1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. DERE TEPE KIBRIS…
DERE TEPE KIBRIS…

DERE TEPE KIBRIS…

Ahmet Tolgay’dan yeni bir belgesel kitap… YEŞİLIRMAK’TAN – DİPKARPAZ’A… DERE TEPE KIBRIS… Mart 2011’de yayımlanan “Naftalin Kokulu Kıbrıs” adlı kitabından sonra, aynı yılın Eylül ayında, Dr. F

A+A-

 

 

 

Ahmet Tolgay’dan yeni bir belgesel kitap…

YEŞİLIRMAK’TAN – DİPKARPAZ’A…

DERE TEPE KIBRIS…

Mart 2011’de yayımlanan “Naftalin Kokulu Kıbrıs” adlı kitabından sonra, aynı yılın Eylül ayında, Dr. Filiz Besim’le birlikte çalışıp yayımladıkları, “Onay Fadıl Demirciler” adlı kitaptan sonra, geçtiğimiz günlerde, “Bu bir dönem kitabıdır…” dediği: “Yeşilırmak’tan Dipkarpaz’a… Dere Tepe Kıbrıs” adlı kitabını çıkarmış, gazeteci – yazar, Ahmet Tolgay.

Kitap gerçekten de çok ilgi çekici, yazarının da tanımladığına göre, (2011) yılı Temmuzu’nda başlayıp, yıl sonuna kadar ülkemizin (28) Belediyesi’nde – gazetesi adına – yaptığı çalışmalarda, yerel yaşama dair edindiği bilgi birikimlerini harmanlayarak oluşturduğu belge niteliğinde, önemli bir yapıt yine, yazarın tanımıyla:

“Kuzey Kıbrıs’ta: “Güncelden – Geçmişe… Mitolojiden – Otantiğe” yerel yaşamın belgesel bir tanıklığı…”

“Ve, ülkemizde yayılmasını çok arzu ettiğimiz bir başka olgu ise: Kitabın Sponsorluğunu, ‘İktisat Bank’ yapmış.

YEŞİLIRMAK’TAN… DİPKARPAZ’A…

Konu ne olursa olsun, bir kişi, bir ülke ya da bir olayla ilgili, bilgi sahibi olmak, bir bilinç ve bellek oluşturmak istediğimizde genellikle “yazılı kaynaklar’a” başvurmak durumundayız. Ve, bir ülkenin “bellek zenginliği” oranındadır insanının + dünyanın o ülke ve genel kültürüyle ilgili bilgisi… daha da öte, saygısı… Ama, maalesef, bizim “yazılı kaynaklarımızı – belgelerimizi”, önce Osmanlı  sonra da İngiliz götürdü giderken. O yüzden, ülkemiz ve kültürümüz konusunda yazılan her satırın belgesel + bilimsel bir değeri var.

Bizi biz yapan geçmişimizi + benliğimiz ve belleğimizi oluşturan – oluşturacak olan bu tür kitapları büyük bir dikkat, sevgi ve sevinç içinde okuyor ve notlar alıyorum. Bellek unuttuğunda yeniden kitaba sarılmak için.

Çünkü, kültürü yok sayılmış, her birey, ilk insan gibi, bilinçsiz, duygusuz, algısız, zihinsel edimlerden yoksun, her türlü tehlike ile karşı karşıyadır…

YAZAR…

“Yazar, yaşadığı ülkeyi – insanını – çağını” yansıtmalı mı?” vb. soru ve tartışmaların içine genelde çok dahil olmamaya çalışsa da insan… Benim inancım, edebiyatın temel kurallarına zarar vermeden, yazarın çağının tanığı olmasıdır… Tabii ki, bunu bir “emir” gibi dayatmamak gerek hiçbir yazara…

Bir yerde okumuş ve belleğime yazmıştım: “Günlük olaylarla fazla ilgilenen bir yazar, gazetecidir… Geçmişle fazla ilgilenen bir yazar ise tarihçidir…”

İki yüz otuz bir sayfalık bu kitap gerçekten de “İnsana ve kültürümüze” dönük bir belgesel. Konusunu anlatırken, toplumsal bazı olaylardan yararlanması da artısı…

***

Son olarak benim eklemek istediğim: Bu kitaba – çok önemli ve gerekli olan – “İçindekiler” - bölümünün neden konmaması…

Bir de – tabii ki yazarının tercihi, saygı duymak gerek ama – her konu, bir de resimle zenginleştirilebilirdi…

Ama, bunlar ayrıntı… Bu kitap belleğimize bir armağan… Başka kitaplarla sürmesi dileğiyle.

Ve, sürmesi gereken bir başka dilek ise, ülkemizde “İktisat Bank” gibi sponsorların artması…

Tabii… Belge niteliğindeki çalışmaların da…

Emeğine sağlık sevgili Tolgay… Yazmaya devam dileğiyle…

 


VARLA YOK ARASI

 

Karar verdim, zamanım ve sağlık durumum ne olursa olsun, “Lefkoşa’ya Mektuplar” diye bir kitap yayımlayacağım. Bu, benim, “Şeherime” karşı en büyük görevim. Çünkü,

Lefkoşa, hem kendi hem de, Kıbrıs’ın kendisidir, benim için… Bir de, “Onunla ilgili, bazı gerçeklerin”, belki, yazıyla / sözle hatırlanmasını sağlarım… Sağlayabilirim umudu…

Ben, uzun yıllar, bir şeye sevindiğim ya da üzüldüğüm zamanlarda, Öğretmenler Sitesi’nden yola çıkar, Lefkoşa içine kadar yürürdüm… yürürken de – neredeyse – her adımda bir öğrencim, bir tanıdığımla karşılaşır, bir süre “Sevgi yumağına” dönüşür, sonra yoluma devam ederdim… Ama, artık bunu yaşamaya olanak yok… yok…

Artık içimden gelmiyor, gidemiyorum, sarmaş dolaş olamıyorum Şeherimle… Ama, artık derinden hissediyorum ki:

“Gidilemeyen bir şehir daha derin izler bırakır insanda… Yaşanamayan bir aşk gibi tıpkı…

 

ZOR… ÇOK ZOR…

Varla-yok arası…

Olanla – olmayan…

Dünle- bugün arası…

Hem var hem yok… Ama, yok olan bir şey… Hatta, çok şey var!

Her an farklı bir şekilde yaşıyor, hissediyorum ama söze / yazıya dökmek zor…

“Ağlamadan bir öncenin gülümsemesi gibi” bazen…

Dünün – bugünün en anlatılmaz hali…

“Sen Lefkoşam… Şeherim, sana, sekiz yaşında gelen senin umurunda olmasa da, seni çok seven, O saçları örgülü, “dağ keçisi” gibi yaban, küçük kızın uykusu musun, ninnisi mi; yoksa, yürek ağrısı mı?

Hep, bir an önce ile, bir an arası, yaşam, telaş, tedirginlik, bekleyiş…

***

Uzun bir yolculuk olacak, “Lefkoşa’ya – Şeherime Mektuplar…”

Başlangıcı da bitimi de (hiç bilinemeyecek) upuzun bir yolculuk…

Yaşama ve varoluşa ilişkin tutulan günceler bunlar… Belki de yaşanan ya da yaşanamayanın söze geçmiş halleri…

Gittikçe daha da somutlaşan yabancılığın acısı…”

Yerleşik bir yabancı mıydı bu satırların yazarı kendi başkentinde / yurdunda? Belki de öyleydi…

Yerleşik bir yabancı, sözcüklerin gösterdiklerinin, özdeki karşıtlığıydı acıyı oluşturan…

Kalmaya niyetli insanın kuşatılmışlığı… O insanı bir yabancıya dönüştürürken ortaya çıkan acı, tanımlanabilir mi?

Sanmıyorum…

***

Ancak, bilincin gücüyle umuda yönelebilmenin bir çıkış noktasıydı… çıkış noktasıdır belki de!

İnsanın çocukluğunda var olan kirlenmemiş, kirletilmemiş saflığın yaratısı, düş kırıklıklarının ertesinde, yeni umutlar bulabilmenin, yaratabilmenin umudunu taşıyacaktı…

Yargılardan kurtulup, özgürleşildiği zaman… Öznel, tolumsal, sınıfsal vb. buyurgan, cellat yargılardan ve o yargıların tüketici, sınıflandırıcı etkilerinden kurtulunduğu zaman… Gök kuşağının renklerine ulaşabilmek de olanaklıydı…

Olanaklıdır…

Tek umudum şimdilik bu…


 

PARANTEZ

“Karanlık dönemlerde peki

Şarkı da söylenecek mi

Elbette şarkılar da söylenecek

Belgeleyen karanlık dönemi…”

Bertolt Brecht

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1105 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler