olduğuna şöyle bir baktım: Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın resmi web sitesinden paylaşılan bilgilere göre ülkemizde; 19 dershane, 68 kurs yeri, 64 okul öncesi ve etüt merkezi bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle toplamda 151 “dershane, kurs yeri ve etüt merkezimiz” var... Bu rakamların son güncelleme tarihinin 20 Nisan 2011 olduğu ve sadece kurum açma izni olanların bu dokümanda yer aldığı düşünüldüğünde, gerçek rakamın 151’den çok daha yukarılarda olduğu söylenebilir. Bir de bunlara sayısı tutulamayan özel dersler eklenirse ne denli büyük bir rakamdan bahsettiğimiz ortadadır…

 

Ancak bütün bunlara rağmen yine de biz 151 sayısını bir yerlere not edelim. 151 “dershane, kurs yeri ve etüt merkezimize” karşın acaba kaç tane okulumuz var? İşte yanıt; okulöncesi ve ilkokul olarak 113, ortaokul ve lise olarak 32, meslek lisesi olarak da 11 olmak üzere toplam 156 devlet okulumuz var.  Yani “dershane, kurs yeri ve etütlerin” toplamından sadece 5 fazla…

 

Kuşkusuz bu rakamlar; dershanelerin, kurs yerlerinin ve etüt merkezlerinin eğitim sistemini ele geçirdiği şeklinde yorumlanamaz. Ancak okul dışındaki öğretim faaliyetlerin ne denli büyük bir kütleye sahip olduğunu gözler önüne sermektedir… Gazete sayfaları dolduran “dershane, kurs yeri ve etüt merkezi” reklamlarından bile bunu anlamak mümkün… Bu kadar çok okul dışı öğretim kurumu varsa okullar ne iş yapıyor sorusu akla gelmiyor değil!

 

Peki, ama dershanesiz, özel derssiz bir eğitim sistemi mümkün mü? Ya da gerçekten bu kadar çok dershaneye, kurs yerine, etüt merkezine veya özel derse ihtiyaç var mı? Ve bunlar bizim eğitim sistemimizde de ortan kalkar ya da kaldırılır mı?

 

Ne yazık ki çoktan seçmeli sınavlara dayalı bir eğitim yapılanması, öğrencileri ister istemez kısa ve pratik çözüm yollarını kullanmaya zorlamaktadır. Bu da öğrencileri pratik çözüm yollarını ve sınavda çıkan soru tiplerini öğrenebilecekleri bir yer arayışına itmektedir.

 

Öğretmenler, çoğu zaman dershaneye giden ve gitmeyen öğrencilerle bir arada ders yapmak zorunda kalmakta, derste öğrenemedikleri konuları nasıl olsa dershanede öğreneceğini düşünen öğrencilerle karşılaşmaktadır. Hatta öğrenciler, anne-babalar ve idareciler tarafından sınava yönelik ders işlemeleri ve programda yer alan ancak sınavda çıkmayan konuları detaylı işlememe gibi baskılara maruz kalabilmektedir.

 

Öte yandan anne-babalar, dershane ve özel ders için harcadıkları çok büyük paralar için şikayet etmekte ama aynı zamanda dershane ve özel ders üzerinden başarı yakalama isteğini ısrarla sürdürmektedir.

 

Ülkemizdeki eğitim araştırmaları da dikkate alındığında, iç içe geçmiş bütün bu olgular arasında, yapılabilecek şu 5 olgudan bahsedebilirim:

1.    Okullarımız, öğrencileri bir üst eğitim dönemine ve yaşama hazırlamak işlevlerini yerine getiremediği,

2.    Öğretmenlerimiz, öğrencilerin bireysel farklılıklarını dikkate alan ve sadece sivrilen bazı öğrencileri değil de tüm öğrencilerin performansını artıracak anlayışla öğretim yapmadığı,

3.    Okulların alt yapı ve teknolojik donanımları en azından öğrencinin kendi evindeki kadar bir seviyeye erişemediği sürece,

4.    Anne-babaların, herhangi bir sınavda birinci gelmenin gerçek başarıyı göstermediğini anlamadığı sürece,

5.     Ve en önemlisi okul için uygulamaları dikkate almayan, öğrencinin üst düzey düşünme becerilerini içermeyen çoktan seçmeli sınavlara dayalı bir yapıdan çıkarılamadığı sürece dershanelere ihtiyaç olacak ve onlar da eğitim hayatımızda var olmaya devam edeceklerdir…

 

 

 

 

 

ANLAYANA - GÜLMECE

 

Irkçılık

Vantrolog,  eline aldığı kukla ile konuşuyor, sarışın kadın esprileri ile kendisini izleyenleri güldürmeye çalışıyordu… Bu arada arka sıralardan sarışın bir kadın ayağa kalkarak öfke ile konuşmaya başladı:

-      Affedersiniz ama görüyorum ki sarışın kadınların aptallığı ile ilgili şakalar yapıyorsunuz.  Peki, söyle misiniz, bu kanıya nereden vardınız? Tek suçumuz saçımızın rengi mi yani… Bu yaptığınız ırkçılık olmuyor mu? Kadınların birçoğunun sarışın olduğu ülkeler var. Oralardaki kadınları tanımadan, onlara hakaret etmiş olmuyor musunuz?

 

Bu konuşma üzere vantrolog çok mahcup ve üzgün bir ifade ile

-      Şey… Çok özür dilerim, sadece şaka yapıyordum. Eğer sizi üzdümse…

 

Sarışın kadın vantrologun sözünü keserek tekrar konuşmaya başlar:

-      Ben sizinle konuşmuyorum bayım. O elinizdeki kısa boylu adamla konuşuyorum. Hem boyuna bakmıyor hem de bize laf söylüyor. O özür dilesin…



Dönmüsler kafeye... Ama bu kez uyanik duruyorlar.
Trenin sesini duyar duymaz kalkmislar ve kosmaya baslamislar. Içlerinden ikisi; biri bir vagona, digeri baska vagona zar zor yetismis... Üçüncü ise geride kalmis ve yetisememis...
Bir süre dövündükten sonra baslamis katila katila gülmeye.
Durumu gören istasyon memuru dayanamayip sormus:Hem treni kaçirdin hem gülüyorsun!
Nasil gülmeyeyim!... Onlar beni ugurlamaya gelmişlerdi..zaman?Bir buçuk saat sonra...
Yine dönmüsler kafeye. Yine çay, yine lâf ve derken yine düdük sesi. Kosmuslar ama bu defa da treni kaçirmislar.Bir saat sonra bir tren
daha varmis.
Dönmüsler kafeye... Ama bu kez uyanik duruyorlar.
Trenin sesini duyar duymaz kalkmislar ve kosmaya baslamislar. Içlerinden ikisi; biri bir vagona, digeri baska vagona zar zor yetismis... Üçüncü ise geride kalmis ve yetisememis...
Bir süre dövündükten sonra baslamis katila katila gülmeye.
Durumu gören istasyon memuru dayanamayip sormus:Hem treni kaçirdin hem gülüyorsun!
Nasil gülmeyeyim!... Onlar beni ugurlamaya gelmişlerdi..

zaman?Bir buçuk saat sonra...
Yine dönmüsler kafeye. Yine çay, yine lâf ve derken yine düdük sesi. Kosmuslar ama bu defa da treni kaçirmislar.Bir saat sonra bir tren
daha varmis.
Dönmüsler kafeye... Ama bu kez uyanik duruyorlar.
Trenin sesini duyar duymaz kalkmislar ve kosmaya baslamislar. Içlerinden ikisi; biri bir vagona, digeri baska vagona zar zor yetismis... Üçüncü ise geride kalmis ve yetisememis...
Bir süre dövündükten sonra baslamis katila katila gülmeye.
Durumu gören istasyon memuru dayanamayip sormus:Hem treni kaçirdin hem gülüyorsun!
Nasil gülmeyeyim!... Onlar beni ugurlamaya gelmişlerdi..

 

 

AKLINIZDA BULUNSUN

 

 

Müfredat ve Düşünme

        

         Kelime anlamı bakamından müfredat; bir bütünü oluşturan parçalar, ayrıntılar demektir. Eğitim bilimi literatüründeki adı ile öğretim programı ya da alışılagelmiş tabiriyle müfredat; bir dersin hedeflerini, içeriğini, nasıl öğretilmesi ve ölçülmesi gerektiğini gösteren bir bütünden başka bir şey değildir…

 

         Düşünme ise gözlem, deneyim, sezgi, akıl yürütme veya diğer yollarla elde edilen bilgileri analiz etme, değerlendirme disiplinidir… Başka bir ifade ile düşünme; eldeki bilgilerin ötesine gitmedir…

 

         Aslında bu iki kavram bir eğitim sisteminin niteliği ile yakından ilgilidir. Prof. Dr. Yüksel Özden “Eğitimde Yeni Değerler” kitabında, müfredat ve düşünme ilişkisini şu cümleyle özetliyor: “Müfredat düşünmeyi engellememelidir.” Gerçekten de öyle… Çağdaş bir eğitim sisteminin en önemli unsuru, o eğitim sistemindeki öğrenenlere, düşünmeyi öğretebilme kapasitesidir. Birçok eğitim araştırması, bu kapasitenin ne denli yüksek ise bireysel ve toplumsal başarı ve kalkınmanın da o denli büyük olduğunu göstermektedir.

 

         Bu nedenle her öğretim düzeyindeki dersler, öğrencilere düşünmeyi öğretecek şekilde programlanmalıdır. Lise öğrenimini tamamlayan bir kişi önyargı, tutarsızlık ve sunulan bilginin güncelliği konusunda bir değerlendirme yapabilme becerisini kazanmalıdır. Öğrenciler, olgu ile görüşü ayırt edebilmeli, temelsiz varsayımları saptayabilmeli, kurgulanmış olayı ya da propagandayı fark edebilmeli daha da önemlisi bütün bu durumlara mantıklı çözümler üretebilme becerisine sahip olmalıdır. Bütün bunlar için de yapılması gereken ilk ve en önemli şey; müfredatları düşünmeyi içerecek biçimde yapılandırmaktır.

        

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1079 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler